Youtuber’lar Ergenlerin Kimliğini Nasıl Etkiliyor? / Uzman Psikolojik Danışman Merve Nadide Akbaş
Dijital çağın geleneksel rol model anlayışını nasıl dönüştürdüğünü düşünürsek, YouTuber’ların ergenler için bu kadar çekici hale gelmesinin arkasındaki temel psikolojik dinamikler nelerdir? Özellikle “sıradan ama ünlü” olma paradoksunun ergenler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
En temel sebep, samimiyet hissi. Yani gençler, YouTuber’ları “gerçek” buluyor. Sanki kameranın önünde değil de yanlarında oturuyormuş gibi davranıyorlar. Onlara göre bu kişiler yapmacık değil; sıradan, içten ve izleyiciyle arkadaşça bir iletişim kuruyorlar. Bu da gençlerde bir yakınlık ve aidiyet hissi oluşturuyor. Mesela; günlük dil kullanmaları, evlerinden çekim yapmaları, gündelik hayatlarından kesitler sunmaları çok etkili. Gençler bu şekilde “O da benim gibi biri.” diyebiliyor. Onları yukarıda, ulaşılmaz bir yerde değil; kendi çevrelerinin bir parçası gibi görüyorlar. Bu da o “bizden biri” duygusunu pekiştiriyor. Bu kişiler öyle bir samimiyet sunuyor ki, gençler onları izlerken yalnız hissetmiyor. Hatta bazen gerçek hayatlarında kuramadıkları bağları o videolarda bulabiliyorlar.
Kimlik gelişiminin en kritik döneminde olan ergenlerin, YouTuber’larla kurdukları ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Bu ilişki geleneksel sosyalleşme süreçlerini nasıl tamamlıyor veya tehdit ediyor?
YouTuber’lar sadece içerik üreticisi değil aslında, çünkü onlar gençlerin dünyasında bambaşka bir iletişim alanı yaratıyorlar. Artık sadece videoları izlemek değil, o videolarda konuşulanlara hâkim olmak, YouTuber’ların yaşam tarzlarını az çok bilmek bile sosyal kabulün bir parçası hâline gelmiş durumda. Yani bir genç, arkadaş grubunda konuşulan bir YouTuber’dan habersizse, kendini dışlanmış hissedebiliyor. Röportajlarda sık duyduğumuz ifadelerden biri şu oldu: “Arkadaşlarım bir videoyu konuşurken ben o konudan habersizsem, dışlanmış gibi hissediyorum.” Bu çok güçlü bir cümle. Gençlerin o dijital sohbetin bir parçası olamadığında sosyal olarak reddedilmiş gibi hissettiklerini gösteriyor. Bu da YouTuber’ların sosyal onay konusunda nasıl bir rol oynadığını net biçimde ortaya koyuyor. Çünkü günümüzde popüler YouTuber’ları takip etmek, onların esprilerini anlamak ve arkadaş ortamında bunları paylaşmak “havalı” kabul ediliyor. Yani bu bir tür sosyal sermaye gibi. “Şu videoyu izledin mi?”, “Şu şakayı hatırlıyor musun?” gibi soruların döndüğü ortamlarda, bu içeriklere hâkim olmak kabul görmek anlamına geliyor. Bunun olumsuz tarafı var. Bazı gençler, aslında ilgilerini çekmeyen YouTuber’ları sırf dışlanmamak için takip etmek zorunda hissediyor. Yani içten içe keyif almadıkları içerikleri izleyip, sırf grup içinde “uyumlu” görünebilmek adına kendilerini zorluyorlar. Bu da hem bireysel tatminin düşmesine hem de sosyal baskı hissinin artmasına neden oluyor. Bu tür davranışlar, gençlerin kendi ilgi alanlarını ve tercihlerini bastırmalarına yol açabilir. Uzun vadede ise benlik algısında zayıflama ve “başkası gibi olma” baskısı hissi yaratabilir. Bu nedenle gençleri, özgün ilgi alanlarına sahip çıkmaları konusunda desteklemek çok önemli.
Çalışmanızda ergenlerin tamamının YouTuber videolarının altındaki yorumları okuduğunu ve bir katılımcının “Herkes bu videoyu izlemiş; herkes benim gibiymiş” dediğini görüyoruz. Bu dijital ortamdaki sosyal onay arayışının ergenlerin kimlik gelişimi için olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?
Ergenlik dönemi, bireyin “Ben kimim?” sorusunu en yoğun sorduğu zaman. Ve bu sorunun cevabını ararken en çok ihtiyaç duydukları şey, sosyal onay. Yani, “Ben normal miyim?”, “Yaptığım şeyler kabul görüyor mu?”, “Başkaları da benim gibi mi hissediyor?” gibi sorulara yanıt arıyorlar. YouTuber videolarının altındaki yorumlar da bu anlamda onlar için bir tür aynaya dönüşüyor. Örneğin, bir videoyu izliyorlar ve bir sahneye çok gülüyorlar. Ardından yorumlara bakıyorlar: “Başkaları da buraya güldü mü?” Eğer onlar da gülmüşse bu, genç için çok değerli bir şey. Çünkü “Demek ki sadece ben değilim. Demek ki bu duyguyu paylaşan başkaları da var.” diye düşünüyor. Bu, bir tür rahatlama ve kabul edilme hissi yaratıyor. O yüzden “Herkes bu videoyu izlemiş, herkes benim gibi.” Bu ifade, YouTuber’ların ve onların etrafında dönen sosyal medya ortamının, gençlerin toplumla bağ kurmasında ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
“Ben de onlar gibiyim” hissiyatının ergenlerde oluşturduğu aidiyet duygusunun sağlıklı sınırları nerede başlıyor ve bitiyor? Özellikle aşırı özdeşleşme (over-identification) durumlarında ailelerin ve uzmanların dikkat etmesi gereken uyarı işaretleri nelerdir?
Video altı yorumlar, sadece düşünce paylaşımı değil; aynı zamanda bireyin toplumdaki yerini anlamaya çalıştığı bir referans noktası. Bu açılardan düşünüldüğünde olumlu yanı var. Ama bu referans noktalarından farklılaşmak ergen üzerinde ciddi kaygılar ve bunalımlar yaratıyorsa onaylanmaya fazla bağımlı hale gelmiş demektir. Sağlıklı kimlik gelişimi, normalim hissine ek olarak, ben kendi duygu ve düşüncelerimle biricik ve tekim hissinin gelişimini de gerektirir. Her zaman herkes gibi düşünmek zorunda olmadığını, farklı olabileceğini, her fikre katılmak zorunda olmadığını hissedemiyorsa kişi orada olumsuz bir tarafa doğru geçiş yapmıştır. Örneğin, en sevdiği Youtuber yulaf lapasını çok sevdiği için yemeye başlayan ama hiç tadını beğenmese de devam eden ergen örneğindeki gibi. Merak etmesi, denemek istemesi, onun yaptıklarını yapmaya heves duyması bir açıdan normal çünkü keşif içeriyor ama beğenmediği halde devam etmesi bu konuda aşırı özdeşleme olduğunu, ferdiyetin kaybolduğunu, kişinin kendi merkezini, dürtülerini tam olarak fark edemediğini gösterir. Bu da zaman içinde kişinin kendisiyle kaldığında boş hissetmesi, sıklıkla başkalarını takip ederek yaşamaya başlamasıyla sonuçlanabilir.
Bazen ergenlerde aşırı özdeşleşmenin fark edilemediği durumlar olabilir. Örneğin, pek çok ergen YouTuber’ların önerdiği ürünleri satın alıyor ve giyim tarzları, makyaj stilleri, kullandıkları dil ve mizah anlayışları gibi konularda YouTuber’lardan etkilenerek davranışlarını belirliyorlar. Bu süreçte en çarpıcı gerçek ise maalesef çoğu ergenin YouTuber’ların etkisi altında olduklarının farkında olmamaları. Aileler ve uzmanlar, çocuklarına her zaman bir davranışı neden yaptıkları, bir duyguyu hissettiklerinde daha derininde ne olabileceğine dair farkındalıklarını geliştirme odaklı yaklaşmalılar.
YouTuber’ların sunduğu yaşam tarzı çeşitliliğinin ergenlerin gelecek planları ve meslek seçimleri üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumun “kolay para kazanma” hayaliyle birleşmesi hangi riskleri beraberinde getiriyor?
Sosyal medyanın sunduğu hızlı başarı ve ün, gençler için çok çekici. Onlara “çalışmadan kazanma” fikrini cazip kılıyor. Hâlbuki ergenlik döneminde kişinin yeteneklerini keşfetmesi, hedef belirlemesi ve bunlar doğrultusunda bir yol çizmesi beklenir. Gelişimsel olarak bu dönemde bireylerin bilişsel olgunluğu artar ve daha gerçekçi hedefler koyabilir hâle gelirler. Ama bu her zaman kolay olmuyor. Bu dönemde gençler kariyer konusunda kararsızlık yaşayabilir. Öncelikle okullar, eğitim yöneticileri ve öğretmenler çok önemli bir rol oynuyor. Gençlere, sadece popüler mesleklerin değil; kendi ilgi, yetenek ve merakları doğrultusunda birçok seçeneğin var olduğunu göstermek gerekiyor. Öğrencilerin beklentilerini, yeteneklerini, kaynaklarını ve meraklarını dikkate alarak onlara yol gösterilmesi önemli. Özellikle okul rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri bu konuda önemli bir görev üstlenebilir. Meslek danışmanlığı oturumlarında, YouTuber olmanın artılarını ve eksilerini konuşmak bile gençlerin karar süreçlerini zenginleştirebilirler. Bu kariyer seçeneğini küçümsemeden, alay etmeden onlara “YouTuber olma!” deyip geçmek yerine, bu arzunun arkasında yatan nedenleri anlamak ve yönlendirmek gerekiyor. Kim bilir, belki gerçekten yaratıcı içerik üretecek potansiyelleri vardır. Ama bu süreci bilinçli ve sağlıklı şekilde yönetmek şart. Kolay paranın ve lüksün cazibesinden öte bir amacı olması kıymetli.
Farklı kültürlerden YouTuber’ları takip eden ergenlerin küresel bakış açısı geliştirmesi olumlu bir gelişme olarak görülse de, bu durum kendi kültürel değerlerinden kopma riski taşıyor mu?
Bu hem evet hem hayır diye yanıtlayabileceğim bir soru. Tabii bu karşılaşma her zaman olumlu bir etki sağlamayabilir. Bireyin kendi kültürel değerlerini sorgulamasına hatta zamanla yabancılaşmasına neden olabilir. Bu, “kendi kültürünü aşağı görme” , “yerli olanı değersizleştirme” gibi içsel çatışmalara yol açabilir. Bazı ergenler, farklı kültürlerden gelen YouTuber’lara karşı yoğun bir hayranlık geliştirip, kendi çevrelerindeki figürleri küçük görmeye başlayabilir. Bu, yerel değerlere, figürlere ve dillere karşı mesafeli hatta alaycı bir tavır geliştirme riskini doğurabilir. Bazı yabancı içerikler, yerel kültürdeki dinî, ahlaki ya da toplumsal değerlerle çelişebilir. Ergen bu çelişkiyi yaşarken, ailesiyle ya da toplumsal çevresiyle çatışma yaşayabilir. Bu da aidiyet duygusunu zedeleyebilir.
Tabii ki tüm bu olumsuz sonuçlar kendiliğinden çıkmaz. Bu ailelerin tutumlarıyla, ülkenin politikalarıyla, yaşam şartlarıyla, bireylere sunulan imkânlarla, ülkenin vatandaşlarına açtığı alanla da çok yakından ilgidir. Burada asıl mesele her şeyde olduğu gibi burada da dengeyi kurmaktır. Gençlerle sağlıklı iletişim kurarak onlara hem evrensel hem de yerel değerleri birlikte anlamlandırabilecekleri bir perspektif kazandırmak önemli bir görev olarak herkesin kucağındadır.
Çalışmanızda ergenlerin YouTuber’lardan etkilendiklerini inkâr ettikleri, ancak aynı zamanda onları taklit eden davranışlar sergiledikleri görülüyor. Bu farkındalık eksikliğinin altında yatan nedenler nelerdir ve aileler bu durumu nasıl fark edip müdahale edebilir?
Ergenlere sorulduğunda “Etkilenmiyorum.” demeleri, aslında farkında olmadıklarının bir göstergesi. Çünkü bazı ergenler, YouTuber’ın dürüst mü yoksa reklam mı yaptığını ayırt edecek bir ölçütleri olmadığını söylüyor ama aynı zamanda “Şimdiye kadar hiç sahte ya da samimiyetsiz bir YouTuber’a denk gelmedim.” diyorlar. Bu bir çelişki. Yani dürüstlük kriterleri olmadığında, samimiyetsizliği de fark edemiyorlar. Ne arayacağını bilmezsen, neyi kaçırdığını da anlayamazsın. Bu nedenle, gençlerin bu alandaki algılarını ve nasıl sonuçlara vardıklarını daha derinlemesine incelemek gerekiyor. Özellikle bu farkındalık eksikliğinin altında zamanında eleştirel düşünen, sorgulayan, kendinin ve ihtiyaçlarının farkında olan bireyleri tam olarak yetiştiremeyişimiz var. Çünkü ebeveynler ve geleneksel toplum bu özelliklere sahip bireylerden hoşlanmıyor. Çocuklar ergenliğe kadar bu şekilde yetiştikleri için sonrasında da karşılaştıkları rol modelleri objektif bir yerden değerlendiremiyor. Gençlerin içgörülerini geliştirecek, etik farkındalıklarını artıracak ve karar alma becerilerini destekleyecek şekilde bir ebeveynlik önemli. Ayrıca ebeveynler ekran başında ne yaptıkları ile çok ilgililer ama gençlerin bu içerikleri nasıl okudukları ve nasıl yorumladıklarına dair hiçbir ilgi duymuyorlar. Bu da fark etmek ve müdahale etmek konusunda geç kalmalarına sebebiyet veriyor.
YouTube içeriklerindeki gizli reklamları ve manipülatif unsurları ayırt edebilme konusunda ergenlerin geliştirmesi gereken kritik düşünce becerileri nelerdir?
İlk ve en önemli adım, gençlere “yeni medya okuryazarlığı” kazandırmak. Özellikle ergenliğin son döneminde, yani 16-18 yaş grubundaki gençler, soyut düşünebilme, problem çözme, farklı bakış açılarını görebilme ve bilgiyi işleme konusunda çok daha gelişmiş durumda. Bu da demek oluyor ki, onlara bu becerileri kazandıracak eğitim programlarını rahatlıkla sunabiliriz. Aslında çok net bir çağrı var burada: Yani sadece video izlemeyi değil, o içeriğin ne amaçla üretildiğini, nasıl etkilediğini fark etmeyi öğrenmeleri lazım. En gerekli becerilerden biri analiz etme. Yani onlara sunulan ya da önerilen şeyin uygulanabilir olup olmadığını değerlendiriyorlar, yani “Gerçekten kullanılabilir mi?” diye düşünmeleri önemli. Bu analiz sadece ürün ve gençlerin kendi bağlamlarında değil, ona bunu sunan YouTuber’ların paylaşımları bağlamında da olmalı. Söylemler nasıl? Her şeyin olumlu ve olumsuz yönleri olabilir. Bunu yok sayan bir yerden sadece ürünü öven söylemler mi paylaşılıyor? Ne kadar istikralı ve samimi paylaşımlar var?
Ebeveynlerin çocuklarının YouTube tüketim alışkanlıklarına yaklaşımında hangi stratejiler daha sağlıklı sonuçlar veriyor? “Tamamen yasaklama” ile “tamamen serbest bırakma” arasındaki doğru denge nasıl kurulabilir?
Aileler burada gerçekten kilit rolde. Öncelikle, çocuklarıyla sağlıklı ve güçlü bir ilişki kurmak istiyorlarsa, etkili iletişim becerilerine sahip olmaları şart. Birçok ebeveyn, ergenlik dönemindeki sosyal ve duygusal değişimleri gözden kaçırabiliyor. Bu da çocuklarıyla aralarındaki bağın zayıflamasına yol açabiliyor. Çocuklar bu yalnızlığı sosyal medya ile telafi etmeye çalışıyorsa ailenin yasaklaması aralarındaki iletişim sorununu daha da açar. Sorunları büyütür ve çocukta sadece ebeveynine karşı kinlenme gibi baş etmesi zor duygular yaratır. İlerleyen dönemde bir an önce evden ayrılma ve kendi istediği gibi hareket edeceği bir yaşam kurma fantezilerini çoğaltır. Kısacası ilişki kötüyse, tamamen yasaklama her şeyi daha da kötüye götürür.
Bu süreci kontrollü yönetmenin tek yolu, ebeveynlerin ergenlik döneminin ihtiyaçlarını öğrenmesi ve çocuğuyla sohbet ederek bu ihtiyaçlarının farkında olduğunu ona yansıtabilmesidir. Çünkü gençler sadece anlaşılmak değil, aynı zamanda kabul edilmek de istiyorlar. Özellikle iletişim becerileri, çocuklara sosyal kabul ve onay vermenin yollarını bilen aile, çocuğuyla inatlaşmadan, zıtlaşmadan bir ilişki kuruyor. Konulan kuralları ergenler için çok daha anlaşılabilir ve uygulanabilir oluyor. Ebeveyninin onu kısıtlamak amaçlı değil, gerçekten bir şeyi gözettiğini düşündürtebiliyor.
Okullarda verilen medya okuryazarlığı eğitimlerinin YouTube fenomeni özelinde güncellenmesi gerekiyor mu? Öğretmenlerin ve okul danışmanlarının bu konudaki rolleri nasıl şekillenmeli?
Kesinlikle gerekiyor. En başta gençlere kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir alan açmak çok önemli. Yani YouTuber’lar hakkında ne düşündüklerini, hangi içerikleri izlediklerini, ne hissettiklerini rahatça konuşabilecekleri bir ortam, hem farkındalık yaratır hem de konunun ciddiyetini artırır. Önce gençlere YouTuber kavramını tanıtmak gerek. Yani kimdir bu insanlar, ne tür içerikler üretirler, videolarında hangi teknikleri kullanırlar, hangi türlere girerler gibi konular anlatılmalı. Böylece gençler sadece izleyen değil, analiz eden bireylere dönüşebilir. Gençler bu sayede hem kendi izleme alışkanlıklarını fark ederler hem de takip ettikleri içeriklerin ve YouTuber’ların ne kadar güvenilir ya da inandırıcı olduğunu değerlendirme becerisi kazanırlar. Bu, onları samimiyetsiz tavsiyelerden ve gizli reklamlardan korur. Burada şu gibi sorular çok işe yarar: “YouTuber’larla aranızda ne gibi benzerlikler ya da farklar var?”, “Onların kimliği sizin kimliğinizi şekillendiriyor olabilir mi?” ya da “Kimliğimizi oluştururken ne kadar söz hakkımız var?” gibi. Bu tür sorular gençlerin kendilerini daha derinlemesine sorgulamalarına ve tanımalarına alan açar.
Özellikle okul psikolojik danışmanları bu konuda çok yaratıcı olabilir. Örneğin, öğrencilerin internette ne izledikleri üzerinden onlara kendilerini tanıma fırsatı sunabilirler. YouTube, klasik televizyon gibi değil; orada neyi izlediğinizi bizzat siz seçiyorsunuz. Bu da kişinin ilgileri, merakları, hatta değerleri hakkında ipuçları verir. Rehber öğretmenler bu içerikler üzerinden öğrencilerle sohbet edip, onların kendilerini keşfetmelerine yardımcı olabilir
YouTube’un ve benzer platformların ergen kimlik gelişimi üzerindeki etkilerinin uzun vadeli toplumsal sonuçları nasıl olabilir?
YouTube gibi hızlı ve görsel odaklı platformlar, ergenlerin derinlemesine düşünme, sorgulama ve içsel keşif süreçlerini baltalayabilir. Bu durum, yetişkinlikte benlik farkındalığı düşük, karar alma süreçleri zayıf bireylerin çoğalmasına neden olabilir. Toplumsal etkisi ise yüzeysel kanaatlerle hareket eden, düşünsel derinliği azalan bireylerden oluşan bir toplumda, eleştirel düşünce, bilimsel ilerleme ve kültürel üretkenlik azalabilir. YouTuber’lar genellikle tüketim, markalar, görünürlük ve “başarı”yı parayla ölçen değerleri temsil eder. Bu da ergenlikte içselleştirildiğinde tüketim toplumu davranış kalıplarının güçlenmesine yol açar.
Toplumsal etkisi ise üretim yerine tüketimle tanımlanan bireylerin çoğaldığı bir toplumda ekonomik dengesizlikler artabilir; değerler sisteminde maneviyat, sorumluluk, emeğe saygı gibi ilkeler geri planda kalabilir.
Teknolojinin hızla değiştiği bir dönemde, sağlıklı kimlik gelişimini destekleyecek dijital araçlar ve politikalar nasıl geliştirilebilir? Bu süreçte hangi aktörler hangi sorumlulukları üstlenmeli?
Kimlik gelişimi, hem mikro hem de makro çevresel faktörlerden etkilenir. Yani hem aile içi dinamikler hem de toplumsal yapılar gençlerin kimliğini şekillendiriyor diyebiliriz. Bu yüzden, anlamlı bir dönüşüm ancak tüm tarafların aktif şekilde sorumluluk almasıyla mümkün olabilir. Bu dönüşümün gerçekleşmesi için sadece okullar ya da aileler değil; okul rehber öğretmenleri, ebeveynler ve tüm ruh sağlığı uzmanlarının birlikte hareket etmesi çok önemli. Kimse sürecin dışında kalmamalı.
Ayrıca bu konuların eğitim müfredatına entegre edilmesi şart. Yani sadece bireysel çabalar değil, sistematik bir yaklaşım gerekiyor. Özellikle çoğu genç, çevresindeki insanlardan yani aileden, öğretmenden, arkadaşlardan yeterince geri bildirim alamıyor. Bu yüzden de yönünü sosyal medyada arıyor. Burada hem aileler hem de okullar devreye girerse harika olur. Özellikle ergenlik döneminde kendini tanıma süreci çok kritik. Bu süreci destekleyecek rehberlik ve psikolojik danışmanlık programları oluşturabilirler. Hatta Millî Eğitim Bakanlığı bu konuyu rehberlik derslerinin müfredatına daha net şekilde entegre edebilir. Ebeveyn eğitim programlarına da ergenlik döneminde neler olduğu, bu dönemdeki sosyal medya ilişkileri ile birlikte ergenlerin kendini tanımalarına yardımcı olacak seminerler mutlaka eklenmeli.
