Savunma Sanatları İnsan İlişkilerini Nasıl Etkiler? / Savunma Sanatları Uzmanı Abdullah Sak
Sizi tanıyabilir miyiz, spora nasıl başladınız, hangi sporlarla ilgilendiniz? Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Tabii ki efendim. Ben Abdullah Sak. Bir eğitim kurumunda tam zamanlı, bir başka eğitim kurumunda yarı zamanlı müfredat tasarımcısı olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda eğitim alanında doktora sürecimdeyim. Akademik işlerimin yanı sıra savunma sanatları ve sporla uğraşmayı hayatımın ve kişisel gelişimimin önemli unsurlarından biri olarak görmekteyim. Bu sebeple takriben 20 yıldır Güreş, Tekvando, Kick Boks, Karma Dövüş gibi savunma sanatları ile ilgilendim. Sporlarla olan alâkamı çevreme de düzenli bir şekilde yaymak için Savunma Sanatları Akademisi adında bir YouTube kanalı ve aynı isimde bir dernek kurdum. Hem sosyal medya platformları üzerinden hem de sınıf dersleri ile öğrencilerimle bu konuda ilgilenmekteyim.
Ciddi anlamda spora başladığım zaman 2003 yılları oldu. O vakit yaşım epey küçük olduğu için çok bilinçli bir tercih yaptığımı ya da en azından bunun tamamıyla şahsi irademle gerçekleştiğini söyleyemem. Annemin bu noktadaki destekleri benim için çok önemli bir rol oynamıştır. Tabii ki Anadolu’da yaşayan pek çok geleneksel aile gibi evde babamızla güreşir, kendimizce boğuşurduk. Lakin 2003 yılında annemin desteği ile Tekvandoya başlamam düzenli bir spor kültürünün hayatımda oturmasında çok ciddi bir rol oynamış, bundan sonraki tahsil sürecimde de savunma sanatlarını ihmal etmemek gündemim olmuştur.
Kore ve Katar’da çalışmalarınız oldu. Neler yaptınız? Oradaki çalışma ve tecrübelerinizden bahseder misiniz? Yabancı menşeili savaş sanatları kendi felsefeleri, kendi dünya görüşleri ile de etkiliyor insanları. Bu konudaki gözlemleriniz nelerdir?
Savunma sanatları ile ilgili yurt dışındaki çalışmalarım iki eksenli seyrediyor. Bu alanda usta olmak diye bir şey olmadığı için gittiğim ülkelerde başka savunma sanatçıları ile teknik alışverişte bulunuyorum. Bunun yanı sıra imkânım elverdiğince bildiğim şeyleri aktarıyor, seminerler ve dersler veriyorum. Katar benim Jiu Jitsu ile tanıştığım ve kontrol grubu branşların önemini daha iyi kavradığım bir ülke olmuştur. Kore ise geleneksel kılıcı öğrendiğim ilk ülke olmasının yanı sıra ilkokul eğitiminde savunma sanatlarının öğrencilerin psiko-sosyal gelişimine ne kadar olumlu bir etki oluşturabildiği müşahede ettiğim ülkedir. Kore’de kaldığım süreçte bizim Dojan olarak adlandırdığımız spor alanlarında kılıçlara ve belli materyallere yapılan secde türünden ritüellerin savunma sanatlarının felsefesinde dinlere referansın ne kadar güçlü olduğunu gözlemlemem açısından bana çok katkısı olmuştur. Savunma sanatlarının hemen hepsi din merkezli hareketlerdir. Uzak Doğu’da ve Hindistan’da gelişen ve dünyanın en bilinen sanatları hep bir tapınak merkezinde ortaya çıkmış, savaş meydanlarında gelişmiş ve din etkisiyle sistemleşmiştir. Bu noktada savunma sanatlarının felsefesi; içerisinde geliştiği dinin felsefesidir desek yanlış olmaz. En basitinden Türkiye’de devam eden yağlı güreşlerde okunan gülbankları anımsayabilirsek bu din merkezli yaklaşımı kendi coğrafyamızda da okuyabiliriz. Bu branşların felsefesi insana; nefs terbiyesi, kanaatkârlık gibi değerler öğütlüyor ki iddia ettiğim tasavvuf yoluna benzerlik buradan gelir. Bununla birlikte vahdet anlayışının olmaması ve akidevi noktada pek çok problemi barındırması ise tasavvufla çelişen durumlardır. Mesela orada ders verdiğim bir Tekvando ve Hapkido salonu her kuşağa geçiş sürecinde İncil’den bazı ayetleri öğrencilerden ezbere okumasını istiyor ve bir Hristiyan savaşçı yetiştirmeyi hedefliyordu. Uzak Doğu sanatlarının teknik kısmı ile din pratikleri arasında ne kadar sıkı bir ilişki olduğunu gözlemlemem ekseriyetle Kore’de oldu.
Savaş sanatlarının psikolojik etkileri açısından bakıldığında, insan ilişkilerindeki ve sosyalleşme açısından etkileri nelerdir? Özgüven ve özellikle sokakta kendini koruyabilme insanlara neler katar?
“Kuvvetli mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir.” hadis-i şerifindeki mana bizlere birden fazla noktada kuvvetli olmanın gerekliliğini işaret etmektedir. Nefsimizin sınırsız isteklerine karşı güçlü bir duruş sergilememiz gerektiği gibi kendimizi zihnen, akademik ve ilmi alanlarda, bedenen ve ruhen savunma sanatlarında geliştirmeliyiz.
Elzem maddelerden biri olan savunma; günümüzde insanın tekme-yumruk atmayı, boğuşmayı, kısaca teknikle fizikî savunmayı bilmesi şeklinde kısır bir biçimde anlatılmaktadır. Savunma sanatı çalışmak bedeni kapsadığı kadar akıl ve ruh sağlığını da kapsar. İnsanın sınırlarını ve güçsüzlüklerini keşfetmesi, korkularını yenmesi ve bir duruş kazanması savunma sanatlarının esas yönüdür. “Gerçek babayiğit, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir.” hadis-i şerifi savunma sanatı ahlak anlayışının bir diğer perspektifidir. Öfke kontrolü bu sanatları çalışmayla sağlanabilir.
Peki, bu durumda fiziksel ve ruhsal anlamda savunmayı ve mücadeleyi öğrenmek için hangi sanatları öğrenmeliyiz? Peygamber Efendimiz ve atalarımız bizlere atıcılığı, biniciliği, koşuyu, yüzmeyi ve güreşi tavsiye etmiş, kendileri de bizzat bu branşları icra ederek örnek olmuşlardır. Spor mahiyetinde koşmalı, yüzmeli ve güreşmeliyiz. Günümüze uyarlayarak atıcılık ve binicilik de çalışmalıyız. Karma Dövüş ve güreş gibi gerçekçi branşları ahlaki eğitim boyutunu bilen bir eğitmenle öğrenmeliyiz.
Savunma sanatlarını bir tehlike paranoyasıyla değil, sükûnet içerisinde ve bir toplumsal vazife bilinciyle icra etmeliyiz. Mücadele kimi zaman bir sokak köşesinde kimi zaman hanemizde kimi zamansa kendi iç dünyamızda karşımıza çıkacaktır. Bir mücadelenin olmamasını ummak ve ne gerek var bunlara demek imtihan dünyasında mücadele etmek için bulunduğumuzu unutmak demektir.
Bu yönlerden değerlendirdiğimizde sivil savunma çalışmak ve bilmek insan-ı kâmil olmanın çok önemli bir boyutudur. Kendini savunabilen özgüvenlidir, dik duruşludur; ölçüleri ve sınırları bilir. İnsana asla zarar vermemek ve insanı sevmek ilkelerindendir. Kendini ve çevresini koruma noktasında savunma sanatçısı güven veren ve sevilen insandır.
Genç nüfusu yeterince spora, özellikle savaş sanatlarına yönlendirebiliyor muyuz? Niçin gençler desek ne dersiniz? Tebliğ açısından, rol model olma açısından savaş sanatları için ne diyebiliriz?
Genç nüfusun genel manada sporları özel olarak da savunma sanatlarını yapmaması ya da başladıkları bu branşlarda istikrarlı olmaması, artık kendini genç olarak isimlendiremeyecek biz büyüklerin bu konuda kötü örnek olması ile alâkalıdır. Hiç unutmadığım, ciddi anlamda kilo problemi olan bir velim devamlı bana gelip çocuğunun istikrarlı bir şekilde spor yapmamasından yakınıyordu. Bu noktada biz büyüklerin ya da velilerin yapacağı tek şey hâlâ kıpırdayabiliyor isek en tezinden düzenli bir spor hayatına adım atmamızdır. Yaşlılarında spor kültürü oturan bir toplumun gençlerine herhangi bir yönlendirme için özel çaba harcanması gerektiğini düşünmüyorum. Bir spora başlamış olan gençlerin durumunu sorarak, masraflarına bir miktar sponsor olarak, spor faaliyetlerinin gidişatını takip ederek psikolojik destek ve motivasyon vermek yeterli olacaktır. Tebliğ açısından baktığımızda tarihte pek çok insanın İslam’ı tanımasına ve Müslüman olmasına vesile olan isimlerden birisi Muhammed Ali Clay'dir. İyi bir sporculuk kariyerinin iyi bir Müslümanda olması; tebliğ, davet ve doğrudan güzel bir rol model olunması açısından pek çok hocalık mevkiinden daha önemlidir diye düşünüyorum. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu konuda bizim için çok iyi bir örnek olup kendisi kılıç sanatı, okçuluk, koşu ve güreş gibi branşlarda bizzat faal olarak yol açmıştır.
Salondaki müsabakalarla sokakta kavga birbirinden çok farklı, öğrenciler salondaki tekniklerin sokakta çalışmadığını görünce hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu konuyu değerlendirir misiniz?
Geleneksel Doğu branşları bu konuda en çok sıkıntıya sebep olan ve etkililiği tartışılan savaş sanatlarıdır. Bunun temeline gelecek olursak; eskiden savaş meydanlarında kullanılması için tasarlanan tekniklerden oluşan pek çok Doğu branşı silah kullanma ve silahlarla yapılabilen tek hamleli teknikleri oluşturmuştur. Günümüzde artık uzun balta, sopa, kılıç gibi silahlar sokak dövüşlerinde olmadığı için savaş merkezli tek hücum stili gelişen geleneksel sanatlar artık etkili olamamaktadır. Bir yumruk kombinasyon tekniğinin bloklarla beraber işe yaradığı varsayılarak ve müsabakasız şekilde çalışılarak öğretilmesi sokak savunmasından çok uzak bir kurgudur. Bazı vuruş (striking) gruplarına baktığımızda; Muay Thai, Boks, Kick Boks gibi branşların sokakta pratiklikleri ve faydaları de görülmektedir. Özellikle Güreş, Judo, Jiu Jitsu, Sambo gibi devamlı müsabakayı, kontrolü ve pratiği temel alan branşlar ise belli vuruş grupları ve silah saldırı teknikleriyle birleştiğinde en mükemmel sonucu vermektedir. Şöyle özetleyebilirim: Herhangi bir kontrol grubu branşı öğrendikten sonra vuruş ve silah konseptlerini öğrenmek ve ayrı ayrı branşlarla kişisel gelişimi tamamlamak sokak ve şahsi savunma için naçizane en etkili yöntemdir diye düşünüyorum. Öğrenilen bu tekniklerin de belli güvenlik önlemleri altında her ders sonrası pratik yapılması hangi branş olursa olsun sokakta etkili savunma için şarttır. Değerli okurlara röportajda bu noktaya kadar vakit ayırıp gelebildikleri, sizlere de bu değerli hazırunla buluşma imkânı sağladığınız için teşekkür ediyorum. Herkese iyi ve hayırlı idmanlar diliyorum.
