Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Zirveye Doğru Çevrilen Pedal / Dağ Bisikletçisi İlhan Erdinç Türkyılmaz

Bu Yazıyı Paylaşın:
Zirveye Doğru Çevrilen Pedal / Dağ Bisikletçisi İlhan Erdinç Türkyılmaz

Sizi tanıyabilir miyiz?

Adım İlhan Erdinç Türkyılmaz, on yedi yaşındayım, yaklaşık iki buçuk yıldır aktif olarak bisiklet sporu yapıyorum.

Bisiklet sporlarının branşları var mı?

Türkiye’de başta lisanslı olarak başlayabiliyorsunuz, ondan sonra iyi olursanız Milli Takıma seçiliyorsunuz. Türkiye’de gelinebilecek en üst nokta şu an için Milli Takım.

Dağ bisikletçisi misiniz?

Evet dağ bisikletçisiyim.

Milli Takımla irtibatınız oldu mu?

Elbette oldu, Milli Takımda yurt dışına gittim. Dünyada ilk defa yapılan bir yarışmaya katıldım, kendi yaş kategorimde Avusturya’ya Dağ Bisikleti Yıldızlar Avrupa Şampiyonasına gittim.

Kaç yaşındayken yaptınız bunu?

Geçen yıl, on altı yaşındayken…

Türkiye bu konuda ilk defa mı temsil edildi?

Evet, ilk defa temsil edildi.

Takım halinde siz mi temsil ettiniz?

Milli Takım olarak temsil ettik, benimle beraber iki arkadaşımla beraber üç kişi katıldık.

Derece nedir?

Orada Türkiye’nin en iyi derecesini yaptım, yaklaşık yüz kişinin içinde yetmiş üçüncü olduk, ilk Avrupa deneyimimizi yaşadık, bizim için önemli bir başarıydı. Bu yıl arkadaşlarım gitti, aynı başarıyı maalesef yakalayamadık.

Sağlıklı ve genç bedenlerin iltifat edebileceği bir spor olduğu anlaşılıyor, dağ bisikletçiliği ya da bisiklet sporu yapmanın şartı sizce nedir?

Öncelikle Türkiye’de bu zor bir spor. Bu sporu yapmak her babayiğidin harcı değildir, antrenmanları zordur. Ben İstanbul’da antrenman yapıyorum, en az yaptığım antrenman otuz kilometre, trafiğin bağrında antrenman yapıyoruz. En boş yere de gitseniz trafik var, trafik riski var, outdoora gitseniz, dışardasınız, kapalı bir alanda değilsiniz, basketbol futbol voleybol gibi bir spor değil. Trafik riski var, kaza riski diğerlerine göre daha fazla, sakatlanma riski de yüksek. Önleminizi alıp çıkıyorsunuz. Ondan sonra devam ettiğim okul oluyor, Türkiye’de malum okumadan bir şeyler olmuyor, belli bir tahsil gerekiyor, bundan dolayı birlikte yürütmesi zor. Futbolda arkadaşlarım var, ben bisiklet sporuna başladığımda arkadaşlarım futbola gidiyorlardı, futbol kulüplerine kurslarına yazılmışlardı. Onlar günde bir saat antrenman yaparken benim bir saatim bisikletin üstünde geçiyor ayrıca eve geliyordum, duş alıyordum, yemek yiyordum. İki yıl boyunca düzenli bir şekilde antrenmanlara devam ettim, iki yılın sonunda iyi bir yere gelebildim.

Bu konuda sizi tebrik ediyoruz. Bu spor dalı pahalı bir uğraş mıdır?

Elbette pahalı bir şey. Çünkü üç yüz milyona aldığınız bir bisikletle bir yerlere gidemezsiniz. Şöyle söyleyeyim, ona bisiklet demiyoruz biz. Kullandığımız bisikletlerin minimum fiyatı 1500 TL.

Bunu finanse eden yerler var mı?

Elbette var, takımı var, ben de Atilla Bisiklet adına yarışıyorum, oradan başladım, onlar bu işin alt yapısını oluşturmuşlar. Bir futbol kulübü gibi düşünün, yükseldikçe size iyi imkânlar sunuyorlar. Zaman geçtikçe başka kulüplerden transfer teklifleri gelebiliyor. Türkiye’de pek gelişen bir spor değil, bir anda böyle parlayan bir spor değil, dağ bisikleti zaten dünyada bile sonradan gelişen bir spor dalı. Türkiye bunu on yıl geriden takip ettiği için bize gelen bisikletler, malzemeler biraz daha geriden geliyor. İster istemez onların biraz daha gerisinde kalıyoruz. Avrupa’ya gittiğimiz zaman bizdeki Türklerdeki amaç yarışı iyi bir şekilde tamamlamak, yarışta birinci olmak ikinci olmak değil, yarışı kazasız belasız bir şekilde bitirmektir.

Zor bir spor, pahalı bir spor, herkes buna zaman ayıramıyor, bir de Allah vergisi bir yetenek olması gerekiyor, vücudunuz belki çok iyi olabilir ama her şey güçte bitmiyor, kafa yapısı da olması lazım. Rakiplerim fiziki olarak benden çok daha güçlü kişilerdir, genel anlamda baktığımız zaman fiziğimle ezebileceğim adam çok yoktur ama çoğu kişiyi akılla eliyorum. Yüz kilometre yarış koşuyoruz, yüz kilometrede ister istemez kan şekeriniz düşüyor, bacaklarınıza ağrılar giriyor kramplar giriyor, ondan dolayı kendinizi iyi bilmeniz lazım.

Bisiklet üzerinde beslenme söz konusu mu?

Biz de her şeyin başı beslenme ve dinlenmedir. Diğer sporlarda da bu böyledir. Bisiklet dünyanın en zor sporlarından ilk beşe giren bir spor, baktığınız zaman Türkiye’de zaten az yapılıyor. Antrenmana çıkarken proteinli şeyler yiyorum, az ama çok tok tutan şeyler yiyorum, antrenmandan geldikten sonra esneme hareketlerini yapıyorum, antrenmandan önce de ufak esneme hareketleri yapılıyor ama antrenman belli bir tempoyla başlıyor. Mesela bir dağ düşünün, dağın başına çıkarken yavaştan tepeye doğru çıktığınızı düşünün, antrenmanda da öyle yavaştan zirveye doğru çıkıyorsunuz, antrenmanın ortası zirvedir ondan sonra yavaşça düşürüyorsunuz bunu.

Eğimleri mi tercih ediyorsunuz, çünkü bu sınırlandırılabilen bir şey olmalı…

Rakım önemli bizim için.

Kısa mesafelerde ani yükselişler var mı, yoksa parkurlar bu konuda özel mi seçiliyor?

Elbette parkurlar özel seçiliyor, insanı ne kadar zorlayabiliriz derecesinde yapılan parkurlar da var, bazen de herkes burada yarışabilsin diye basit yerler de var. Ayrıca bizim parkura girip iki üç tur atmamız lazım ki, parkurun taşına toprağına çakılına kadar her şeyini bilmemiz lazım. Burada da iş biraz da tekniğe geliyor, teknik dedikleri olay mesela bir kaldırımdan inip çıkmak, bir taşın üzerinden atlayabilmek, hızlı gidiyorsunuz beyninizle bazı olaylara odaklanamıyorsunuz, kan şekeriniz düşüyor, sürekli koştuğunuzu düşünün… Dalaklanmaya bile başlayabiliyorsunuz, iyi idmanınız yoksa kendinizi iyi bilmiyorsanız; ben ilk yarışımda öyle olmuştum, bir iki kişinin tavsiyesiyle yarışı bitirebilmiştim. Ondan sonra anladım ki bu iş böyle gitmiyor, hep basarak gitmek mantıklı değil.

Şehir içinde bu antrenmanları yapmak için yeterli uygun alanlar var mı? Bisiklet sporuyla uğraşanların en çok şikâyet ettikleri şey şehirlerde bisiklet için ayrılmış alanların yeterince olmaması…

Türkiye’de gelişen bir spor, daha yeni yeni gelişen bir spor, yurt dışından bile yeni gelen bir spor, o nedenle bu söyledikleriniz biraz zaman alacak…

Bu spora en çok hangi ülkeler iltifat ediyor?

Amerika, İsviçre, İngiltere daha çok Avrupa tarafındaki ülkeler, Avrupa ülkeleri daha çok ilerdeler bu sporda. İstanbul’da sadece bir tane bisiklet yolu var, o da Cadde Bostan sahil yolunda, ona da bisiklet yolu demek için şahit lazım, yaya ve bisiklet yolu karışık, üstünüze bir anda yayalar atlıyor, köpekler atlıyor. Biz oralarda antrenman yapamayız çünkü bize göre değil, bir anda düzleşiyor, bir anda eğim yapıyor. Biz daha çok düz ve belli aşamalarda eğimli olan yerlerde çalışma yapabiliyoruz. Bir anda %40 %10 gibi eğimlerde değil de kademeli kademeli gitmesi lazım.

Sizin için eğimli düzlükler mi anlamlı yoksa bir kısım engebeler olmalı mı?

Yaptığınız antrenmana göre değişir ama genelde eğimli düzlükler bizim için daha avantaj. Çünkü orada kendinizi iyi görürsünüz. Orada gidebiliyorsanız, diğer tarafta, taşlıktır topraktır, bu tür yerlere girdiğiniz zaman bacağınız daha iyi döner ve kendinizi daha iyi hissedersiniz, Türkiye’de bu işi yapmak yeterli alan ve yol olmadığı için zor.

Peki kendi bedeninizin sınırlarını keşfetmek adına gerçekten zorlu bir spor olduğunu düşünüyor musunuz?

Elbette, bu diğer sporlara benzemiyor, herkes bisiklete binebiliyor ama olay yokuş çıkmaya geldiği zaman. Mesela bisiklete binmek için herkes Büyük Ada’ya gitmiştir, oraya baktığınız zaman herkes bisikleti kiralar, beş yüz metre sonra yokuş başladığında herkes bisikleti eline alır, çıkabilen iki üç kişi vardır… Yokuşa geldiği zaman yokuş bambaşka bir şeydir, yokuş çıkmak bir sanat diyebiliriz, herkes yokuş çıkmasını bilmez, yokuşa girdiğiniz gibi çıkamazsınız veya çıktığınız gibi inemezsiniz. Yokuşun başında çok basarsanız nabzınız yükselir yokuşun sonunu getiremezsiniz, yokuşun sonunda kendinizi çok yorarsanız inemezsiniz, gözleriniz kararır kan şekeriniz düşer, bunları çok iyi ayarlamak lazım. Vücudunuzu iyi dinlendirmeniz lazım çünkü on beş kilometre yarış koşuyorsunuz, bu dağ yolunu düz yola vurduğunuz zaman yüz, yüz yirmi kilometre oluyor, benim yaptığım antrenmanlar haftalık 250-300 kilometre arasında, yılda da 11bin, 12 bin kilometre antrenman yapıyorum.

Peki bu zamana kadar şehirlerarası gidişlerinizde en uzun ne kadar mesafe kat ettiniz?

En uzak Ankara’ya gittik,  ben o gün 225 kilometre bindim, kendimi iyi de hissediyordum. Zaman ve rüzgâra, aynı zamanda yola bağlı olarak 300-350 kilometreye kadar gidebilirsiniz.

Bisiklet sporu adeta hayatın zorluklarıyla benzerlikler taşıyan, hayatla iç içe bir spor. Buna hiç felsefi anlamlar yüklediğiniz oldu mu?  Bu spor size düşünüş biçimi olarak hayat adına ne veriyor?

Hayat adına çok farklı yerlere gidiyorsunuz, çok farklı ortamlara giriyorsunuz. Geçen yıl on beş farklı yere gittim, içinde yabancı ülkeler de vardı. Türkiye’den çeşitli illere gittik.. Bir iş gezisi gibi düşünün bunu. Her alana profesyonelce gidiyorsunuz, otobüsle oluyor; takım arabasıyla oluyor, yerine göre bisikletle gidebiliyorsunuz, orada o kadar insan görüyorsunuz, onların yaşayışlarını, giyimlerini kuşamlarını görüyorsunuz, davranışlarını görüyorsunuz, her yerden bir şey kapıyorsunuz.

Tarihsel bir şahsiyet ya da kişiliğe benzetmek gerekse kendinizi kime benzetirsiniz? Bu kadar çok gezene Evliya Çelebi örneği olabilir mi? Aranızda böyle şakalar yaparlar mı?

Bisiklet sporu daha gelişmediği için çok üst noktalarda kişiler yok. Diğer dallardaki meşhur sporculardan filanca gibiyim dersek bu iş olmaz. Çünkü bisiklet sporu bambaşka bir spor, diğer sporlara benzemiyor. Onun için işin gerçeği çok büyük hedeflerim yoktu benim. Çünkü Türkiye’de hedef koyamazsınız, hedef koyduğunuz zaman ümidiniz kırılır, hayalleriniz alt üst olur.

Umarım böyle olmaz…

İnşallah olmaz… Bir ağbimden aldığım bir tavsiye var, “sen antrenmanını yap, yarış tarihi ne zaman gelecek belli olmaz” derdi.  Ben hep bu tavsiyeyi göz önünde bulundurarak çalışıyorum. Mesela yarışı temmuzun on beşine koyuyorlar, siz kendinizi temmuz on beşe göre endeksliyorsunuz, dinlenmenizi, antrenmanınızı, yüklenmenizi, yemenizi içmenizi, ailenizi, bütün yaşamınızı o tarihe göre ayarlıyorsunuz; bir bakıyorsunuz iki gün kala yarışı temmuzun yirmisine ertelemişler. Ne oluyor, her şeyiniz erteleniyor.

Gerçekten bu yaşta böyle güzel başarılara imza attığınızı görüyoruz, bu spora atılmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Meraklı arkadaşlarıma yaptıklarımdan az bir şey bahsederek şöyle söyleyeyim; bugüne kadar Balkan üçüncülüğüm var, Türkiye üçüncülüğüm var, Türkiye dördüncülüğü, beşinciliğim var, diyecekler ki niye birincilik yok ikincilik yok… Bence başarı belli bir konumda devam ettirebilmektir. Bir gün birinci olup sonra beşinci olmanın bir anlamı yok, ben hep üçüncülük ve ikincilikle gittim. Arkadaşlara şunu söyleyebilirim, düzenli yaşasınlar, yediklerine içtiklerine dikkat etsinler, mümkün olduğunca dışarıyı iyi gözlemlesinler, sadece kendi yaşamlarına bakmasınlar, başkalarının hayatlarını da izlesinler. Sosyal aktivitelere önem versinler, sosyal olsunlar, girişken olsunlar çünkü bu her alanda gerekli. Benim hayatımda bisiklet sayesinde çok şey değişti. Önceden çanta hazırlamazdım çanta hazırlar oldum, okulda tekrar etme özelliğini kendime kazandırdım, hiç yapmadığım şeyleri bisiklet sayesinde geliştirebildim. Gençler günlük yaşam şartlarını belirlesinler… Mesela ben günlük sekiz saat uyumazsam sonraki gün kendimi iyi hissetmiyorum. Mesela yedi saat uyudum, o bir saatin noksanlığını hissediyorum. Günlük uyku saatlerini belirlesinler, yediklerine içtiklerine çok dikkat etsinler, dışarıyı gözlemleyerek ben ne yapıyorum, bu hayat nereye gidiyor gibi sorulara kafa yorsunlar ve ona göre kendilerini yönlendirsinler, kendilerine bir yol haritası çizsinler. Bir atılım her şeyi değiştirebiliyor.

Genç , istikrarlı ve başarılı bir sporcu olarak sizi tebrik etmek isterim.Bundan sonraki aşamalarınızda ve spor hayatında başarılar diliyor bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.