Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Yeni Medya ve Değişen Dünya/ Öğr. Gör. İsmail Hakkı Polat

Bu Yazıyı Paylaşın:
Yeni Medya ve Değişen Dünya/ Öğr. Gör. İsmail Hakkı Polat

“Yeni Medya” nedir? “Yeni Medya” son 10 yılda dünyada ne gibi değişimlere yol açtı?

Bu işin asıl doğuş ve büyüme aşaması 90’lar. Bilgi iletişim teknolojilerinin ilerlemesiyle birlikte biz 80’li yıllarda önce bilgisayar gördük. Dedik ki: “Bilgi çağına giriyoruz.” Ardından bilgisayarlar ve telefonlar internete bağlanmaya başladı. O zaman da “Yok, bu bilgi çağı değilmiş; bilgi iletişim çağıymış.” demeye başladık. Burada çok basit bir şey var: Bilgi teknolojileriyle iletişim teknolojileri arasında bir sinerji ya da yakınsama dediğimiz bir araya gelme ve iç içe girme gerçekleşti. Dolayısıyla da biz “internet ve mobil şebekeler” dediğimiz bir ağ kazandık. Fakat daha sonra bunların bir de medya sektörüyle yakınsaması, birleşmesiyle üçlü bir sinerji oluştu. Bir anda baktık ki bu teknoloji, aynı zamanda bütün iletişim ortamını değiştirdi ve insanlar bu alan üzerinden içerik üretmeye, birbirleriyle konuşmaya başladılar. İşte son 10 yılın değişimi de bu oldu. Önce alt yapı kuruldu, daha sonra o alt yapı üzerinde insanlar yavaş yavaş kendi yaşam alanlarını oluşturmaya başladılar. Diyelim ki bir Facebook sayfası açıyorsunuz, orada sizin neredeyse doğuşunuzdan itibaren bir fotoğraf albümünüz var. Şimdilerde yeni doğanlar için aileleri hemen bir Facebook sayfası açıyor ve hangi yılda doğduğunuzdan başlayarak doğum günü fotoğraflarınız konuluyor vs.

Daha sonra siz insanlara ilettiğiniz mesajları, oynadığınız oyunları, izlediğiniz videoları ve sosyal hayatınızdaki özel birtakım konuları bu alanda paylaşmaya başlıyorsunuz. Aynı zamanda toplumsal yaşamdaki bir sürü olguları da takip ediyorsunuz ve onun içine katılıyorsunuz. Aslına bakarsanız burası neredeyse fiziksel dünyayla şu aralar paralel giden ve yavaş yavaş birleşmeye başlayan bir yaşam alanı. Bazen tek bir Facebook sayfası insanların mahrem alanı oluyor, kimi zaman da Twitter ya da Facebook gibi daha agora bir yerde kamusal bir etkileşim oluşturuyor. Dolayısıyla bu teknoloji ve o teknolojiyi bizim kullanmamızla birlikte bizim hayatımızda önce birey olarak oluşturduğumuz bir alan ortaya çıktı. Daha sonra bu bireylerin oluşturduğu gruplar, cemaatler oluşmaya başladı. Ardından toplum ve en sonunda da küresel olarak bütün dünyayı etkilemeye başladı. Aynı zamanda bütün dünyanın birbiriyle bir şekilde bağlanabilirliğini sağlayan bir platform oluştu ve bu platform üzerinde iletişim kurduğu, etkileştiği bir ortam meydana geldi. Bu toplumsallığın ötesinde de ticarî, ekonomik, kültürel, siyasî, hukuksal, ahlakî birtakım değişimlerin, dönüşümlerin olduğu dev bir alan meydana getirildi. İşte bütün bu değişimlerin olduğu alana biz “internet” ya da “sosyal medya” diyoruz. Ama bunun akademik terminolojideki ifadesi “siber mekân”dır. O siber mekân üzerinde insanların, bireylerin, toplumların yaptıkları yayınları, ürettikleri içerikleri ve etkileşimleri inceleyen endüstrinin adına da “Yeni Medya” deniyor. Orası aslında yeni bir iletişim ve etkileşim ortamıdır. Dolayısıyla “Yeni Medya”ya bu etkileşim ortamını bireysel, toplumsal, hukukî, ekonomik, kültürel, siyasal ve ahlakî bütün değişim, dönüşümleri inceleyen bir ortam ya da alan ya da bir akademik disiplin de diyebiliriz.

Sosyal Medya, Siyasî Örgütlenmelerin Merkezi Haline Geldi

Özellikle Arap Baharı’nda olmak üzere sosyal medyanın toplumları yönlendirdiğine şahit olduk, oluyoruz.  Bu konuda neler söylemek istersiniz?

90’larda bu alanı ilk keşfedip de burada etkileşmeye, iletişime geçmeye ve bunun üzerinden içerik üretmeye başlayan ve buraya bir yaşam alanı kuranlara “dijital göçmen” deniyor. Fakat bu dijital göçmenler, bu alanı anlayıp kullanmakta yaş olarak biraz üstte kaldılar. Bu alanı daha yaratıcı olarak kullanan ve buradan yepyeni şeyler üreten kitle gençler, adeta bu ortamın içine doğanlar. Bunlara da “dijital yerliler” deniyor. Mesela bizim çocukluğumuzdaki “Ben ilkokula gidiyordum. Telefona başvurdum, bize üniversitede bağlandı. Biz eskiden bir telefonu bağlatmak için üç saat beklerdik. Televizyon siyah-beyazdı, tüpüne vururduk, üzerine annemizin işlediği güzel dantelli örtüler koyardık. Sabah açılırdı, akşam kapanırdı. Biz sadece izleyebilirdik onu, hiçbir müdahalede bulunamadan, böyle sadece izleyebilirdik” gibi anılarla hiç ilgileri yok bunların. Onların bu dünyayı kullanmaları, algılamaları ve burada oluşturdukları yaşam alanı çok daha farklı. Onların oluşturduğu olgular, aslında bizim 20. yüzyıla kadar oluşturduğumuz bütün her şey farklı. Tabi yakaladıkları bu farklılıkla da 20. yüzyılın kendilerince uygun bulmadıkları birtakım getirilerine ve değer yargılarına kafa tutuyorlar şu anda. Mesela müzik, radyo, televizyon, kitap gibi bizim sürekli telifle ticarî olarak işletebildiğimiz ürünlerin onların dünyasında geçerliliği olmayabiliyor. Diyelim ki Torrent diye bir program icat ediyorlar ve müzik, film, radyo, televizyon gibi yayıncılık endüstrisi bir anda resmen alt-üst olabiliyor. Dolayısıyla kendi ürettikleriyle geleneksel sanayi çağının ürettiği bütün değerlerin altından girip üstünden çıkıyorlar ve bunu da küçük bir çocuk ya da bir delikanlı veya bir genç kız edasıyla hınzırca, yaramazca yapıyorlar. Tabi bu, giderek her alana sirayet etmeye başlıyor. İşte siyasette olanlar bunlardan bir tanesi. Bütün dünyada özellikle siyasî örgütlenmelerin merkezi haline geldi artık sosyal medya. Burasını adeta bir kamusal haberleşme ve tartışma alanı olarak kullanıp, bunlar üzerinden kendi siyasî sloganlarını ya da siyasî ilkelerini üretip o ilkeleri de ortaya koymaya çalışıyorlar. Tabi bu Arap Baharı’nda biraz manipülatif biçimde de kullanıldı. Mesela 25 Şubat 2011’de bir kullanıcı “Kaddafi Venezuella’ya kaçtı.” diye bir haber yaptı. Bu haber daha sonra binlerce kişi tarafından yaygınlaştırıldı ve en sonunda El-Cezire’ye bir alt bant olarak düştü. Ardından İngiltere eski dışişleri bakanının “böyle bir şey olmuş” demek zorunda kalmasıyla bambaşka bir boyut aldı. Böyle bir manipülasyona bire bir şahit oldum. Dolayısıyla orada o işi çok iyi bilen ve kullanan odaklarca yapılmış olabileceği kanaati bende hasıl oldu. Ancak burada şunu da unutmamak lazım: Bu dijital yerlilerin bu işi kullanım biçimleri o kadar farklı ki, Pandora’nın kutusunu açmış veya başka değişle bir Frankenstein ortaya çıkarmış oluyor. Çünkü siz bir defa böyle bir şeyi olanaklı kıldığınız zaman bunu artık kapatmanız mümkün değil. Dolayısıyla burada üretilen, yapılan bütün üretimleri, değişik kullanım şekillerini vs. kontrol edebilmeniz giderek güçleşiyor. Örneğin müzik olayını ele alalım. İlk başta Napster diye bir program çıktı, onu hemen mahkemeyle kapattılar. Şimdi o mahkeme kurallarını da dikkate almayarak Torrent diye programla belli bir sunucu üzerinden değil insanların tamamen kendi aralarında paylaştıkları bir hale getirildi. Bunun yasal olarak da önüne geçmek çok zor oldu. Şimdi bunu önlediğiniz zaman, onlar başka bir formül bulacaklar. Dolayısıyla bu siyasî, ticarî vs. alanlarda bu kullanım ve üretimleri aslında çok da kontrol edebilmek ya da baş edilebilmek imkânı da olamayacak. Tabi devletlerin ve ticarî kurumların elinde şöyle de bir olanak var: Bu ortamın gözetlemek, analiz yapmak, oradan bir kontrol sağlamak ya da bir strateji geliştirmek gibi amaçlarla kullanılması söz konusu. Ancak bu dijital yerli dediğimiz insanlar bu işi o kadar farklı yapıyorlar ki, siz bu insanları gözetlediğinizi zannediyorsunuz, meğerse onlar sizi gözetliyormuş gibi durumlarla karşılaşıyorsunuz. Mesela Amerika’yla Rusya arasında krize neden olan Edward Snowden adlı eski bir Amerikan gizli servis görevlisinin Rusya’ya ilticası. Bu haber çok büyük kitlelere ulaştı. İşte böyle insanların afişe edildiği ve bazı şeylerin giderek şeffaflaştığı ya da bizim deyimimizle faş edildiği bir dünyaya doğru gideceğiz gibi görünüyor. Tabi burada mahremiyet çok ciddi yara alacak. Diyelim biz sizinle gayet masumane oturup sohbet ediyoruz. Şu anda birisi bizim fotoğrafımızı çekip kendi paylaşım sayfasına koyabilir ve “Yavuz Bey’le İsmail Hoca ne konuşuyorlar, ne karıştırıyorlar falan...” diye bambaşka bir başlık atabilir. Ardından da bunu manipüle edebilir ve akla, havsalaya sığmayacak noktalara gidilebilir. Bu tür haberlerin olabildiği durumları yaşadık, yaşıyoruz, daha da artarak yaşayacağız. Tabi bu ortamın bu anlamda bir ürkütücülüğü söz konusu. Özellikle hem hukukî hem ahlakî normların giderek çok fazla zorlandığı, yeni kuşağın bu hukukî ya da ahlakî normları “artık ben bunları tanımam, benim dünyam başka” dediği ya da diyebileceği ve ona da bu olanağı tanıyan bir yapı söz konusu. Dolayısıyla bütün bunları düşünerek yapılması gereken, insanlara hem bu işin bilinçli ve etkin kullanılmasını öğretmek hem de burada bir ahlakî ve etik bir norm oluşturmak gerekiyor. Çünkü insanlar bu ortamı, kurallardan uzaklaştıkları bambaşka bir dünya olarak kabul ediyor. Ayrıca orada kendi kurallarını oluşturdukları ve bu fiziksel dünyanın kurallarını da pek umursamadıkları bir ortama doğru gidiyor. Bu sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada böyle. Bu ortamla tanışan, bütün dünyayla etkileşimi yakalayan, buradaki dil sorununun çeşitli otomatik çeviricilerle ortadan kalktığı, başka bir dünyayı, başka bir ülkeyi, başka bir normu görüp onun peşinde koşan ya da kendini ona göre koşullayan, yaşadığı coğrafyanın dinamiklerinden bihaber olan bir sürü sıkıntılı, hezeyanlı bireylerle ve toplumlarla karşılaşacağız gibi ciddi bir sorunumuz var. İşte bu okur-yazarlığı, bilinçli kullanmayı gençlerle birlikte tasarlayarak yeni kuşakla eski kuşağın barıştığı, mutabakat sağladığı, el sıkıştığı, uzlaştığı bir ortam oluşturulmalı. Bu ortam yapılırken de devletlere çok büyük iş düşüyor. Onların bu mekanizmayı iyi bilen yeni kuşaklarla beraber en baştan tasarlaması ve geçmişin kültürel, ahlakî mirasını da bunun temeline koyması lazım. İnsanlık rayından çıkmadan, insanlara herhangi bir mahremiyet ihlalinin, herhangi bir ticarî kuralın ihlalinin, herhangi bir toplum normunun ihlalinin yol açacağı sonuçlar neden-sonuç ilişkileri içinde gösterilmeli. Eğer şu anda bunlar yapılmazsa insanlığı rayından biraz çıkartabilecek kadar da riskli ve kaygan bir ortam olarak görüyorum. Bunun bilinçli ve etkin kullanımının sağlanması ve etik, ticarî, kültürel, toplumsal, bireysel normların da bir an önce yerleştirilmesi için çalışmalara başlanması gerektiğine inanıyorum.

Hakikatin Erdemli Pırıltısına Ulaşmak, Ciddi Bir Donanım ve Bilgi İşi

“Yeni Medya” düzeniyle beraber devletler daha şeffaflaştı mı, yoksa daha da karmaşık bir yapı mı oluşuyor?

Aslında şeffaflaştırdı ama o bilgiye ulaşan için şeffaflaştı. Şimdi Wikileaks çıktı ve orada 2,5 milyon tane belge duruyor. Bu 2,5 milyon belgeyi nasıl okuyacaksınız? Hangisi size lazım, hangisi değil? Diyelim ki herhangi bir toplumda bir yolsuzluk belgesi açıklandı. Burada o yolsuzluk belgesini kim açıkladı, onu kaç kişi takip ediyor? Geniş kitlelere mâl oldu mu, olmadı mı? Örneğin birisi herhangi bir şeffaflıkla ilgili bir doküman, bir açıklama, bir bildirim yaptığında acaba o, geniş bir güruh tarafından manipüle mi ediliyor? Aslında çok dezenformatif, kaygan ve manipülatif de bir ortam içerisindeyiz. Dolayısıyla burada hakikati bulmak da bir bilinç ve araştırma konusu. O hakikatin erdemli pırıltısına ulaşmak da ciddi bir donanım ve bilgi işi. Aynı zamanda bir vicdan işi tabi ki. Sonuçta bu kadar kaosun olduğu ortamda onu koruyup o vicdan sesinden gidip hakikate ulaşmak, o hakikati anlatmak, yaymak vs. çok kolay bir iş olmasa gerek. O yüzden şeffaflık var aslında ama oraya ulaşabilene var.

Geleneksel Medya Güvenilir Kalmak İstiyorsa Hem Şeffaflaşmalı Hem de Yüzünü Hakikate Dönmeli

Sosyal Medya geleneksel medyayı ne yönde etkiliyor veya etkileyecek? Bitirebilir mi veya çok küçük bir alana mı hapsedecek?

Burada iki tane karakteristik var, birincisi: Bu dijital yerli dediğimiz kişilerin burada sıfırdan oluşturduğu birtakım formatlar var. Mesela Blog ve Wikipedi diye bir format oluşturdular ve 250 küsur senelik Britannica’nın basılı halinin sonunu getirdi. Yine dünyada birtakım kâğıt gazetelerin kapandığını görüyoruz. Mesela Newsweek Dergisi kapandı. İkincisi: Bunlarla rekabet edebilmek için geleneksel medyanın da artık şu andaki var olan mevcut ortamlarından çıkarak bu ortamlara taşınması gerekiyor. Yani o oluşturulan yeni formatlar, aslında geleneksel kâğıt, anten, radyo, televizyon gibi birtakım kullanımları etkiliyor ve onları da biraz melezleştiriyor. İşte bugün, bir gazetenin internet üzerinde televizyonunun da kurulduğunu, videodaki hareketli görüntüsüyle aynı zamanda bir televizyona dönüştüğünü görüyoruz. Şu anda aklınıza gelebilecek belli başlı bütün medya organlarının hepsi bunu deniyor. Bu noktadan baktığınızda geleneksel medya bu ortamda da var olacak ve bu ortamın da yine büyük yapıları olacak. Ama bu ortamı biçimleyen, bütün kitlesel iletişimi üzerinden akıtabilen ve onu kontrol edebilen, manipüle edebilen özelliği gidecek. Çünkü her zaman için ona bir alternatif çıkacak. Örneğin bir vatandaş gazetesi çıkacak. Açıkladığı herhangi bir haberle manipülasyon yapmak isteyen geleneksel medya ortamını afişe edebilecek. Ya da okurlar, dinleyiciler, izleyiciler hep beraber diyecekler ki: “Yanlış söylüyorsun kardeşim. Biz gözümüze mi, sana mı inanalım? Bak, burada adam koymuş kamerayı, orada bir sürü olay oluyor. Sen burada bana farklı bir manipülasyon yapmaya çalışıyorsun.” Eğer geleneksel medya burada gerçekten sürdürülebilir ve toplumsal açıdan gerçekten hala güvenilir bir yapı olarak kalmak istiyorsa hem şeffaflaşacak, hem de yüzünü hakikate dönecek. Hakikate dönmediği takdirde ve sadece algı yönetimi, sadece manipülasyon yapmaya çalıştığı ortamda ona yaşam şansı yok artık.. O yüzden de burada kimsenin kimseyi ötekileştirmediği, daha dayanışma ve güven içerisinde yaşayabileceğimiz ve yine geleneksel medyanın, vatandaş gazetesinin de var olduğu ama ana hasletimizin hakikat olduğu bir ortam tesis etmek zorundayız.