Yunus Emre ve Değerler Eğitimi / Dr. Rıdvan Demir
Yunus Emre’nin hayatı ve eserlerine dair genel bir değerlendirme alabilir miyiz? Mezar yeriyle ilgili değişik fikirler mevcut. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Tarihî belgelerin yetersiz oluşu, Yunus’un doğum tarihi, tarikatı, yaşadığı çevre, şiirleri, vefat tarihi ve mezarı konusunda çeşitli fikirlerin ortaya atılmasına sebep olmuştur. Hayatı ile ilgili bilgiler, daha çok “Bektaşî Velayetnamesi”nde anlatılan ve halk arasında söylenilenlerin de eklenmesi ile ortaya çıkan menkıbelerden oluşmaktadır. Yunus’un, 13. yüzyılın ortaları ve 14. yüzyılın başları arasında yaşadığı ile ilgili olan görüşler ağır basmaktadır. 82 yıl ömür süren Yunus’un doğum ve ölüm tarihleri tahmini olarak H. 638-720 / M. 1240-1320 şeklinde kabul edilmektedir. Bektaşî Velayetnamesi’nde onun, Sivrihisar’ın yakınında bulunan Sarıköy’de doğduğu yer almakta ve Yunus’un mezarının da bu köye yakın bir yerde olduğu ifade edilmektedir. Yapılan farklı araştırma ve tahminlere göre ise Yunus Emre’nin, Sakarya havzasında ya da Karaman, Konya çevresinde veya bir müddet birinde, bir müddet diğerinde yaşadığı ileri sürülmektedir.
Yunus, toplumumuz tarafından sevilen, sayılan ve sahiplenilen birisidir. Yedi uyurlar nasıl Türkiye’de birçok yerde sahiplenilmişse Yunus’un da birçok yerde mezarının bulunulduğuna inanılmaktadır. İnsanlar bu tür manevi şahsiyetleri benimseyip kendi bölgelerinde olduklarına inanıp sahiplenmektedirler. Bu mezarların bazıları, birçok yerde gezip dolaşan, sevilip benimsenen şairin hatırasını ebedileştirmek için yapılmış makamlar olabilir, bazıları ise başka Yunuslara aittir.
Eserlerine değinecek olursak; Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye ve Divan olmak üzere iki eseri mevcuttur. Risaletü’n-Nushiyye eseri, baştaki mensur bölüm dışında mesnevi şeklinde yazılmış tasavvufî bir nasihatnamedir. Ruh, akıl, nefis, öfke, sabır, kanaat, cimrilik vb. konuları tasavvufa göre açıklayan, öğüt veren, ahlâkî-tasavvufî bir eserdir. Divan, Yunus’un ikinci ve en önemli eseridir. Bu eser, o hayatta iken tanınmıştır. Divan 300-350 kadar şiirden meydana gelmektedir. Fakat ona isnat edilen şiirlerin sayısı 1000’i geçmektedir. Bunun sebebi kendisinden sonra birkaç Yunus’un daha gelmesidir ve bunlara ait olan şiirlerin de esere sonradan dâhil edilmesidir. Dolayısıyla gerek bu Yunusların şiirleri gerek başkalarının mahlas değiştirilerek alınan şiirleri Yunus Emre’ye mâl edilmiş ve Divan büyütülmüştür. Divanda dinî, ahlâkî, tasavvufî vb. birçok konuyu işleyen şiirler yer almaktadır.
“Bizim Yunus’a” dünya milletlerinde de büyük bir ilgi var. Bu ilgiyi görünür kılan ne tür gelişmeler var? Sizce Yunus’u evrensel kılan nedir?
Aslında bu durum Yunus’un bütün insanlara/milletlere aynı nokta-i nazardan bakmasıyla ilgili. Onun herkese açık olan gönül penceresi ve herkesi kucaklayan sözleri bu teveccühün oluşmasında etkili olmuştur diyebiliriz. “Yetmiş iki millete birlig ile bakmayan/ Şer‘ile evliyâsa hakîkatte âsîdür” diyerek yetmiş iki millete bir gözle bakmayanı, şeriat ölçülerine göre evliya olsa bile isyankâr olarak nitelendirmiştir. Buradaki yetmiş iki millet ifadesini bütün dünya ulusları olarak nitelendirebiliriz. Dolayısıyla Yunus’un; kendi milletinin sınırlarını aşan, evrensel bir tutum sergileyen, hangi ırktan olursa olsun bütün farklılıkları bir kenara bırakıp ayrım yapmadan tüm insanlara saygı ve sevgi duyan yönü, dünya milletlerinde ona büyük bir ilgi gösterilmesine neden olmuştur. Bu açıdan bir bakıma ona hümanist denebilir ancak hümanizm, insanı sadece duygusal ve düşünsel anlamda severken Yunus insan sevgisini Yaratan’a bağlamıştır. O, sadece insanı değil, bütün yaratılmışları sevmektedir. Yaratılmışların en şereflisi olması itibarıyla insanı daha fazla sevme sebebi Yaratıcı’dır. “Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü/Yaradılanı severiz Yaradandan ötürü” sözlerini buna en güzel olarak verebiliriz.
Mürşidi ile ilişkilerinde çarpıcı irfanî detaylar var. Bir bakıma seyr u sülûk haritası… Biraz bahseder misiniz?
Yunus’un mürşidi, şiirlerinde saygı ile andığı Tapduk Emre’dir. Tarikatta pişip olgunlaştığı yer, Tapduk Emre’nin kapısıdır. Fakir bir insan olan Yunus, ekmek derdi ile çıktığı yoldan himmet ile dönmüştür. Seyr u sülûk sürecinde o himmete kavuşmak için tam kırk yıl Tapduk Emre dergâhında hizmet etmiştir. Yıllar yılı şeyhine odun taşıyan Yunus’un taşıdığı odunların içinde hiç eğrisinin bulunmaması çok dikkat çekicidir. Buradan özüyle sözüyle davranışlarıyla doğru olan bir Yunus görmekteyiz. Tabii ki bu sürecin oluşmasında onun içindeki cevheri ortaya çıkaran başta mürşidi olmak üzere bulunduğu manevi eğitim atmosferinin etkisi hiç şüphesiz etkili olmuştur.
Sanatı ve şiirinin, irfanî özünün edebi yansımaları olduğu çok açık. Sanat ve şiirinde, onun kalp ve düşünce hayatını yansıtan, din ve değerler eğitimi açısından müthiş ölçüler var. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Ayrıca üslubundaki sadeliği nasıl değerlendirmeliyiz?
Yunus tasavvuf edebiyatımızın en büyük halk şairidir. Orta Asya’da Ahmet Yesevî ile başlayan halk tasavvuf şiirimizin en ölümsüz mısralarını Yunus’un şiirlerinde bulduğunu söyleyebiliriz. Onun yaldızlı sözlerle, sınırlı bir zümreye mesaj vermek gibi pek ilgisi yok. Vermek istediği mesajı açık, yalın ve herkesin anlayacağı bir biçimde vermiştir. Şiirlerini sade Türkçe ile yaşayan halk diliyle ve hece vezniyle söylemiştir.
Onun benimsediği ahlâkî değerler, İslam dininin öğretilerinden beslenen değerlerdir. Bu hususlardaki fikirlerinin kaynağının yoğunluklu olarak Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler olduğunu çok net bir şekilde ifade edebiliriz. Yunus Emre’nin ortaya koyduğu değerlerin ve öğretinin temelinde sevgi, saygı, dostluk, hoşgörü, doğruluk, sabır, adalet, cömertlik, ana baba ve komşu hakkı vb. yüceltilen değerler bulunmaktadır. Yunus; insanlara sevmeyi, zarar vermemeyi, kimseyi hor görmemeyi, herkese yardım etmeyi öğütlerken insanlar arasındaki çekişmeleri, topluluklar arasındaki düşmanlıkları ve savaşları anlamsız bulmakta “Biz kimseye kin tutmayız/Kamu âlem birdir bize” demektedir. Yunus’a göre insan, dini ve mezhebi ne olursa olsun bütün herkese iyi niyetle bakmalıdır. Diğer taraftan o, insanları ve toplumu hoş olmayan birtakım davranışlardan uzaklaştırmaya ve manevi açıdan eğitmeye çalışmıştır. Yunus’un bu hususta izlediği ana ilkenin “iyiliği emredip kötülükten sakındırmak” olduğu söylenebilir. “Kimse bağına girmegil, kimse gülüne dermegil” sözü bunlara örnek olan ifadelerden sadece bir tanesidir. Buradaki temel çizgisi ise kişinin kendini başkasının yerine koyması olan empati duygusunun kazandırılmasıdır. Buna en güzel örnek “Sen seni ne sanursan ayruga da anı san” yani kendini ne sanıyorsan başkalarını da öyle san ifadesidir. O, herkesi sevgisiyle kucaklayan biridir. İnsanlara yardım etmeyi, hiçbir şekilde kimseye zarar vermemeyi, kötülük yerine devamlı iyilik etmeyi, insanların gönlünü almayı; böylelikle yine Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanmayı amaçlamaktadır.
İbadetlere bakışında, ibadetleri insanî değerlerle birlikte harmanlayan, aslı ve özü hatırlatan yaklaşımlar her yönüyle ön planda ve çok çarpıcı. Onu hissetmemizi sağlayan en önemli yönü de ibadetlere ihlas zaviyesinden yaklaşımları diyebiliriz. Yunus Emre’nin ibadetlere bakışına dair değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Sizin “Onu hissetmemizi sağlayan en önemli yönü de ibadetlere ihlas zaviyesinden yaklaşımları” ifadeniz çok doğru. Yunus’a göre Müslüman olduğunu iddia eden her kişinin İslam’ın şartlarını bilmesi ve bunları yerine getirmesi gereklidir. Şiirlerine baktığımızda başta namaz olmak üzere İslam’ın beş şartına çok sık yer vermiş ve insanlara da bunları yapmasını öğütlemiştir. Şu sözlerini buna örnek verebiliriz.
“Benden öğüt ister isen eydiverem bildiğimden
Budur Çalab’ın buyruğu tutun oruç, kılın namaz.”
Diğer taraftan Yunus’a göre ibadetler gösteriş için değil, Allah sevgisini kazanmak için yapılmalıdır. Yukarıdaki dizede geçtiği gibi ibadetler Allah’ın emri yani “Çalab buyruğu”dur. İnsan ancak ibadet ederek manevi açıdan ilerleyebilir. Bununla birlikte Allah’a yapılan ibadetlerde samimiyet, ihlas çok önemlidir. Çünkü bunlar ibadetlerin özüdür. Ancak bu ameller sevgi ile değerlenir; içinde sevgi olmadan, gönül kırarak yapılan ibadetlerin pek bir kıymeti yoktur. Dolayısıyla sadece şeklî (fiziksel bir eylem) olarak yapılan ibadetler sosyal hayatta insanı daha ahlâklı ve daha iyi bir insan kılmalıdır. Aksi hâlde bir ibadet insanı manevi açıdan yükseltmezse ibadetlerden beklenen hedef gerçekleşmemiş olacaktır. Diğer taraftan ibadetlerini yapan kişi gönül kırmamayı, nefsini kötülüklerden korumayı da başarabilmelidir. Yunus, ibadetlerin samimiyetle yapılmasını öğütlemekle birlikte gönül kırmamayı da merkeze koyan bir anlayış içerisindedir. Çünkü gönül, Allah’ın bulunduğu yerdir. (Gönül Çalab’un tahtı gönüle Çalap bahdı)
Örneğin Yunus’un “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil” ve “Ak sakallu pîr koca bilmez ki hâli nice, Emek yimesin hacca bir gönül yıkarısa” dizeleri ibadetlerin asıl manasını dile getirmektedir. Çünkü Kur’an’ın ifade ettiği gibi gerçek bir namaz insanı kötülükten koruyan, alıkoyan (Ankebût, 29/45) bir ibadettir. Durum böyle iken “Önemli olan, namaz kılmak, oruç tutmak vb. değil; hoşgörülü davranmaktır, zira gönül temizliği namazın da üstündedir.” şeklinde bir yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. İnsanlara karşı hoşgörülü davranmak ibadetlerin önemini eksiltmez aksine arttırır. Kısacası insan hem ibadetlerini yerine getirmeli hem de kalbi temiz olmalıdır.
