Toplumun Kürtajı Meşrulaştırma Nedeni / Opr. Dr. Ünzile Girişgin
Umumuzun kürtaja bakış açısı nedir? Bizim fıkıhçılarımız kürtaj konusunda ne der? Genellikle konuşulamayan konulardan biridir kürtaj. Halk arasında kırk günü doldurmadıkça ya da çocuk canlanıp, kolunu, bacağını oynatmadıkça, kürtaj olunabileceği yönünde bilgiler mevcuttur. Kadın gelir: “Daha canlanmadı ki!” der. Konuyu hekim gözü ile irdelemeye çalışalım.
“Fitne Ortamı” Bir Bahane mi?
Bazı ailelerde fitne ortamında olduğumuz ve çocuk yetiştirmenin zor olduğu bu dönemde, kürtaj yaptırabilecekleri kanaati yaygın. Neden çocuk yetiştirmek zor olsun? Çocuklarımıza markalı giysiler, ayakkabılar almayı biliyoruz. Özel okullara gönderiyoruz. Kim bizlere dini öğretici kitap almayı ya da faydalı CD’lerden din bilgileri öğretmeyi yasaklıyor ya da anneler ahlâk ve din eğitimi veremez diyenler mi var?
Çalıştırdığı işçinin hakkını vermeyip kendisi lüks otoya binen adamın çocuğu fitne olabilir. Baba gece gündüz para peşinde, anne dizi peşinde olursa çocuk da fitne olur. Ana baba, neyi eksik yapıyoruz sorusundan kaçmak için, fitne ortamını bahane ediyor… Asıl fitne anne babalarımızın yaratılış gerçeğinin idrakine varamamalarıdır. Fitne demek için heyet toplanır, ortak karar alır. Türkiye’de bu yapılmış mıdır ki birileri fitne fetvası veriyor. Türkiye düşman istilasında mı, kıtlık, savaş, yağma mı var? Bosna’da Müslüman hanımlar tecavüzle gebe kalmışlardı. Onlar için cevaz verilmişti.
Filistin’in, Çeçenistan’ın durumu bizden çok çok sıkıntılı iken Müslüman aileler doğumdan kaçmıyor. Ayrıca Filistin, üniversite eğitimi en yüksek olan İslam beldelerinden biri. Fitneden kasıt ahlâk zafiyeti ise ona teslim mi olacağız? Bari ben kaliteli insan yetiştireyim, herkes deccale hizmetkâr yetiştiriyor, bari ben Mehdiye yardımcı yetiştireyim diyemeyecek miyiz?
Ortam bozuk diye mücadeleden vaz mı geçeceğiz? Bu yurdun kadınları kapasitesiz, korkak anneler mi?
Ayaklarının Altına Cennet Serilen Kadınlar
Demek ki şu ortamda hakkını vererek annelik yapan kadınlar, cennette baş köşeye yerleşecekler. Ahir zamanın kadınları! 21. Yüzyıl Müslümanlarını siz doğuracaksınız. Bunun başlı başına bir mücahede ve hizmet alanı olduğunu görmez misiniz? Kermeslerde mantı açan, gözleme yapan eller menopozlu hanımların elleri olsun. Genç, doğurgan çağdaki kadınlar, kendi çocuklarının eğitimi, ahlâkı, mutluluğu ile ilgilensin. 5 çocuktan az doğuran kadın, davama hizmet ediyorum diye ortalığa çıkmasın. Biliyorum ki bazıları, sen kadını kuluçka makinesi olarak mı görüyorsun, diyecekler? Peki, nedir kadın? Para makinesi mi? Yiyip içen, başıboş gezen, amaçsız şahsiyetler mi?
Ya da ithal depresyon ilaçlarını tüketen uyuşuk, bezgin insanlar mı? Tüketen, ama üretmeyen Müslümanlar mı? Hayır, ben bunların hiçbirini hastalarıma, kadınlarımıza yakıştıramam. Satırlarımı okuyan hanımlar bana hak verecekler ve tahminim hemen birer tane doğurmanın çaresine bakacaklar…
Kız Çocuğa Kürtaj Talebi
Son bir iki yıl içerisinde gelen gebelerde de şu şekilde bir konuşmaya tanık oluyorum. Yine İslami kimlikli görünen ailelerden hanımlar bile, “Eşim beni gönderdi, bu bebeğin cinsiyetine bakın! (daha iki aylık gebe) Eğer bu kızsa aldıracağım, oğlansa dursun, dedi eşim.” diyerek geliyorlar.
Cinsiyet, üç aya yakın bir zamanda oluşuyor. Cinsiyet oluştuktan sonraki sürede de yasal olarak kürtaj zaten yapılmıyor. Buradaki mantığa dikkatinizi çekmek istiyorum. Kız çocuğu cahiliye dönemindeki gibi reddediliyor. Hindistan’da da kaç aylık olursa olsun, bebeğin cinsiyeti kız tespit edildiği zaman, nüfus artışını önlemek için kız çocuklarını yok edebiliyorlar. Ceninler krem yapılmak üzere Fransa’ya satılıyor.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde hekim arkadaşlar çocuğun cinsiyetini asla söylemediklerini, beş aylık, altı aylık, yedi aylıkken dahi kız dendiği zaman hemen bunu aldıralım diye baskı yapıldığını, zorla aldırıldığını ya da evde çer çöple kadın çocuğu düşürdüğü için cinsiyet söylenmiyor. Bizde kız olduğu söylendiği zaman kocalar, kayınbabalar, kayınvalideler kadına eziyet etmekte, sen kız doğuracaksın, diye ona sıkıntı vermekte, o yüzden biz hamilenin stresli bir gebelik geçirmemesi için cinsiyeti hele hele iki kızı varsa genellikle söylemiyoruz.
Bazen erkek denilip yanılma olduğunda da doğumda kordonu keser kesmez annenin kucağında bebeği gösteriyoruz. Ona rağmen “Bize erkek denmişti, siz bize kız verdiniz, bebeğimizi değiştirdiniz” diye kavgalar yaşandığı için genel olarak kalabalık hastanelerde, devlet hastanelerinde cinsiyet söylenmesi yasaklanmıştır. Yine bazen kız doğurduğu için, bebeği ve anneyi ziyarete gelmeyen, taburcu işlemlerini yapmayan aileler de yaygındı. Kız bebeği bırakıp kaçanları bile gördük.
Dört kız evladı olan bir anne, sürekli “Bir oğlum olsun ölsem de gam yemem” diye dua ediyor. Hamile kalıyor. Erkek evlat doğuracağı söyleniyor. Ebe hanımlar gayet güzel sorunsuz bir doğum gerçekleştiriyor. Masadan indiriliyor. Sonrasını ebe hanımlar şu şekilde anlatıyor:
“Karnım aç deyince biz kendi yemeğimizden önüne koyduk. Aradan çok kısa bir süre geçmişti ki hastanın nefes almakta sıkıntı çektiğini, morarmaya başladığını gördük. Birimiz müdahale ederken hemen diğerlerimiz nöbetçi doktoru çağırdık. Hepimiz, doktor beyle tüm gayretimize rağmen kadını kaybettik.” Dışarıda bekleyen kızları, “Annem, annem; oğlan çocuğu sevdası ile gittin, ölsem de gam yemem demiştin, oğluna doyamadan gittin.” diye ağıt yakmışlar.
Bazen, gece nöbetinde ansızın sezaryene ya da doğuma girip özürlü erkek çocuk doğduğu zaman hemen ardından dosyayı incelerim. Bu ailelerin hemen hemen tamamına yakını 2 ya da 3 kız evladı olan aileler çıkardı. Anneye eşin çok mu erkek evlat istedi, diye sorardım. Hiç hayırlısını sağlıklısını dilemeyiz… İllaki erkek olsun deriz!.. Gebe anne adayı, ebe hanımın hazırlaması ve benim ultrason aletini elime almam arasındaki sürede en az 3 kez cinsiyetini söyleyeceksiniz değil mi, diye sorar.
Peygamberimiz Kız Çocuğu Ayrımını Yasaklamıştı
Peygamber Efendimizden (sav) önce kız çocuklarının gömülmesi ve ondan bin beş yüz yıl sonra günümüzde, anne karnında kız çocuklarının yok edilmeye çalışılması arasında sizce ne fark var? Fıkıh olarak, insani olarak akla ve mantığa uygun ne fark var?
Ve benim yine en çok kızdığım, her kutlu doğum haftasında ‘Peygamber Efendimizden önce cahiliye döneminde kızlar diri diri gömülürdü’ şeklinde kendimizi avuttuğumuz, övündüğümüz konular…
Peki, neden şimdiyi konuşmuyoruz? Şimdi neden kürtaj yapıyoruz? Çocukları daha doğmadan öldürüyoruz. Yedi yaşında öldürmeyle yedi aylık, üç aylık, bir aylık bebeği öldürme arasında fark ne ki? Ben tıpla iştigal ediyorsam, tıp akla dayalı bir ilimse ben diyorum ki tohuma biz basmazsak, onu ezmezsek o tohum ağaç olacak. O cenine biz dokunmazsak, onun yaşam hakkı varsa, Rabbim onun ölmesini dilemediyse, o büyüyecek, sekiz ay, dokuz ay büyüdükten sonra o cenin doğacak.
Ama biz diyoruz ki kürtajda, ”Anne baba olarak bu çocuğu yok etmek istiyoruz; hekimlere de senin paranı veriyorum, sen öğrendiğin ilimle benim çocuğumu yok et!..” Hekimler de yasaların verdiği yetki ile vebali ailenin sırtına atarak, kürtajla çok büyük paralar kazanabiliyor. Yasalar bu izni verdi ise sen anne olarak razı isen, hekim niye stresini çeksin. Gebe kalan sensin, öldüren de sen... Sadece kürtaj yaparak ayda on beş, yirmi bin TL’lik gelire sahip olabilirsiniz. Küçük illerde hekim almasa da çer çöp sokup rahmi delinip gelen de var…
Akıl, İlim ve Dine Aykırı Görüşler
İslam, akıllı insanların dinidir. Aklı olmayanın dini yoktur. Akıl, düşünme ve idrakten yoksun insanlar İslam’ı hakkını vererek yaşamazlar. Sevgili Peygamberimiz merhametlilerin en merhametlisi; asla ve asla bir canlıya kıyın demedi. O bizlere mucizevî bir delil bıraktı. Ultrasonun olmadığı yıllarda anne karnındaki bebeğin gelişimini bize resmetti. Aşama aşama tarif etti.
‘Kırk gün, Peygamber Efendimiz ruhun üflenmediğini söyledi’ diyorlar. Peygamber Efendimiz kırkıncı gün ruh ve kaderin üflendiğini söylüyor. Kırk günden önce bu cansızdır, hiçbir kıymeti yoktur, siz bunu yok edebilirsiniz, diye bir hadisi şerif yok...
•Bir kadının adeti beş gün geçtiğinde bile vajinal ultrasonda ilk oluşan organ kalptir; aileye dahi gösteriyoruz. Kalbi atan bir şeye sen nasıl cansız dersin? Meninin içindeki sperm bile canlı. Başı var, kuyruğu var, hızla ilerler, yumurtayı bulur ve döller. Spermi hareket etmeyen, cansız olan erkeklerin çocuğu olmuyor. Yumurta döllendiği andan itibaren dakikalar içinde milyonlarca hücreye katlanarak büyüyor. Cansız bir şey nasıl büyür? Hiç mi aklınız almıyor? 0.5 cm iken tasavvur edin, kalbi atıyor. Kaldı ki kalp ilk oluşan değil de 3. ayda atımı gözlenen organ olsaydı bile cansız diyemezdik. Çünkü canlının yapı taşı hücre ve o hızla büyüyor.
•Bir de şöyle anlatayım. Bir tohumu attık. Zarar veren bir etken yoksa filizlenir, toprağı deler ve ürün verir. Yaratılan her şeyin bir enerjisi var. Biz fasulyeye, nohuta, buğdaya cansız diyebilir miyiz? Meyvenin içindeki 0.5 cm’lik kurtçuk cansız mı ki sen anne karnındaki 30-35 günlük iken 0.5 cm olan cenine cansız diyorsun?
•Size farklı bir bakış açısı daha sunayım. Ruh, bebek tam doğarken üflense idi henüz ruhu yok deyip 8 aylık bebeği de mi alacaktık? Oysa biz Müslümanlar, 0.5 cm’lik karıncayı bile ezmekten, onun yuvasını bozmaktan korkarız.
•Mümin kişi odur ki var olan hiçbir doğal dengeyi bozmaz. Yaş ağaç kestin, plastik poşetini piknikte toprağa attın, anız yaktın, hatalı solladın, hepsinden mesulsün. Biz Müslümanlar önce kimliğimizi tanıyalım, kim olduğumuzun şuuruna varalım.
Çok sevdiğimiz fıkıh hocalarının kitaplarını inceliyorum. Akıllara durgunluk veriyor. İkinci 40 gün, üçüncü kırk gün diye bir açıklama var ki tam 120 günlük bebeğin alınabileceğini söylüyor. İnternette 20 haftalık bebeğin özelliklerini incelerseniz 14 cm boyunda 500 gram ağırlığında tüm azaları tamamlanmış bebek olduğunu görürsünüz. İyi bir kuvöz bakımı ile 600 gram bebekler yaşayabiliyor artık. Ayrıca bu bebek kürtajla değil, doğum başlatılarak dünyaya gelir. Şaşıracağınız bir şey daha söyleyeyim… Bazı kürtaj izni veren kişiler, ‘Sperm canlıdır, azil sırasında sağa sola dökülmemesi gerekir, ya da prezervatif içinde ölüme terk ediliyor, tuvalete atılmamalı derken, 120 günlük bebek öldürülebilir’ diyorlar!...
Bir tezatlıkları daha var ki takdiri okuyucuya bırakıyorum. Bu kişiler öleceği kesin olan 70 günlük yani 3 aylık başsız gebeliğin sonlandırılmasını da takdir-i ilahiye isyan olarak görüyorlar. Bu kişiler günleri, gebelik haftalarını bilmiyorlar. Bir jinekologla da istişare etmeden hüküm veriyorlar.
Müslüman bir hekim olarak beklentim şu ki, kitaplarında kürtaja cevaz veren İslami ilim ehli, Türk halkına tekzip yapmak, ölmeden önce onlarla helalleşmek durumundadırlar. Ben tıbbi boyutu açıkladım. Hocalarımızdan rica ediyorum, sohbetleri ve kitapları ile halkı aydınlatsınlar. Ben hastalarıma doğruyu anlatsam bile bu fetvalar nedeni ile, “Siz dinden ne anlarsınız?” suçlamasına maruz kalıyoruz…
15 yıllık meslek hayatımda hastaları kürtaj konusunda ikna etmekten yoruldum. Hastalar, yapmayınca sinirleniyor. Kalbim mutmain olsa, en çok para kazanabileceğim kürtajı ben niye yapmayayım? Dindar aileler için kürtaj yapmayan hekimler ne anlam ifade ediyor acaba?
Bazen hiç hastamız gelmez muayenehaneye, üç tane kürtaj hastası gelir gider ve üç yüz TL’den bin TL’ye yakın hasta kaydımız olur günlük. Onun dışında bir de gayrimeşru gebelikler var ki, onları daha yüksek fiyata almakta hekimler. Gebelik haftası büyüdükçe de rayiç fiyat yükselmekte.
Tezat olan bir şey daha var ki bazı hanımlar kürtaj yaptırmak için bayan doktor ararlar. Sevgili dostlar ne fıkıh tıptan kopuk ne de tıp fıkıhtan kopuk karar verir. İnsan bedeni üzerinde konuşuyorsak ortak karar verilmesi gereken konular mevcut. Kürtaj helal demek için bir ayet, bir hadisi şerif ile delillendirmek gerekmez mi?
En Güzel Rol Model Hz. Hatice Validemiz
Kırk yaşında gebe kalıp morali bozulan hanımlar beni arayıp buluyor. Dostları, “Bir de Ünzile hanımla konuş” diyorlar. Ben hep ümitvar bir hekimim. Yeis ve karamsarlık enjekte etmem. İçimde o anne ve bebek için sıkıntı hissetsem bile yansıtmam. En fazla, eşi ile ayrı görüşüp bilgilendirme yaparım. Çünkü gebeler çok duygusal olur, ölüm korkusu, özür korkusu yaşarlar. Ben rahatlatmaya çalışırım.
Kadınlar için en büyük sınavlardan birisi, kırk yaşın üzerinde gebe kalması. Bir erkeğin cinsel yaşamı yetmiş yaşında bile bitmiyor. Yetmiş seksen yaşında bir erkek, çok rahat çocuk sahibi olabiliyor. Bir kadının doğurganlığı menopoza kadar devam ediyor. Menopoza geçiş döneminde bile kırk sekiz, elli yaşlarında gebe kalan kadınlarımız olabiliyor.
Bu kadınlar, bana: “Ele güne karşı nasıl çıkarım, bu yaştan sonra utanç içindeyim, kızım var evli, gelinim var evde, ben nasıl doğum yaparım.” diyor. Hatta bazısı, “Gelinim gebe, onunla birlikte mi doğuracağım?” şeklinde büyük bir panik içerisinde geliyorlar.
Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz amcası Hz. Hamza’yla hemen hemen yaşıttı. Eski ailelerde teyzesiyle, dayısıyla, amcasıyla, halasıyla aynı yaşta olan yeğenler vardı, çocuklar vardı. İnsanlar kırk yaşında da cinsel yaşamını sürdürüyorsa kazara ya da isteyerek gebe kalmalarından daha doğal ne olabilir?
Peki, kırk yaşından sonra Hz. Hatice validemiz kaç doğum yapmış? Peygamber Efendimize altı tane çocuk vermiş ve hiçbiri özürlü olmamış…
Özet Olarak…
Anne baba olarak Rabbimizle aramızdaki muhabbeti geliştirelim. Yalnız ondan yardım dileyip yalnız ona sığınmak, ona güvenmek... Bu dille söyleniyor; ama sıkıntıya düştüğümüz anda çok zayıfız, hemen umutsuzluğa kapılıyoruz. Gebelik ve doğum büyük imtihanlardandır. Bulantısı, kusması ile sancısı, kanaması ile mide yanması ile bir imtihan. Besmele ile birliktelik, gebe kalınır kalınmaz da bol dua etmek gerekiyor. Hâlbuki isyan eden hastalarımız oluyor.
Daha çok hanımların, cinsiyet takibine geldikleri zaman ultrasonda, cinsiyet saplantısına biz hekimler çok kızıyoruz. Ana rahmine düşer düşmez erkek çocuk mu diye soran, ilk gebelikte bile “Biz erkek istiyorduk.” diyen; hele iki kızdan sonra vaveyla eden, isyan eden aileler... Kesinlikle biz, gerçekten iman etmiş ve tevekkül etmiş olsaydık, Rabbimizin bize verdiğinin sağlıklı olması için, hayırlı olması için dua eder ve ona şükranlarımızı sunardık. Arkasındaki erkekten hiçbir destek göremeyen, hiçbir yardım göremeyen kadın çaresizlik içerisinde, direkt çocuğu aldırmak istiyor. Beylerin eşlerini cesaretlendirmesi lazım. En güçlü kadın bile arkasındaki erkekten destek bekler.
Bazen de kocasının haberi olmadan eczaneden düşük iğnesi aldırmaya, kendisi bebeğini yoketmeye çabalayan hanımlar olabiliyor. İşte şu kadar merdiven çıktım hâlâ düşmedi, işte bana iğne verin, diyor. Gizlice aldırıyor. Evlilikte gizliliği doğru bulmadığımı ifade etmeliyim. Çiftler birbirine dürüst olmalı. Bu hanımlar hem bebeğe karşı günah işliyor hem de eşlerini hiçe sayarak hareket etmenin günahını üstlenmiş oluyorlar.
