Özenti Kurbanları / Davut Zat
Genellikle kişiliği oturmamış, kimlik arayışı içinde olanların işidir özenti sahibi olmak. Bu hastalığa yakalananların sayısındaki inanılmaz artış, önemsenmesi gereken bir memleket gerçeği olarak karşımızda durmaktadır. Hem de acil çözüm bekleyen türden bir sorun olarak. Önlem alınmazsa hem fertlerin hem de toplumumuzun büyük yaralar alacağını bilmek bir öngörü olmasa gerektir…
Peki, kişi neden özenir bir başkasına ya da diğerlerinin yaşam tarzı ve biçimlerine? Elbette içinde bulunduğu şartlardan duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle değil midir?
Ya çözümü nedir bu illetli hâlin derseniz; elbette önce kendi gerçeğiyle yüzleşmesi ve kendiyle barışık olmasıdır dersek, sanıyorum hata etmiş sayılmayız. Hangi yaş ve sınıftan olursa olsun insan, içinde bulunduğu şartlardan utanmamalı ve bu şartları hayatın doğallığı içinde kabullenmesi gerektiğini bilmelidir. Özenti ile şartlarının değişmeyeceğini anlayamayan insanların sorunu, biraz da aklını yeterince çalıştırmamasından kaynaklanmıyor mu, ne dersiniz?
Kendini bilen, kendisiyle barışık, değerlerinin farkında olan ve bilinç düzeyi yüksek bir bireyin bu tür basitliklerin kurbanı olması düşünülemez! “Benim fiziki güzelliğim ya da tipim bu şekilde yaratılmış, dünyada kimi zengin kimi fakirdir, kimi ast kimi üsttür. Herkesin mesleğinin ve şartlarının aynı olması düşünülemez.” deyip bu gerçeği kabullenen insan özentinin kurbanı olmaz…
Evet, zamanımız insanının özenti içine girerek kendisini ve şartlarını değiştirmeye çalışması, içinden çıkamayacağı bir yolculuğa çıktığının da habercisidir bana göre. Zira insanı uçuruma sürükleyen ana nedenlerden birisi de hakkı olmayanı istemesi veya durduğu yerden razı olmamasıdır. Hayallerini gerçekleştirmek adına değerlerinden yoksun kalmayı göze almak, uçurama yolculuk yapmak değilse başka ne türlü tarif edilebilir ki? Hangi sektör, kişilik ya da yaşam biçiminde olursak olalım, kötü taklit her zaman insanın başına sorunlar açacaktır. Olmayanı istemek, hakkı olmayana talip olmak, beğenmediğine ulaşmak için, kendinden kaçarak beğenilmeyecek işler yapmak kişileri mutsuz etmeye yetip de artacak sonuçlar doğuracaktır.
İktisadi alanda disiplinli mali politikalar uygulamak, açık düşmemek için dikkat etmek, gösterişten uzak durmak, kanaati elden bırakmamak ve tasarruflu olmak, baş tacı etmemiz gereken ölçülerden olmalı. Yoksa selamete çıkmaz bu özenti yolunun sonu... Akılsızlık insanı fakirliğe iterken, hırsları da insanı çaresizliğe kurban eder. Lüks takıntısı, gösteriş budalalığı, olduğundan farklı görünme patolojisi vb. yaklaşımlar, insanı kötü sona götüren araçların ta kendileri değil midir?
Ülkemizde meydana gelen bir takım sosyolojik ve asayiş olayları, bu işin ne denli tehlikeli bir noktaya geldiğinin sinyallerini veriyor. Bence bu alarm dikkate alınmalıdır! Şayet yaşanabilir bir sosyal hayat halen düşlerinizi süslüyorsa! Maddi, manevi, sosyal, fikri, ilmi, eğitimsel, kültürel vb. her sahada köklü bir bilinçlenme ile değerlerimize sahip çıkabilirsek özenti hastalığının da pençesine düşmeyiz. Şayet düşmüşsek, bunların imarı yine donanımlı olmak ve bakış açımızı dengelemekle mümkündür.
Ne diyelim?
Geçmişinden utanmayan, bugününden razı, geleceğe ümitle bakabilen ve basit özentilerin kıskacından korunmuş bireylerden olabilmeyi diliyorum.
