Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Var Olma Mücadelemizin Analizi

Bu Yazıyı Paylaşın:
Var Olma Mücadelemizin Analizi

İnsanoğlu sosyo psikolojik bir varlık olarak hep birbirine benzer sorun ve olguları yaşar aslında… “Voltran” gibi şekil değiştiren, ama aslında hep aynı dertleri vardır.

İnsanoğlunun bu kadim derdi aslında “var olmaktır”. Bütün sorunlarının temelinde varlığını müsbet bir şekilde ortaya koyma mücadelesi yatar.

İnsanın yaşadığı ortam bireyin varlığına ne zaman müdahale ederse işte insan o zaman yok olma endişesi ve kaygısı yaşar.

Çocukken daha kısadır yaşadıklarımız, ağlamak daha kolaydır. Kirlenmemiş, o temiz ruh için henüz yeni başlayan sınavlarının yükünü gözyaşlarıyla atmak daha kolaydır.

Hayatı acılarla öğrenerek büyür insan. Büyüdükçe ağlamak zorlaşır. Kini, nefreti, kızgınlıkları, kırgınlıkları atmak ve aşmak zorlaşır.

Kimimiz bunları da aşar bir çırpıda, kimimiz büyük entrikalar içinde çırpınmaya devam eder. Kimi yenilir yaşadıklarına boğulur kalır, kimi büyük dalgalanmalardan, uzun çarpışmalardan sonra yara bere içinde bir kenara çekilip yaşadığı mücadeleye uzaktan bakmasını, yani bir üst basamağa çıkmayı becerip içinde bulunduğu ‘yokluk’ veya ‘yok olmak’ düşüncesini tanımlayabilir. Yaşadıkları bütün olumsuzlukları yener…

En baştan beri su, bir bulanıklaşır bir berraklaşır gönül havzasında. Önemli olansa o suyu sürekli bulanık tutmadan berraklaşmasını bekleyip çamurun, kumun akıp gitmesini, dibe çökmesini, suyun yeniden berraklaşmasını sağlayacak mücadeleyi ve sabrı gösterebilmektir.

Erdem ve hikmet penceresi yoksa açılmaz. Tabi her seferinde su da artacaktır dipten çıkan çamur da, ama sonunda deryaya ulaşmak vardır.

Arada kalbimiz kırılır en yakınlarımız tarafından. Bizi sevdiğini bildiğimiz anne baba ve sevgililer tarafından. İncinir naif gönüller. Bu arada başlar acabalar. Acaba beni sevmiyorlar mı? Yoksa ben değersiz bir varlık mıyım?

Başlar, adı konmamış mücadelemiz. Yani varlık mücadelemiz. Belki de gereklidir bu boğuşma ve çatışma... İnsan olmanın, hazreti insan olmak için hamurun suyla buluşmasıdır. Acı ve kederler bu hamurun olgunlaşması için mayadır. Anlamadığımız bu adı konmamış savaş, bizi kimi zaman şekilden şekle sokar. Aslında hiç olamadığımız hallere büründüğümüz, kimi zaman hayvandan daha aşağılara düştüğümüz zamanlar olabilir.

Ayın denizleri çektiği gibi bazen de günahlar bizi çeker gel-gitler gibi. Bu süre hassas bir süredir. Doğal olan ve fıtri olan, öze dönmektir. Bunu başaran tek canlıdır insan.

Öze dönmekten anladığımsa, insanın en saf en temiz haliyle hiçbir şeyi araya katmadan bir soluk kadar kendini Mevla’ya yakın hissedip sevgi tünelinden geçivermektir. Onunla baş başa olmaktır. Varılabilecek en büyük makamın sana şah damarından daha yakın olduğunu hissetmektir. Zamanın ve mekânın olmadığı bir yerde onun karşısındaymış gibi durmak, seni izliyormuşçasına başını kaldırmadan durmak… Geçmiş yok, gelecek yok, an yok yok yok. Yokluk içinde sadece kalan gerçek öz ve O…

Mutluluğun ve huzurun gerçek tarifi bu olsa gerek. İnsan ancak gerçek sahibinin karşısında gerçek huzura varabilir. Düşünün, bu dünyada sizi en iyi anlayan arkadaşınıza, yaptığınız bir hatayı binbir zahmet ve güçlükle anlatırsınız. O da size “Aslında sen böyle bir insan değilsin.” der ve siz hata yapmış olsanız da huzur bulursunuz. Çünkü sizi anlıyordur. Bu dünyada insanoğlunun en büyük derdi anlaşılamamaktır. Bu derdi en çok çeken ise veliler, Allah dostlarıdır... Bu yüzden de en çok çileyi onlar çeker. Çünkü en bilinçli olan onlardır. Başka dosta meyletmezler. Yaratılanı yaratandan ötürü severler.

Bu sebeple iyice düşünmek lazım bizi zerrelerimize kadar bileni... Anlamak lazım…

İletişim için sadece kalpten samimi bir niyet yeterlidir. Evet, böyle bir dost varken kime dayanır sırt? Kimden medet istenir? Kiminle dertleşilir? Daha iyi kim anlayabilir çocuksu hüznünü, en derinindekileri? Kime itiraf edilir nefsindeki hastalıklar? İnsan olmak zor…

Bu hayatta Mevlana gibi insan onuruna uygun yaşama şeklini ve kendi sorunlarımızın temelini, varlık mücadelemizin hikmetini anlatan kendi orijinallikleriyle yaşayan bilinçli insanlar var; “Allah’a en yakın olanlar”.

En iyi onlar anlar bizi, onlar yardım eder. Yoksa yaşadıklarımızı değil aşmak, tekrar tekrar yaşayıp hiçbir şey anlayamadan dönme dolap misali olduğumuz yere geri gelirdik. Eee sonumuz malum çözümsüzlükler, yıpranışlar, psikologlar, psikiyatristler, sakinleştiriciler ve ilaçlar… Düşünmemek için uyuşturulan beyinler…

Allah’ı tanıyan orijinal insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...