Serbest Zamanda Medya Kullanımı ve Aile İçi İletişim / Doç. Dr. Esra Cizmeci Ümit
Sağlıklı bir aile içi iletişimin birey ve toplum bazında ne gibi faydaları vardır?
Aile yaşamı, bir mücadeleden ibarettir. Aile bireyleri, hem evlerinin dışındaki dünyanın isteklerini yerine getirebilmek için hem de kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemek için ömürleri boyunca mücadele ederler. Aile, üyelerinin psikososyal gelişimini ve sürekliliğini sağlayabilmek için, değişen koşullara uyum sağlayan bir kurumdur. Bununla birlikte aile, çocukların gelişim süreçlerinde içinde bulundukları toplum ve kültür ile ilgili temel eğitimi aldıkları yerdir ve modern toplumun oluşturduğu yalnızlık ve yabancılaşma duygularını, “aile birlikteliği” ile giderir. Aile üyeleri arasındaki iletişimsizlik, sevgi ve saygının azalması, aile kurumunu olumsuz etkileyen ve tehdit eden faktörlerdir. Bireyler birbirlerinden kopuk olduklarında, aile bütünlüğünden söz etmek mümkün değildir. Aile üyeleri arasında kurulan duygusal bağlar, sevgi ve güven duygusu vasıtasıyla aile, psikolojik bir görev üstlenir. Ayrıca aile üyelerinin birbirlerini eğlendirme, birbirleriyle serbest zamanlarını değerlendirme gibi görevleri de vardır.
Birlikte yenen yemekler, ev ile ilgili işler gibi basit etkinlikler, birçok aile zamanının en önemli noktasıdır. Anlam ile doldurulmuş vakitleri birlikte geçirmek, yani ailece hep birlikte verimli serbest zaman etkinliklerinde bulunmak ise aile bireylerinin akıllarında en çok kalan serbest zamanlardır. Ailece yapılan serbest zaman etkinlikleri, aileyi birbirine bağlı ve iletişim içinde bir birlik hâline getirir ve üyelerine bir “aile hissiyatı” vererek birlikte geçirilmiş güzel anılar kazandırır. Aynı zamanda iletişimi ve bağları bu şekilde sağlam tutan aileler, çocuklarına sağlıklı yaşam tarzı biçimleri sunar ve gerek ahlâkî gerekse de yaşamsal dersleri bizzat öğretirler. Hem çocukların gelişimi ve eğitimi hem de aile bireylerinin birbirlerine sağlaması gereken psikososyal desteği yerine getirebilmek için aile bireylerinin birlikte vakit geçirmesi gerekir. Bu da, gündelik yaşamlarında yapmaları gereken iş rutininin dışında kalan zamanlarda, yani serbest zamanlarında birlikte ortak etkinlikler yaparak mümkün olacaktır.
Çalışmanızda bahsettiğiniz serbest zaman ifadesinden ne anlamalıyız?
Serbest zaman; gündelik yaşamın yemek, içmek, barınmak gibi zorunlu gereksinimlerinin dışında kalan; bireyin kendisini özgür olarak tanımladığı; kendisini ve toplumsal gerçekliği eleştirel bir bakışla sorgulayabildiği özel bir zamandır. Bugünkü anlamıyla serbest zaman, “çalışmadan arta kalan zaman”dır.
Uygarlığın ilk dönemlerinde doğal düzenle toplumsal düzen aynı olduğundan, “çalışma” ayrı bir kavram olarak görülmüyordu. Bir topluluktaki kadın-erkek, genç-yaşlı demeden herkes kendisine göre bir görevi üstlenerek işbirliği içerisinde çalıştığı için, o dönemlerde bugünkü anlamda bir serbest zaman-çalışma zamanı ayrımı yoktu; serbest zaman etkinlikleri de çalışmanın içine yedirilmişti.
Sanayileşmeden önceki dönemde, çalışmanın büyük bir bölümü genellikle evde ve tüm aile bireylerinin katılımıyla tamamlanırdı. Sanayi teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte ev ile iş yeri birbirinden ayrıldı. Sanayi devriminin ilk yıllarında hedef üretimi artırmak olduğundan, çalışma saatlerinin fazlalığı söz konusu olduğu gibi, işçiler de zor ve elverişsiz koşullarda çalıştırılarak sömürüldüler. Artan çalışma saatleri, kadın-yaşlı-çocuk demeden herkesin zor şartlarda çalıştırılması gibi sebeplerden dolayı işçiler ayaklanarak daha az çalışma saati ve daha çok ücret talep ettiler. İstedikleri zammı ve dinlenme zamanını alan işçilerin dinlenmek için “serbest zaman”a sahip olmaları, iş ve iş dışı zaman ayrımının belirginleşmesini sağladı. Ancak iş dışında geçirilen bir zaman olsa da serbest zamanın kişisel gelişime ayrılmasına izin verilmedi, bu zaman tüketimcilikle dolduruldu, “çalışmanın-işin uzantısı” hâline getirildi. Topluma empoze edilen materyalist yaşam tarzı, serbest zamanın sosyal fayda zamanı olma niteliğini yok etti.
Modern dönemde gündelik hayat, “iş, özel hayat ve serbest zaman” olarak bölümlere ayrıldı. Modern insanın “özel yaşam”ını ya da başka bir deyişle deşarj olacağı serbest zamanını kazanabilmesinin yolu, çalışmaktan geçiyor. Modern birey, çalışma saatlerinde bulamadığı mutluluğu, insanca yaşama olanağını ve gerçekleştiremediği “insan” kimliğini çalışma dışı zaman ve mekânlarda bulabileceğine inandırıldı. Bu inanç doğrultusunda da bugün hemen herkesin serbest zamanının çoğu medya tüketimi ve medyanın empoze ettiklerini satın almakla geçiyor.
Aile bireyleri serbest zamanlarda birbirleriyle nasıl vakit geçirmektedir, neler yapmaktadır?
Yeni medyada farklı teknolojik işlevlerin birbiriyle iç içe geçmesi, kullanıcılara araç seçimi konusunda esneklik sağlıyor. Özellikle akıllı telefonlar, fiziksel yakınlığı kaybetmeden aile bireylerini bir arada tutma konusunda çok yardımcı oluyor. Ancak bu aile bireylerinin birbirleriyle etkileşimini arttırmıyor.
Yapılan bazı araştırmaların sonuçlarına göre, ailelerin her bireyi açısından, sadece birlikte zaman geçirmek yerine aktif olarak birlikte serbest zaman etkinliklerine katılmak, aile memnuniyetini belirleyen birincil faktördür. Ev dışındaki sıradışı etkinlikler özellikle gençlere daha çekici gelse de ev içinde yapılan serbest zaman etkinlikleri aileler için daha ön planda, hatta hayati önem taşıyor. Bugün, zaman azlığından bir araya gelmesi oldukça zorlaşan aile üyelerinin birlikte vakit geçirebildiği en önemli mekân, evlerimiz. “Ev”, aile etkileşimlerinin merkezidir. Hatta gençlerin, ebeveynleriyle en çok serbest zaman etkinliklerinde bulundukları yer, evleridir. Sıradan ya da önemsiz gibi görünse de; kimi araştırmalar, her iki ebeveynin de katıldığı aile yemeklerinin bile, gençlerin iyi halleri açısından çok faydalı olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca birlikte etkinlikler yapan çiftlerin de, bireysel ve yalnız olarak vakit geçirenlere kıyasla, aile hayatlarından daha memnun olduklarını ifade ettikleri görülüyor. Bu sebeple, aile üyelerinin birbirleriyle olan bağlarını sağlamlaştırma potansiyeli taşıyan en önemli alan olan serbest zamanların medya kullanımı ile geçirilmesi, günümüzde aile kurumunun sağlıklı işleyişi açısından bir tehdit unsuru taşıyor.
Ailelerin serbest zamanlarında teknoloji kullanımı ne düzeydedir? Teknoloji kullanımının aile içi iletişime olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir? Medya ve sosyal medyanın tercih edilme oranları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
1950’lerde televizyon Batı ülkelerinde yayılmaya başladıktan sonra, ailenin televizyon etrafında toplanmasını sağladı ve evi tekrar düzenleyerek bir “aile odası” oluşturdu. 1960’lardan itibaren televizyon, sinemaya gitmeyi ya da başkalarıyla sosyalleşmeyi azalttı ve ev içindeki birincil serbest zaman eğlencesi hâline geldi. Kitle iletişim araçlarının ucuzlaması ve içerik olarak zenginleşmesi ile birlikte, her evin odasına bir televizyon girdi. Böylelikle ailelerin evde geçirdikleri serbest zamanların çoğunu işgal eden televizyon, aile içi iletişimi azaltan bir araç niteliği taşımaya başladı.
Evde geçirilen serbest zamanlarda ailece televizyon izlemek; bir yandan aile üyelerini bir araya getiren, kimi zaman birbirlerine sarılarak oturmalarını sağlayan, aralarında sohbet konusu oluşturan ya da varsa evdeki gerginlikleri azaltan bir etkinlik olduğundan, aslında aile içi iletişim açısından olumlu bir etkinliktir. Televizyonun aile serbest zamanlarına zarar verdiği nokta, her odaya bir televizyon girmesi ve aile üyelerinin bireysel izleme etkinliğine girmesi ile başlar. Modern dönemden itibaren iki ebeveynin de çalışıyor olması, çocukların anne-baba otoritesinden yoksun yetiştirilmelerine; aile üyelerinin ancak akşamdan akşama bir araya gelebilmesi ve serbest zamanlarının büyük bir kısmını televizyon ya da bilgisayar-cep telefonu gibi medya teknolojilerinin başında geçirmesi ise aile bağları ve birlikteliğinin azalmasına yol açar oldu. Modern dönemin sonlarına doğru ucuzlayıp her odaya girerek aile üyelerini çoğunlukla birbirlerinden ayrı bireysel serbest zamanlar geçirmeye iten televizyon teknolojisine, postmodern dönem ile birlikte gelişen yeni medya teknolojileri de eklendi. Ev temelli tüketimin hizmetine sokulan enformasyon teknolojileri, “dışarı çıkma”nın yerini “evde oturma”ya bıraktı. Aileler, dışarıda hep birlikte serbest zaman etkinlikleri yapmak yerine; evde oturarak bir arada ya da ayrı ayrı iletişim teknolojilerini kullanarak vakit geçirir oldu. Özellikle internette kalınan süre, sosyal açıdan etrafından izole olmayı gerektirdiğinden bireyler, aile içinde bile etrafındakilere daha az zaman ayırıyorlar.
Araştırmalar gösteriyor ki çocukları olan aileler, olmayan ailelere göre daha çok bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanıyor ve bu ailelerin evlerinde birçok teknolojiye erişimleri mevcut. Ancak genel kanının aksine yeni medya teknolojilerinin yoğun kullanıcıları sadece ailelerin genç üyeleri değil. Avrupa’da yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, ebeveynler ne kadar internet kullanıyorsa, çocuklarının da o kadar kullanmaya eğilimli olduğu görülüyor. Bugün, ebeveynler fiziksel olarak daha çok çocuklarının yanında olsalar da zihinsel olarak orada değiller; mobil teknolojiler aracılığı ile başka yerlerdeler ve çoğu zaman çocuklarından çok, telefonlarıyla ilgileniyorlar. Gençler, yemek esnasında sürekli telefonlarına bakan ebeveynlerinden oldukça şikâyetçiler. Postmodern çağda ancak sürekli ulaşılabilir olmanın başarıya götüreceğini düşünen ebeveynler ise, tatilde bile işlerini cep telefonlarıyla yanlarında götürmek zorunda kaldıklarından; kendilerini, işlerini başka türlü yetiştirememekle savunuyorlar. Ancak ebeveynlerin yeni medya teknolojilerini yoğun olarak kullanmalarının tek sebebi de iş değil. Artık anne babalar da serbest zamanlarının çoğunu cep telefonu, internet gibi medya teknolojileri ile geçiriyor. Uzmanlar, teknoloji bağımlılığı sebebiyle zamanlarının çoğunu televizyon ve internet başında geçiren aile bireylerinin birbirleriyle konuşmadıklarını, eşlerin aileye ve birbirlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmediğini, ebeveynlerin çocuklarını televizyon ve bilgisayarların başına terk ettiklerini belirtiyor. Bu gibi sebeplerle günümüz toplumunda aile bireyleri birbirlerinden uzaklaşıyor, birbirlerine yabancılaşıyor ve hatta bu sebeplerle boşanmalara gidiliyor.
Oranlardan bahsedecek olursak, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’nın sonuçlarına göre, Türkiye’de İnternet kullanım oranı 2020 yılında 16-74 yaş grubundaki bireylerde %79,0 oldu. Hanelerin %90,7’sinin evden internete erişim imkânına sahip olduğu görülüyor. Bu oran bir önceki yılda %88,3 idi. Yine 2020 sonuçlarına göre Türkiye’deki hanelerin %36,4’ünde dizüstü bilgisayar, %22’sinde tablet bilgisayar, %99,4’ünde cep telefonu veya akıllı telefon, %5,5’inde oyun konsolu ve % 33,8’inde internete bağlanabilen televizyon bulunuyor. Yine geçtiğimiz yıl yapılan başka bir araştırmaya göre (We Are Social, Digital 2020) Türkiye’de her gün ortalama 170 dakika sosyal medya mecralarında geçiriliyor. 54 milyon kişinin (nüfusun %64’ü) sosyal medya kullanıcısı olduğu Türkiye’de en çok Youtube, Instagram, Whatsapp, Facebook ve Twitter kullanılıyor ve kullanıcıların yüzde 93’ü internette video izliyor, yüzde 72’si müzik dinliyor, yüzde 45’i vlog izliyor, yüzde 43’ü radyo, yüzde 30’u ise podcast dinliyor. Bu oranlar doğrultusunda Türkiye’deki evlerin medya teknolojileri yönünden zengin olduğunu ve ailelerin zamanlarının çoğunu bu teknolojileri kullanarak harcadığını söylemek mümkün.
Serbest zamanlarda aile bireylerinin ev içinde vakit geçirmelerinde sosyoekonomik durumun etkisi ne düzeydedir?
Ev dışı serbest zaman etkinlikleri belli bir maddi gelir gerektirdiğinden, insanlar daha çok ev içi serbest zaman etkinliklerine yöneliyor. En çok tercih edilen serbest zaman etkinlikleri; ucuzlukları sebebiyle televizyon, internet, cep telefonu gibi medya teknolojileri ile yapılan etkinlikler. Dolayısıyla serbest zaman harcamalarının büyük bir kısmı bu gibi teknolojilere yapılıyor.
Hangi sosyoekonomik düzeyde olunursa olunsun, ev içi serbest zamanlarda medya kullanımı tüm sosyoekonomik düzeylerdeki aileler için geçerli bir etkinlik. Ancak tabii ki sosyoekonomik düzeyi yüksek, çalışmaya çok fazla zaman harcamak zorunda kalmayan, kendi zamanını planlayabilen ve etkinlikleri satın alma gücü daha yüksek olan aileler, ev dışında da farklı birçok etkinliği gerçekleştirme imkânlarına sahip. Bu yüzden ev içinde ve ucuz bir eğlence etkinliği olarak medya kullanımıyla vakit geçirme durumunun daha çok alt ve orta sınıf ailelerinde yaygın olduğunu söyleyebiliriz.
Geçmiş dönemlerde aile içinde yapılan serbest zaman etkinlikleri nelerdi?
18. yüzyıl ortalarına kadar Avrupa’da aile içi serbest zamanın kitap okuyarak geçirildiği söylenebilir. 1750 sonrasında kitaplar kutsallıktan çıktı ve okuma yoğunlaştı. Eskinin rahle gerektiren büyük kutsal kitaplarının yerini, yatakta okunabilen küçük kitaplar aldı ve 19. yüzyıla kadar evde aile içinde yüksek sesle kitap okumak, bir ev içi etkinlik olarak varlığını sürdürdü.
Osmanlı aile üyeleri ise serbest zamanlarının çoğunu, evin dışında geçirirlerdi. Osmanlı kadınları, yaşadıkları kentin her yerini bilecek kadar çok gezer; hıdırellez kutlamaları, komşu gezmeleri, türbe ziyaretleri, Hristiyan yortuları, ziyafetler gibi etkinliklere sıklıkla katılırlardı. Bu dönemde kadınlar evlerinin avlularında kimseye görünmeden rahatça dolaşabilsin diye camilerde ezan okuyacak kör müezzinler, aynı mantıkla kadınlar arası eğlencelerde çalsın diye de kör müzisyenler yetiştirilirdi. Osmanlı’da kadınların başlıca eğlencesi; hem güzelleştikleri hem arkadaşlarıyla görüşebildikleri hem siyasal ve sosyal olaylardan haberdar oldukları hem de genç kızların görücüye çıktığı hamamlardı. Haftada bir veya iki kez bu hamamlarda eğlenebilen Türk kadınları, modernleşmeden sonra evlere “banyo” yapılması ile bu eğlencelerini kaybettiler. Osmanlı erkeklerinin yaşamı ise; 16. yüzyıla kadar ev, cami ve çarşı arasında geçerdi. 16. yüzyıl sonunda açılan mahalle kahveleri, ilk kez gündelik yaşamda geleneksel komşuluk ilişkileri dışında sosyalleşilebilecek bir mekân oluşturdu.
Geleneksel Türk ailesinin özelliklerinden birisi, aile üyelerinin ev içi serbest zamanlarında çalgı çalarak birlikte şarkılar söylemeleriydi. Osmanlı ailelerinin her birinde mutlaka saz çalabilen ya da şarkı söyleyebilen bireyler bulunur ve bunlar, ailenin serbest zamanlarını değerlendirme görevini üstlenirlerdi. Aynı zamanda modernleşme öncesi Türk ailelerinin ev içinde ya da dışında gerek yiyip içerek gerekse de birtakım oyunlarla dolu birçok serbest zaman etkinliği bulunuyordu. Osmanlı döneminde evlerde bir serbest zaman etkinliği olarak ince saz, meddah gibi oyunların oynanıp hikâyelerin anlatıldığı ve oldukça eğlenceli geçen “helva sohbetleri” yapılırdı. Bu sohbetlerde oynanan oyunlar ile anlatılan hikâyeler, toplumsal hafızanın da kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlardı. 1900’lü yıllara gelindiğinde ise insanların serbest zamanlarında okumaları için cinayet ve polisiye romanlar moda oldu.
Tanzimat’tan sonra evlerde gösterişçi tüketim ve materyalist yönelimler baş gösterdi. Avrupai adab-ı muaşeret kurallarının Türk ailesine entegre edilmeye çalışılması; içki, kumar, dans, kadınların sosyal hayata katılması, çocuklara özel mürebbiyelerin tutulması, erkeklerin çapkınlıklarıyla ün salması gibi yeni durumlarla, geleneksel Türk aile yapısı değişime uğradı. 19. yüzyıl sonlarına doğru İstanbul’a otomobil ve elektrikli tramvayın gelmesiyle gündelik hayatın hızı arttı, II. Meşrutiyet sonrasında telgraf ve telefonun da yaygın olarak kullanılması ile gündelik yaşam daha da hızlandı ve beraberinde birtakım sosyal ve kültürel değişmeler baş gösterdi.
Tanzimat ile birlikte ailenin serbest zamanı da bireyselleşme göstermeye başladı. Akşam yemeğinden sonra erkekler bir kahvehaneye ya da Beyoğlu’nda bir eğlence yerine giderken, kadınlar da kendilerini eğlendirmek için kafeşantanlara (cafe chantant) gidiyorlardı. Bu şekilde ayrı geçirilen serbest zamanlar sebebiyle o dönemde; modern Türk ailelerine akşam yemeği sonrasında aile içi kitap okunması, aile içi müzik dinletileri gibi etkinlikler yaparak birlikteliklerini güçlendirmeleri öneriliyordu. Osmanlı döneminde, aile içinde doğum ve evlilik yıl dönümleri gibi kutlamaları yapma âdeti olmayan Türk ailesi; Cumhuriyet ile birlikte dönemin medyası tarafından Batılı yaşama uyum adı altında bunlar ve daha başka eğlence biçimlerine teşvik ediliyordu. Dönemin romanlarına göre; kumar ve içki modernleşmeye çalışan ailelerin içine oldukça girdi; oyun, zevk ve eğlenceye kendisini fazlasıyla kaptıran bireylerin olduğu Türk ailelerinde, aile içi ilişkiler de bozulmaya başladı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında henüz kitle iletişim araçları günümüzdeki gibi bireylerin evlerini ve serbest zamanlarını tamamen işgal etmemişti. Radyo, Türkiye’de 1927 yılında yayına başladı. İlk yıllarında oldukça pahalı olan bu “yeni” medya teknolojisini halka kolayca satın aldırıp benimsetebilmek için ise radyoya bir “eğlence aracı” niteliği kazandırıldı. Günlük yayın saatlerinin artması, söz ve müzik programlarının çeşitlenmesi ve kadınlar-çocuklar-gençler gibi belli kitleler için ayrı programlar yapılması ile radyo, Türk ailelerinin serbest zamanlarında popülerleşti.
1970’li yıllarda ise televizyonun aynı etkiyi yarattığına tanık olundu. İlk dönemlerinde her aile bir televizyona sahip olamadığından, televizyon izleyebilmek için aileler birbirlerine misafirliğe giderdi; televizyonda halkın sevdiği popüler programlar gösterilirken sokakların boşaldığı ve bu programların bitmesiyle sokakların tekrar dolduğu görülürdü. Özellikle, 1960-1980 yılları arasındaki dönemde, siyasi çatışmalara sahne olan sokaklar insanlara güven vermediğinden; televizyon, Türk ailesinin serbest zamanlarındaki yerini sağlamlaştırdı.
1975 yılında televizyonun evlere girmesi ile sinema, kriz dönemine girdi. Özellikle cinsel içerikli filmlerin gösterilmesi sebebiyle sinemadan uzaklaşan aileler ya evlerine televizyon alıyor, ya da serbest zamanlarını evinde televizyonu olan ailelere misafirliğe giderek geçiriyorlardı. Televizyon izlemek için başkasının evine gidilmesi durumunu Halit Kıvanç, “telesafirlik” olarak adlandırmıştı. Televizyonun bu konumu edinmesine yardımcı şartlardan birisi de, ülkenin ekonomik durumunun kötüye gitmesi ve enflasyonun yükselmesi ile artık sinemaya gitmenin pahalı bir serbest zaman etkinliği hâline gelmesiydi.
1980 sonrası Türkiye gençliği; küreselleşmenin etkileri ile biçimlenen, medyanın ve internetin gelişmiş olduğu bir ortamda büyümeye ve Amerikan yaşam tarzını benimsemeye başladı ve böylece o günlerden bugünlere gelindi.
Özellikle gençlerdeki sosyal medya bağımlılığı konusunda ailelere tavsiyeleriniz nelerdir? Kaliteli bir serbest zaman için ailelere neler söylemek istersiniz?
Günümüzde Türk gençleri daha yataktan kalkmadan akıllı telefonlarından sosyal medya hesaplarını kontrol ediyorlar. Çoğunluğu sosyal medya bağımlısı olan gençler, internet olmayınca kendilerini huzursuz ve boşlukta hissediyor ve bir şeyleri kaçırdıkları hissine kapılıyorlar. Gençler; anlamsız bir rutinin dışına çıkamadıklarını, çok fazla zorunluluk tarafından sınırlandıklarını ya da serbest zamanlarını onlara keyif vermeyen kişilerle geçirmek zorunda kaldıklarını hissettiklerinde “sıkılıyorlar”. Ayrıca özellikle akran ilişkileri kurma gibi gelişimsel ihtiyaçlarını gerçek sosyal ortamlarda karşılayamadıklarında, internet bağımlılığına itiliyorlar. Dahası, aile içinde etkileşim problemleri yaşayan gençlerin internet kullanımı, bu sıkıntılardan kaçışın en önemli yollarından biri. Son olarak da ebeveyn desteğinden yoksun olan gençlerin de internet bağımlılığına meyil gösterdiği biliniyor.
Bir çocuğun yetişmesinde en önemli çevresel faktör ailedir; çünkü ailevi normlar ve davranışlar gençlerin hobi ve diğer etkinlikleri seçimine etki eder. Bir ebeveynin kendi yaptığı ile çocuğundan talep ettiği farklı olduğunda, çocuğuna yaptığı rehberlik etkili olmuyor ama maalesef, çoğu durumda ebeveynler kendileri interneti fazlasıyla kullanırken çocuklarına yasaklamaya çalışıyor.
Gençlerin ev içi serbest zamanlarda yoğun yeni medya kullanımının önemli bir sebebi olarak, günümüz çocuklarının yalnızlığını öne sürmek doğru bir tespit olacaktır. Kiminin ebeveynleri birkaç işte çalışmak zorunda oldukları için evde yoktur; kiminin anne-babası ayrılmıştır ve mutlaka birinden ayrı kalmak zorunda kalan çocuk arada kalmıştır; kimisinde de anne-baba birliktedir ancak işten geç döndükleri için ya da döndüklerinde de teknoloji aracılığıyla çalıştıkları için aslında yokturlar. İşte böyle yalnızlaşan çocuklar için bilgisayarlar ve mobil araçlar, ailenin eksikliğini gidermek için orada hazır bulunur. Gençlerin sosyal paylaşım ağlarına bağımlı hâle gelmesinin bir diğer sebebi de; aile içinde aradıkları huzuru ve yakınlaşmayı bulamayanların, bu ağlarda kendilerini dinleyecek birilerini aramalarıdır. Anne, baba ya da kardeşin yerine getirmediği/getiremediği bu görevi yapabilecek birilerini sanal ağlarda aramaya yönelen gençler, hem bu ağlarda daha fazla vakit geçiriyor hem de gençlerin küçük yaşta büyük hatalar yapma ihtimalleri artıyor. Öte yandan aile içi iletişimleri iyi olan gençlerin ise; ödev yapma, bilgi arama gibi sebeplerle, sadece ihtiyaç duyduklarında internete yöneldikleri görülüyor. Dolayısıyla, aile içinde mutlu olmayan gençlerin interneti bir “amaç”, mutlu olan gençlerin ise bir “araç” olarak gördüğünü söylemek mümkün.
Aile bireyleri bireysel medya tüketimi gibi bir serbest zaman etkinliği içine girerlerse, aile içi iletişim azalır ve aile işleyişi bozulur. Tam tersi, eğer aileler birbirleriyle bağlantı kurmalarına yardımcı olacak medya etkinliklerine girerlerse, ebeveynler çocuklarıyla medya ile ilgili konuşur ve onları gözlemlerse o zaman aile içi iletişim artar ve aile işleyişi olumlu anlamda yükselir. Yani aslında doğru kullanıldığında medya, aile sistemi içerisinde yapılandırıcı bir role sahip olabilir. Birlikte zaman geçirmek ve paylaşılan bir gerçekliğe sahip olmak, aile içi iletişimi geliştirebilir. Örneğin; ebeveynler ve çocuklar ortak olarak sevdikleri bir programı izlediklerinde hem birbirlerini daha iyi anlayabiliyor, hem de programdan sonra konuşma ihtimalleri artıyor. Aileler, program ile ilgili ortak şakalar üretebiliyor, medya kullanımını içeren aile ritüelleri oluşturabiliyor ya da programın bazı kısımlarını ciddi meselelerde örnek göstererek kullanıp aile bağlantısını güçlendirebiliyorlar. Dahası; araştırmalar babalarıyla yaşlarına uygun video oyunları oynayan kız çocuklarının, zihinsel sağlıklarının daha güçlü olduğunu, daha güçlü bir aile bağlılığı hissi içinde olduklarını ve daha iyi davranışlar sergilediklerini ortaya koyuyor. Sosyal ağlar da ailelere farklı bir etkileşim, bağlantı, konuşacak bir konu ya da birbirinden uzakta olan aile bireyleri için buluşma ve birlikte vakit geçirme imkânları sunuyor. Özetle bugün, aile kurumu iki ihtimal ile karşı karşıya duruyor: Ya teknoloji aile bireylerine ortak etkinlikler sağlayıp onları daha da yakınlaştıracak, ya da bireysel ilgilerini çekip onları teknoloji dünyasına hapsederek birbirlerinden koparacak.
“Aile bağları”, aile bireylerinin birbirlerine karşı hissettikleri duygusal bağdır. Yoğun medya kullanımının aile içi iletişim ile olan bağlantısı gerçekten büyük. Türkiye’de toplumun temeli olarak görülen aile kurumun sağlıklı bir biçimde varlığını sürdürebilmesi için ise aile bağlarının sağlamlığını koruyabilmek çok önemli. Bir çocuğun sağlıklı ve normal gelişiminin sağlanabileceği en önemli mekân, mutlu ve ilgili anne-babaların oluşturduğu aile yuvasıdır. Gerek kardeşler arasında gerekse de anne-baba ve çocuklar arasında bencillik ve kendine odaklı yaşam, aile içi iletişimin önünde bir engeldir. İletişim kurma, aile işleyişinin anahtar yapısıdır. Aile içi krizler dışında bugün aile bireylerini bir araya getirebilecek tek unsur, ortak yapılacak aile serbest zaman etkinlikleridir.
