Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Sosyal Medyanın Alfa ve Z Kuşağına Etkisi / Dr. Meltem Güzel

Bu Yazıyı Paylaşın:
Sosyal Medyanın Alfa ve Z Kuşağına Etkisi / Dr. Meltem Güzel

Tarihsel süreç içinde medya teknolojilerinde meydana gelen değişmeler ve bu değişmelerin birey ve toplumlar üzerindeki etkileri nelerdir?

Yazılı iletişime henüz geçilmediği dönemlerde insanlar sözlü iletişim ile anlaşmaktaydılar. Bu dönemde iletişim yüz yüzeydi. İnsanlar bir araya gelerek sohbet etmekte, bilgi aktarmakta ve eğlenme ihtiyacını gidermekteydi. En büyük eğlence aracı, bir arada toplanan insanların anlattıkları hikâyelerden oluşmaktaydı. Yazının ve matbaanın icadıyla birlikte insanların birbirlerine olan gereksinimleri giderek azalmaya başlamaktadır. İnsanlar artık tek başlarına kitap okumayı tercih etmektedir. Radyonun ve televizyonun icadı göreceli olarak bireyleri yeniden ortak bir mekânda toplamaktadır. İnsanlar aynı mekânı paylaşmakta ancak birbirleriyle etkileşimde olmak yerine radyo dinlemekte ya da televizyon izlemektedir. İnternetin icadı ve gelişen bilgisayar teknolojileriyle birlikte ortaya çıkan akıllı telefonları, tabletler, bilgisayarlar, bireyleri yüz yüze iletişimden iyice kopararak iletişimin aracılı hale gelmesine neden olmaktadır. Bu cihazlar aracılığıyla insanlar artık sanal ortamlarda bir araya gelmekte, alışverişlerini bu cihazlar ile yapmakta, bankaya gitmeye gerek duymadan pek çok banka işlemini gerçekleştirebilmektedirler. İndirilen bir navigasyon uygulaması, bir yere gitmek isteyen kişinin daha önce yoldan geçen kişilerden yol tarifi isteme geleneğini ortadan kaldırmaktadır. Artık hiç kimseye bir şey sormadan uygulamaya varılmak istenen yere gidilebilmektedir.

Çalışmanızda aile kavramını üç dönemde inceliyorsunuz. Bu dönemlerde ne gibi teknolojik gelişmeler yaşanmıştır? Bu gelişmeler aile bireyleri arasındaki ilişkiyi ve serbest zaman değerlendirme biçimini nasıl etkilemiştir?

Bu çalışmada yer alan “Modernleşme Öncesi Dönem”, sanayileşme öncesi dönemi ve aile yapısını anlatmaktadır. Bu dönemde üretimin merkezini ailenin yaşadığı evler oluşturmaktadır ve üretim insan gücüne dayanmaktadır. Anne, baba, çocuklar ve yakın akrabalar bir arada yaşamaktadır. Dış ortama kapalı bir aile yaşantısı olan geleneksel ailelerde toplumla ilişkiler törelere, gelenek, göreneklere ve dinî inançlara göre yürütülmektedir. Bu dönemde aile aynı zamanda üretim merkezidir ve aile bireyleri ihtiyaçlarını kendileri üretmektedirler. Eşya lazım olduğunda aile bireyleri ağacını kendisi kesip, yontup, doğrayıp yapmak istediği eşyayı kendisi yapmaktadır. Giyim eşyalarını karşılamak için yün dokumakta, kumaşını yapıp dikmektedir. Serbest zaman kavramı ailenin devamlılığı ve aile üyelerinin sağlıklı iletişim kurabilmeleri açısından önemli bir zaman dilimini oluşturmaktadır. Ancak bu dönemde aile aynı zamanda üretim merkezi de olduğundan günümüzdeki anlamda bir çalışma zamanı ve serbest zaman ayrımı bulunmamaktadır. İhtiyacı kadar üreten aile, bu zamandan arta kalan zamanlarını bir arada geçirmektedir. Serbest zaman etkinliklerine bakıldığında, çoğunlukla ailenin yaşlı üyeleri tarafından anlatılan mitler, masallar, efsaneler, birlikte söylenen şarkılar gibi anlatıya dayalı etkinliklerden oluştuğu görülmektedir. Çocuğa iyiyle kötünün, doğruyla yanlışın gelenek kurallarına uygun bir biçimde aktarıldığı bu anlatılar aynı zamanda çocukların sosyalleşmesi üzerinde de önemli etkilere sahiptir.

“Modern Dönem” pek çok yönüyle kendisinden önceki dönemlerden farklılık taşımaktadır. Bu döneme damgasını vuran temel gelişmeler, Sanayi ve Fransız Devrimleridir. Modern dönemle beraber ortaya çıkan yeni toplumsal düzenin adı kapitalizmdir. Kapitalist sistemde birey benmerkezci bir biçimde yalnızca ne kadar kazandığıyla ilgilenmektedir. Sanayileşmeyle beraber parasal ilişkiler yüceltilerek insan ilişkileri çıkara dayalı bir duruma getirilmekte, insanın insanla kurduğu ilişki insanın nesneyle kurduğu ilişkiye dönüşmektedir.

Modern çağda büyümeden sanayileşme, gelişmeden ise kentleşme kastedilmektedir. Bu dönemde kent merkezleri oluşmaktadır. Kentleşmeyle birlikte, yaşanılan fiziksel ortam, günlük yaşamda kullanılan ürünler, kıyafet ve tüketim anlayışlarında değişim yaşanmaktadır.

Kentlerin karmaşası içinde kendini güvensiz hisseden insanların evlerine kapanarak özel alanlarına çekilmesi, önceki dönemlerde keskin bir biçimde var olmayan kamusal ve özel alan ayrımını da beraberinde getirmektedir.

Modern çağa hâkim olan aile yapısı anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek ailedir. Ev artık üretim ortamı olmaktan çıkmakta, üretim evlerden uzak yerlerde yapılmaktadır. Çocukların eğitiminin de eğitim kurumlarına verilmesiyle birlikte ailenin işlevlerinde daralma meydana gelmektedir.

Modern dönem ve yükselen kapitalizmle birlikte ortaya çıkan uzmanlaşmış boş zaman/eğlence endüstrileri, bu zamanı değerlendirmek amacıyla yapay eğlenceler üreterek satmaktadır. Televizyon programları, sinemalar, bilgisayar oyunları, popüler romanlar, müzik, gazete ve dergiler, at yarışları gibi araçlar ile boş zamanın geçirilmesi ciddi paraların döndüğü birer endüstri sektörüne dönüşmektedir.

Modern dönemde iş zamanı ve serbest zaman kavramları birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaktadır. Kitle iletişim araçlarının insan yaşamına girmesiyle birlikte serbest zamanlarını meşgul etmeye başlamaktadır. Bu dönemin serbest zaman etkinlikleri ev içi serbest zaman etkinlikleri ve ev dışı serbest zaman etkinlikleri olmak üzere iki başlık altında değerlendirilebilmektedir. Televizyon, gazete, dergi, CD çalarlar ve uydu alıcıları ev içi serbest zaman etkinliklerindendir. Ulaşım teknolojilerindeki ve turizmde yaşanan gelişmeler, araba sahipliğindeki artışla birlikte artan tatil ve alışveriş etkinlikleri de ev dışı serbest zaman etkinlikleri olarak değerlendirilebilmektedir.

Eskiden sinema, tiyatro gibi geleneksel serbest zaman etkinlikleri, telekomünikasyon ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerle birlikte yerlerini ev merkezli eğlencelere bırakmaktadır. Serbest zamanlarının büyük çoğunluğunu evde geçiren insanlar için kitle iletişim araçları önemli birer etkinlik durumuna gelmektedir.

Televizyon izleme etkinliği sayesinde, iş zamanı dışında güvenli görerek sığındığı evinde en yakınındakilerle zaman geçirdiğini düşünen aile üyeleri televizyon nedeniyle aynı mekânda dahi olsalar birbirlerinden giderek uzaklaşmakta ve daha az sohbet eder hale gelmektedirler. Önceleri mekânsal olarak bile olsa aile üyelerini aynı ortamda toplayan televizyona sahip olmak maddi açıdan daha mümkün hale gelince her odaya bir televizyon koyularak mekânsal olarak da aile içindeki birliktelik parçalanmaktadır.

“Post-modern Dönem”, sanayi sonrası toplumunun tüm karmaşa ve belirsizliklerini üzerinde taşıyan dönem olarak kabul edilmektedir. Post-modern çağda birey ve toplumlar sürekli bir değişim içindedir. Post-modern dünyada sayısız televizyon kanalı, film, internet sitesi bulunmaktadır.

Bu dönemde insanlar hiçbir dönemde olmadığı kadar tüketmektedir. Devamlı tüketmeyi teşvik eden mağazalar, alışveriş merkezleri popüler kültür ve kapitalizmi yanlarına alarak büyümekte ve insanların yaşam biçimlerini şekillendirmektedirler.

İnsanlar arası ilişkiler ve bağlar da tüketim olgusu içerisinde yer almaktadır. Çabucak eskiyen ve yerini başka tüketim eşyalarının çok çabuk bir şekilde almasına alışan bireyler, aynı şekilde hayatlarındaki ortakları, eşlerini ve diğer kişileri de tüketme eğilimine girmektedirler. Artık bu dönemde çoğu insan için bir ortağa ya da eşine, kendisine iyi şeyler sunmadığı ya da sundukları artık heyecan vermediği için hayatından çıkmasını istemesi, eskiyen arabasından ya da bilgisayarından kurtulmak istemesiyle eşdeğer duruma gelmektedir. Bu dönemde parçalanmış, tek ebeveynli, birleşmiş aile gibi yeni aile tipleri ortaya çıkarak yaygınlaşmaya başlamaktadır. Bu dönemin çekirdek ailesinde kadın ve erkeğin rolleri modern dönemdeki gibi kesin çizgilerle birbirinden ayrılmamaktadır. Teknolojik gelişmeler ve internetin getirdiği olanaklarla birlikte eve geri dönüş başlamaktadır. Aileler sinemaya gitmek, dışarıda lokantalarda yemek yemek yerine evlerinde oturmayı, hazır gıdalar ya da mikrodalga fırınlarında çabucak yaptıkları gıdaları tüketerek; sinemaya para vermek yerine büyük ekran, özel ses donanımlarına sahip akıllı televizyonlarında daha ucuza ve evlerindeki klima olanaklarıyla da daha konforlu ortamlarında zaman geçirme eğiliminde olmaya başlamaktadırlar. Bilgi ve eğlence sektöründe yaşanan gelişmeler, çocukları gerçek arkadaşlık ilişkilerinden ve oyun oynadıkları sokaklardan kopararak kendilerine bağımlı hale getirmektedir.

Yoğun iş temposu içinde çalışıp yorulan aile üyeleri çalışma saatleri dışındaki zamanlarında evlerinin kapılarını kapatarak dış dünyayla olan iletişimlerini medya araçları ve internet üzerinden sürdürmektedirler. Apartman binaları içine hapsolan çocuklar çoğunlukla yaşıtlarından uzak bir şekilde büyüyerek topluma yabancılaşmakta ve yalnızlaşmaktadırlar.

Yeni medya teknolojileriyle birlikte zamanlarının büyük kısmını bu ekranlara hapsolarak geçiren kişiler sosyal hayata daha az dâhil olmakta, aile ve arkadaşlarıyla daha az iletişime geçmektedirler.

Z kuşağı ve Alfa kuşağının teknoloji kullanımı ve yaşam biçimine bakıldığında bu kuşakları diğer kuşaklardan ayıran özellikler nelerdir?

Eski dönemlerde kuşaklar, meydana gelen önemli tarihsel olaylara göre belirlenmekteyken günümüzde iletişim teknolojilerinde meydana gelen değişimlerle şekillenmektedir. İnternetin icadı iletişim alanında dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Bu teknolojinin icadından önce dünyaya gelen kişiler “Dijital Göçmenler”; sonra dünyaya gelenler ise “Dijital Yerliler” olarak adlandırılmaktadır. Z ve Alfa Kuşakları dünyaya geldikleri andan itibaren teknolojilerin içindedir. Doğdukları yıllara bakıldığında birbirine tarihsel olarak yakın olmalarına rağmen her iki kuşak arasında pek çok alanda önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Dönemin toplumsal olaylarına ve artan terör olaylarına bakıldığında, dışarıda oyun oynama noktasında kendilerinden önceki kuşaklar kadar şanslı olmayan bu iki kuşak, günlerini evde geçirmek durumunda kalmaktadırlar. İki ebeveynin de çalıştığı Z ve Alfa kuşaklarının bakıcılığını, teknolojik cihazlar yapmaktadır. Bu nedenle internetle ve teknolojik cihazlarla daha fazla zaman geçiren çocuklar, yüz yüze iletişimden çok çevrimiçi ortamlarda vakit geçirmeyi tercih etmekte, ikili ilişkilerde yetersiz olduklarından bireyselliği seçmektedirler.

Z Kuşağı, kaynaklar arasında yıllar bakımından kimi farklılıklar olmasına rağmen, 1996-2010 yılları arasında doğanları ifade etmektedir.

Bilgisayar ile henüz doğmadan, anne karnında tanışan ilk kuşak olan Z Kuşağı, dijital bir zeka ile dünyayı tanımaktadır. Diğer kuşaklara kıyasla daha bağımlı, aceleci, yaratıcı, teknolojiye hâkim, çoklu dikkat ve karar alma yeteneğine sahip, istediği o an olsun isteyen ve çabuk tüketen bir kuşaktır.

Alfa Kuşağı, 2010 sonrası doğan kişileri ifade etmekte ve üzerinde son dönemlerde yeni yeni konuşulmaya başlanan bir kuşaktır. Demografi Uzmanı Mark McCrindle Z ve Alfa Kuşaklarını yeni gelişen kuşaklar olarak ifade etmektedir. Alfa Kuşağının başlatılmasında 2010 yılının seçilme nedeni, dijital çağa hâkim olan pek çok icadın benzer tarihlerde gerçekleşmiş olmasıdır. Her hafta ortalama 2,5 milyon Alfa Kuşağına yeni üye katıldığı göz önüne alındığında 2025 yılında bu neslin sayısının 2 milyara ulaşması öngörülmektedir. 2013-2030 arası “iPad” ile doğan ve sınırsız bilgiye sahip olan Alfa Kuşağı, ellerinden geldiğince fiziksel görüşmelerden ve doğrudan iletişim kurmaktan kaçınan bir kuşak olarak tanımlanmaktadır. Üç boyutlu ekranlarla büyüyüp yaşamlarının her alanında ekranla karşılaşan Alfa Kuşağının beyin yapıları diğer kuşaklardan farklı çalışmaktadır. Bu nesil, yapay zekâ ile arkadaşlık eden, sanal ortamlardaki oyunları oynayarak arkadaş olabilen kişilerdir. Sürekli hareketli görüntüye alıştıkları için dikkatleri çok çabuk dağılmaktadır. Doğadan, hayvanlardan, bitkilerden uzak yetişen bu kuşak, insanlarla da paylaşmayı sevmeyen, benmerkezci bir kuşaktır.

Hafızalarında gereksiz buldukları bilgileri tutmayarak ihtiyaç duyduklarında bilgilere internetten kolaylıkla ulaşabilecekleri bilinciyle anlık öğrenmeyi tercih etmektedirler.

Z kuşağı ve Alfa kuşağının teknoloji kullanımı ne düzeydedir? Bu durum aile içi ilişkileri nasıl etkilemektedir?

Bu iki kuşak için teknolojik cihazlar ve internet vazgeçilmez olduğundan zamanlarını sürekli bu cihazlarla geçirme eğilimindedirler. Alfa kuşağı yaşça henüz küçük olduğundan kimi aileler bu cihazların kullanımlarını sınırlandırmaktadır. Ancak pek çok üyesi ergenlik döneminde olan Z Kuşağı için durum Alfa Kuşağında olduğundan daha zordur. Aileler, Z kuşağı çocuklarının odalarında, kendilerinden uzak bir şekilde yaşamalarından yakınmaktadırlar. Ancak buna rağmen, Alfa Kuşağını gelecekte kontrol etmenin daha güç olacağının da farkında olduklarını dile getirmektedirler. Artık yalnızca akşam yemeklerinde sınırlı olarak bir araya gelebildiklerini ifade eden aileler, bu zaman diliminde de özellikle Z Kuşağı çocuklarının ellerinde cep telefonlarının olmasından yakınmaktadırlar.

Ebeveynler, Alfa Kuşağı çocuklarını, yalnız çocuklar olarak nitelendirmektedirler. Zamanlarının önemli bir bölümünü evde geçiren Alfa Kuşağı çocukların dışarı çıkma olanakları kısıtlı olmaktadır. Dışarı ile iletişimleri okul çağında olanların okula gitmekle sınırlıyken, okula henüz gitmeyenlerin, aile bireylerinden birisiyle parka gitmekle sınırlı olduğu görülmektedir. Pandemi süreciyle birlikte tamamen eve kapanan çocuklar, medya teknolojilerine daha da bağımlı hale gelmektedirler. Alfa Kuşağı çocukları, günlerini televizyon izleyerek geçirmektedirler. İnternet teknolojileriyle Z Kuşağında yer alan abla ve ağabeylerine göre daha erken yaşlarda tanışan Alfa Kuşağı, dünyaya geldiği andan itibaren ekranla bağımlı bir yaşam sürmektedir.

Aileler Z Kuşağı çocuklarını tanımlarken, rahatlarına düşkün olduklarından ve kendilerinin sağladığı konfordan mahrum kalmamak adına aileleriyle iyi geçindiklerini ifade etmektedirler. Ebeveynler, Z Kuşağı çocuklarının genel yapılarından memnun olduklarını, kötü arkadaş ya da alışkanlıklara sahip olmadıkları, yalnızca teknoloji bağımlısı olmalarından şikâyetçi olduklarını vurgulamaktadırlar. Bunun yanında bu kuşağı, sorumluluk almaktan çok fazla hoşlanmayan, zora fazla gelemeyen, sınırsız istekleri olan, duygu ve ruh durumları çabuk değişip, alışveriş yapmaktan hoşlanan ancak bir şeyi aldıktan sonra tekrar aynı mutsuzluğa çok çabuk geri dönen çocuklar olarak değerlendirmektedirler.

Aileler teknolojiyi, ağlayan çocukları susturma aracı olarak kullanmaktadırlar. Bunun ilerleyen zamanlardaki olumsuz etkileri hakkında neler söylemek istersiniz?

Artan iş yükleri nedeniyle eve iş getirmek durumunda kalan aileler bu işleri zamanında yetiştirebilmek için ya da ev işlerini rahat yapabilmek amacıyla çocuklarının önüne erken yaşlarda ekranı kendileri koymaktadırlar. Bu durum onları erken yaşlardan itibaren ekrana bağımlı hale getirmektedir. Ekranda sürekli değişen görüntüye ve içerik çeşitliliğine alışan çocukları artık hiçbir oyuncak ya da etkinlik tatmin edememektedir. Bu da onların zekâ gelişimlerini, motor becerilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bebeğine elbise dikip saçını tarayıp üzerini değiştirmek basit bir etkinlik olarak görülebilir. Ancak tüm bunlar çocukların ince kas becerilerinin gelişmesi açısından önem taşımaktadır. Ancak günümüzde çocuklar ağırlıklı olarak aynı etkinliği uygulamalar üzerinden yapmakta, tek tıkla bebeğin kıyafetini ve saçını değiştirebilmektedir. Bunun çocuğu geliştirecek bir katkısı bulunmamaktadır.

Ailelerin ceza olarak telefonu, tableti yasaklamaları Z ve Alfa kuşağı üzerinde nasıl bir etki oluşturmaktadır?

Ailelerin ceza amaçlı olarak çocuklarının ellerinden telefonu tableti almaları onların hırçınlaşmasına neden olmaktadır. Çünkü bu cihazlar onlar için yaşamlarının ayrılmaz birer parçasıdır. Yasaklamak yerine onlarla konuşarak kullanım süreleri kısıtlanmalıdır. Ancak bunu da ancak Alfa Kuşağı üzerinde yapmaları mümkün olmaktadır. Ergenlik dönemindeki bir Z Kuşağına bunu uygulamak her zaman kolay olmamaktadır. Onlara yasaklar getirmek yerine, onları bu cihazlardan uzaklaştıracak, daha el becerisine dayalı, içinde aktif olarak yer alabilecekleri etkinliklere yönlendirilmelidirler. Unutulmamalıdır ki bu cihazlara çocukları alıştıran yine ailelerdir. Erken yaşlarda onlar ne kadar ekrandan uzak tutulabilirse zekâları ve sosyal gelişimleri de o oranda olumlu yönde değişim gösterecektir.

Ailelere, çocukların teknolojiyi bilinçli kullanımı konusunda ne gibi görevler düşmektedir?

Ailelerin, çocuklarının teknolojiyi bilinçli kullanımı konusunda ilk yapmaları gereken şey, öncelikli olarak kendilerinin bu cihazları bilinçli olarak kullanmalarıdır. Çocuklar ilk olarak ailede görerek öğrenmektedirler. Bu nedenle elinde sürekli cep telefonu olan bir ebeveyni gören çocuktan çok da farklı olması beklenememektedir. Bunun yanında çocuklarının kullandıkları cihazları, uygulamaları öğrenerek buralardan gelebilecek zararlar noktasında bilinçli olmalıdırlar. Z ve Alfa Kuşakları sanıldığının aksine daha aileye bağlı çocuklardır. Ebeveynleri arasında özellikle de teknolojiyi kullanma bakımında ciddi kuşak farkları bulunmadığından onlarla daha ılımlı iletişim kurma eğilimindedirler. Zamanlarının önemli bir kısmını evde ya da okulda geçiren, dışarıyla bağlantısı sınırlı olan Z ve özellikle de Alfa kuşağı pandemi sürecinde tamamen eve hapsolmaktadır. Zamanla, evden dışarıya çıkmak istemeyen çocuklar daha da teknoloji bağımlısı duruma gelmektedirler.

Bu durumun etkisini hafifletebilmek adına, çalışma saatleri evde de belirlenmeli, çocukların bilgisayar başında geçirdikleri okul saatleri dışındaki zamanlarını yine bilgisayar başında geçirmeleri önlenmeli ve teknolojik cihazların haricinde birlikte yapılabilecek ortak serbest zaman etkinlikleri artırılmalıdır.