Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Unutkanlık Nasıl Korunuruz? / Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu

Bu Yazıyı Paylaşın:
Unutkanlık Nasıl Korunuruz? / Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu

Öğrenmede tekrar ve konsantrasyon önemli. Kalıcı hafıza için bunlar yeterli mi?

Normal insanlarda tekrar da önemli, konsantrasyon da önemli ama bu konsantrasyon dediğimiz şeyin ayrıntısına bakmak lazım. Zihnimizi toplayıp açık bir zihinle kitap okuyup öğreneceksek bu tek başına yeterli olmayabiliyor. Aslında bunun gerisinde, motivasyona da ihtiyacımız var. Bir şeye ne kadar motive olursak o kadar iyi öğreniyoruz. Temelde konsantrasyonu besleyen veya ortaya çıkartan şey motivasyondur. Bunun pratikteki karşılığına bakacak olursak, normal gündelik hayat koşullarında en iyi, en hızlı ve en kalıcı öğrendiğimiz şeylerin aslında duygusal olarak bizi ciddi biçimde etkileyen şeyler olduğunu görürüz. Bu, beyinde amigdala dediğimiz bölge tarafından kodlanan bir şey. Hatta daha çok hayatı tehdit edecek korkutucu durumlar ve onlara karşı oluşturulan durumlar hızlı öğrenilmiş oluyor.

Normal günlük yaşantımızda motivasyon çok önemli. Ne kadar motive olursak, aslında konsantrasyona o kadar uygun hale gelmiş oluyoruz. Diğer taraftan bakarsanız, tekrar önemli. Bir şeyi ne kadar tekrar ederseniz, bunlar beyinde sinir ağlarının biçimini değiştirdikleri ölçüde öğrenilmiş oluyor; bu değişiklik o kadar sağlam ve kalıcı oluyor. Bir kişinin fazla sayıda tekrar yapabilmesi neye bağlıdır, yine onun motivasyonuna bağlıdır. Yani böyle düşünmek, görmek gerekir. Bunlar gerçekleşirse bir konu hakkında gerçekten sağlam bir bilgi oluşturulabilir.

Bir diğer yönden, bilgiden de bahsetmek lazım. Değişmeyen, ezber yaptığımız birtakım metinler ya da durumlar var; ama aslında bilgi dediğimiz şey sürekli değişikliğe uğrayan bir şey. Özellikle teorik konularda ya da belirli bir alanda bir bilgi sahibi olmaya çalışıyorsak, onunla ilgili bir kitap okuyoruz, arkasından bir başka kitap daha okuyoruz. Her okumadan sonra aslında onunla ilgili bilgimiz hem pekişiyor hem de değişikliğe uğruyor. Bu yüzden de bilginin bu özelliğine de dikkat etmek gerekiyor. Bilgi yine bir bağlantılılık demek. Zihnimizde daha önce var olan bilgilerle bunun üzerine koyduğumuz yeni bilgilerin ilişkisini kurmayı öğreniyoruz. O yüzden, bir şeyi ne kadar iyi kavrarsak, aynı şekilde daha iyi öğrenmiş oluyoruz.

Unutkanlık bir genelleme midir? Hangi durumlarda unutma süreleri ne kadar olursa ve nesnelerle, olaylarla ilişkisi nasıl olursa unutkanlık olarak değerlendiriyorsunuz? Unutkanlığı ne zaman hastalık olarak sınıflandırıyorsunuz?

İnsan beyni, nihayetinde gerçekten çok güçlü bir şekilde bilgi edinme yeteneğine sahip. Beynindeki nöron sayısı değişmiyor. En fazla sinir hücresi sayısına doğduğumuzda sahibiz; sonra giderek bunları kaybediyoruz. Yani yaşımız ilerledikçe, beynimizde var olan sinir hücreleri artmıyor; tam tersine, kayboluyorlar, azalıyorlar, bununla birlikte birbirleriyle yaptıkları bağlantılar değişiyor ve artıyor. Zaten bilgi dediğimiz şey de bu sinir hücrelerinin oluşturduğu bağlantı paternlerinde saklı. Bu bağlantı paternlerinin oluşturdukları organizasyon biçimi, bizim zihnimizdeki bilgiye karşılık gelen bir şey. Kurulmaları, oluşturulmaları gerekiyor.

Bir kere, her şeyi öğrenebilir durumda değiliz. O yüzden motivasyon, tekrar ve konsantrasyon bunun için önemli. Her şeyi de zihnimizde tutamayız, çünkü bir kapasitesi var. Hem belirli bir zaman aralığı için bu söz konusu, yani belirli bir zamanda ancak belli miktarda bir bilgiyi öğrenebiliriz. Ayrıca bunu sonsuza kadar hatırlamak gibi bir durum çok fazla söz konusu değil. Çok iyi öğrenilmiş, hiç değişmeyen statik metinleri (en iyi örneği belki hafızların Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemeleri olabilir) aklımızda tutabiliriz; ama onun dışındaki bilgiler genellikle değişikliğe uğrayan bilgiler oluyor. Bir konu hakkında bir fikrimiz oluyor ama daha sonra çeşitlenerek, biraz değişerek, her seferinde anı deposu birbirinden farklı hale gelerek dönüşüyor. Bilginin bu değişken yapısı da statik metinler dışında onu ilk haliyle hatırlamayı olanaksızlaştırıyor.

Hastalık kısmına gelince kastettiğimiz şey, bugün herkesin bildiği Alzheimer hastalığı. Alzheimer hastalığı, bizim “dejeneratif demans” dediğimiz bir durum. Demans, bizdeki bunama teriminin tam karşılığı; yani erişkin, aklî melekeleri yerinde olan bir insanda, bu aklî melekelerde giderek bir çözülme, bozulma durumudur. Alzheimer hastalığı hafızayla doğrudan bağlantılı. Çünkü o hastalık, beyinde hafızanın idare edildiği bölümlerin bozulmasıyla başlıyor. O yüzden de ilk belirtileri, yeni hafıza dediğimiz, yeni olan şeylerin öğrenilmesindeki bozukluklarla kendini gösteriyor. Alzheimer’lı hastaların, örneğin eskiden öğrenmiş oldukları, iyi öğrenmiş oldukları bilgiler uzun bir müddet varlıklarını muhafaza edebiliyorlar; hastalar bunları hatırlayabiliyorlar ama yeni şeyleri öğrenemiyorlar. O yüzden de mesela, biraz önce konuştuğumuz bir şeyi hasta tekrar soruyor, onu unutmuş oluyor. Biraz önce yemek yemiş olsa bile biraz sonra “Niye hâlâ yemek yemedik?” diye sorabiliyor, yeni şeylerin öğrenilmesi bozulmuş oluyor. Patolojiye de bu belirtilerden yola çıkarak ulaşıyoruz.

Gerçekten normal koşullarda insanların yeni şeyleri hafızalarında tutma seviyelerinde bir kayıp görüyorsak yani aynı şeyleri tekrar tekrar sorma, çok basit günlük aktiviteleri bile unutup yapıp yapmadığını hatırlayamama durumu söz konusuysa, burada bir patolojinin olduğunu söyleyebiliyoruz. Yoksa en genel anlamıyla “unutkanlık” dediğimiz sorun belki çağımızın sorunu. Kime sorsanız, herkes unutkan olduğundan bir miktar şikâyet edebilir ama bu gerçek bir hastalık durumunu göstermez. Bu sorunlar genellikle konsantrasyon, dikkat ve motivasyon eksikliği ile ilişkilidir. O kadar çok işiniz vardır ki artık daha fazla bilgiyi kaydedecek yeriniz ve zamanınız olmamıştır veya ruhsal olarak uygun durumda değilsinizdir. Depresyon, bunun en önemli sebeplerinden bir tanesidir. Bu durumun içindeyken konsantrasyonunuz oluşmaz, dikkatinizi toplayamazsınız. O yüzden, diyelim bir sayfayı okumaya başlıyorsunuz, yarısına geldiğinizde üst kısmı hiç hatırlamıyorsunuz; ama bir yandan da bakıyorsunuz ki zihniniz de zaten dağınık, başka bir yere gitmiş, yani aklınız okuduğunuz yazıda değil bile. Bunlar olağan, herkesin zaman zaman yaşadığı sıradan şeyler. Yeni olmuş olayları hatırlayamıyorsanız veya birkaç gün önce birileriyle beraber gittiğiniz yer ve yaşadıklarınız hafızadan tamamen silinmişse, yeni olan şeylerin kayıtlarında bozukluk başlamışsa o zaman bir unutkanlık probleminden şüphelenmek ve bunun ne olduğunu anlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım olur.

Hafıza ve zihin sağlığımıza yönelik koruyucu hekimlik uygulamaları nasıl olabilir?

Beyinden bahsediyoruz ama beyin, bedenin ayrılmaz bir parçası. Bedenimize iyi bakmamız gerekiyor. Genel sağlık çok önemli. Mesela, Alzheimer hastalığında, nedenini çok iyi bilmediğimiz, beynin bu bahsettiğim hafızayla alâkalı bölümlerinde bir tür erken yaşlanma, hücrelerde kayıp söz konusu oluyor. Yapılan çalışmalar, aynı zamanda bu insanların beyin damarlarında ciddi problemlerin de olduğunu gösteriyor. Hafıza ve zihin sağlığı, vücuttaki diğer damarsal sistemlerle yani kalp krizleri, kalp rahatsızlıkları, kalp damar hastalıklarıyla yakından ilgili. Bunların altında da nelerin yattığını hepimiz biliyoruz: yüksek tansiyon, şeker hastalığı, şişmanlık, beslenmedeki bozukluklar vb… Bunların hepsinin aslında düzeltilmesi ya da bunların ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde bir hayat tarzı oluşturmak, düzenli egzersiz yapmak gerekir. Bu çok zor bir şey değil ama günümüzde zor hale geldi. Bunun için önerilen, çok ağır egzersizler değil, haftada 4-5 kere, yaklaşık yarım saat, 45 dakikalık yürüyüşler, hepsi bu. Bu kadarcık bir şey ama günümüzde maalesef neredeyse bu kadarını bile yapamıyoruz.

İkincisi, kilomuzu korumaya çalışmak. Üçüncüsü, sağlıklı beslenmeye çalışmak. Dördüncüsü, bütün bunları yapsak bile genetik yapımızdan kaynaklanan tansiyon, şeker hastalığı gibi durumlarla karşılaşıyor olabiliyoruz. Bunların çok iyi bir şekilde takibini ve tedavisini yapmak, bunları ciddiye almak gerekiyor. Elimizden geldiği ölçüde bunlara dikkat edersek bedenimizin sağlığını dolayısıyla da zihnimizin, aklımızın, hafızamızın sağlığını korumuş oluruz. Bu, işin biyolojiyle alâkalı kısmı.

Aslında insan beyni sürekli çalışmak için yaratılmış olan bir sistem. Neredeyse işleyişleri en temelde hafızaya dayanıyor. Yani sürekli günlük hayatta bir şeyler yapıyoruz, yeni durumlarla karşılaşıyoruz. Bu yeni durumlar karşısında beynimiz bir tür öğrenme gerçekleştiriyor ve biz sürekli bunun içerisinde yaşıyoruz. Bu, bizim beynimizin de sağlıklı kalmasına yol açan ya da sağlıklı kalmasını sağlayan bir şey. Öyle olduğu için de sosyal aktivitenin içinde bulunmak, zihinsel aktiviteleri sürdürmek, bir kenara çekilmemek kesinlikle çok iyi bir yöntem. Yani aklımızı kullanacağız, bir kenara çekilmeyeceğiz, sosyal ilişkilerimizi sürdüreceğiz, sorumluluk almaya devam edeceğiz. Bu çok değişik yaşlarda değişik biçimlerde olabilir. Yani zaten genç ve orta yaşlarda insanlar çalışıyorlar; ama daha ileri yaşlarda torun bakmak, onun sorumluluğunu almak bile önemli. Okumak, arkadaş toplantılarına devam etmek, oradaki düşünce faaliyetlerine devam etmek, yeni bir şeyler öğrenmeye çalışmak, bunlar son derece faydalı.

Bedenden, pratik olarak zihinsel gayretlerden bahsettik; ruhsal durumdan da mutlaka bahsetmeliyiz. Depresyonlar, unutkanlık hastalığını davet eden en önemli sorunlardan bir tanesi. Bazı çalışmalar var ki arka arkaya geçirilen depresyonların beyinde hakikaten hafızayla ilgili bölümlerin küçülmesine yol açtığı ve arkasından da unutkanlık hastalığını davet ettiğini söylüyor bize. Ruhsal açıdan da kendimizi güçlü ve zinde tutmaya çalışacağız, depresyondan kaçınmaya çalışacağız. Bu nasıl olacak? Toplum hayatının içerisinde olmak, ruhsal olarak kendimizi iyi tutmaya çalışmak. Bunun için, aslında belirli grupların, arkadaş çevrelerinin içerisinde olmak, o ilişkileri sürdürmek en etkili yollardan bir tanesi. İnsan yalnız kalınca, yalnızlaşınca genellikle depresyona daha yatkın oluyor. Bir şekilde günlük işleri gereğinden fazla önemser, tamamen kendini buna kaptırırsa yine aynı şekilde depresyona daha yatkın oluyor; ama sonuçta, her şeyin bir geçiciliğinin de olduğunun farkında olursa bu farkındalık insana daha güçlü bir ruhsal destek sağlıyor.

Dinî yaşantının ve ibadetlerin akıl sağlığına etkisinden bahsedebilir misiniz?

Diyelim, cemaatin içine gireceksiniz, sosyal ilişkinizi devam ettireceksiniz, bedensel egzersizinizi yapacaksınız -camiye kadar yürüseniz bile söylediğim zamanları doldurabilirsiniz neredeyse- ibadetinizi yapmış olacaksınız, ruhsal olarak bu depresyondan koruyucu özelliklerinden faydalanmış olacaksınız. Oruçtan bahsetsek bir dünya faydası olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bunun da ötesinde, mesela yaşlı insanlarda veya bu demansın başladığı, bunamanın başladığı dönemlerde ilaç tedavilerinin yanısıra önerdiğimiz en önemli şey günlük hayatın yapılandırılması. Bu ne demek? Mesela, hastamızın görebileceği yere büyük bir tablo asıyoruz. Yani o anda bazen hasta ne yapması gerektiğini, zamanın hangi zaman olduğunu, bundan sonra nerede bulunduğu ve ne yapması gerektiğini hatırlamıyor oluyor. Bütün onları sınıflandıran bir tablo yapıyoruz. “Saat şu, kahvaltını yapacaksın, arkasından yürüyüşe çıkacaksın, sonra öğle yemeği, arkadaşınla buluşma, ilacını alma saati…” gibi bir yapılandırma.

Bizim yaşlı insanlarımız genellikle namazlara giderler. Namaz, aslında günlük zamanı yapılandıran, zamanın hangi zaman olduğunu söyleyen, ona göre de sabah kalkıştan yatışa kadar hayatı biçimlendiren bir ibadet.

Yaş-unutkanlık ilişkisi için ne söyleyebiliriz?

Yaşla unutkanlık arasında çok sıkı bir ilişki var. Burada unutkanlıktan kastım yine hastalık bağlamında unutkanlık. Bütün yaşlıları kümülatif olarak alırsak 65 yaşın üzerinde Alzheimer hastalığının görülme ihtimali yüzde 3-5 civarında; ama daha ileri yaşlara doğru gidersek bunun logaritmik olarak arttığını görüyoruz. 85 yaşında bu oran yüzde 35’lere ulaşıyor. 85 yaşına ulaşmış her 3 insandan bir tanesi Alzheimer hastalığına yakalanıyor. Bu çok ciddi bir oran. Zaten günümüzde yaşadığımız sorun da bununla alâkalı. İyi bir şeyin kötü yüzünü görüyoruz. Bütün teknolojik gelişme, beslenme, ilaçlar, sağlıklı yaşam uygulamaları sayesinde yaşam süremiz uzadı ama bunun karşılığında, neredeyse tam bir Alzheimer salgını yaşıyoruz.

Hafızayı destekleyici gıda önerileriniz var mı; yoksa vücudun genel sağlığına mı önem verilmeli? Yani tansiyondan, şekerden, kalp-damar hastalıklarından korunma ve sağlıklı beslenme vb.

Vücudun genel sağlığına bakmak daha doğru bir yaklaşım. Destekleyici gıda ya da ilaç yaklaşımı bize Batı’nın getirdiği bir problem aslında. Olayları tek boyutlu, tek nedensel ilişkili biçimde görüyoruz; yani bir tek besin olsun, diyelim ki “Ceviz yiyelim de olay bitsin.” böyle bir şey söz konusu değil. Sözü edilen bütün besinlerin bir şekilde bu işin içerisinde bir yeri var. Bununla birlikte genel bağlama bakmak, yaşam tarzını oluşturmak lazım. Yaşam tarzının içinde bu beslenmenin de bir yeri var. Aslında o beslenme tarzı da işlenmemiş besinlerin kullanılması yani bizim eskiden beri bildiğimiz klasik beslenme alışkanlıklarımızın doğru olduğunu fark etmemiz demektir. Yani onları koruyabilirsek, fastfood beslenmeye bir şekilde kapılıp gitmezsek zaten çok problemli bir beslenmemiz olmuyor. Bu her bakımdan sağlıklı; hem bedenimizin sağlığını korumak için hem de zihnimizin sağlığını korumak için. Ama “Şunu al, olay bitsin.” yaklaşımı çok tehlikeli bir yaklaşım. Bu, bizi biraz kendi sorumluluğumuzu almaktan da alıkoyan bir yaklaşım.

Beden bize verilmiş bir emanet. Beyin de bunun bir parçası. Bunun sorumluluğu bize ait. Bu sorumluluğu biz almıyoruz. “Hasta olursak doktor bize bir ilaç verecek, olay bitecek.” Böyle bir şey yok.

Hafızası güçlü insanların özellikleri için, “Bu insanlar akıl, zekâ veyahut da özel becerileri açısından üstündür?” denilebilir mi? Yani “Hafızası güçlü insanlar genelde çok akıllıdır veya çok zeki insanlardır, ya da şöyle özel yetenekleri vardır.” gibi net bir şey söylenebilir mi?

Bu, aslında bir birliktelik değil de bir ayrışma gibi görünüyor, en genel olarak bakarsak. İkisinin bir arada çok iyi olduğu insanlar nadir oluyor ve onlar çok üst düzey insanlar oluyor. Ama hafıza, zekâyla illa paralel gitmesi gereken bir şey değil. Güçlü hafızadan bahsediyoruz. Tam tersine, genellikle güçlü hafızası olanların muhakeme yetenekleri o kadar güçlü olmayabiliyor. Bunun örnekleri vardır ama ikisi bir arada aynı insanda ortaya çıkıyorsa o gerçekten müstesna bir insan hâline gelmiş oluyor. Yani aralarında sıkı bir ilişki yok, ikisi birbirinden biraz farklı.