Osmanlı Tıbbı ile Sağlıklı Yaşam / Prof. Dr. Ayten Altıntaş
Osmanlı tıbbı üzerine araştırma yapan ve bu araştırmalarını “Osmanlı Hekimlerinin Sağlık Kuralları” ismi ile kitap haline getiren Prof. Dr. Ayten Altıntaş Hanım ile Osmanlı tıbbı, sağlıklı yaşam ve sağlıklı yaşam için zorunlu kurallar üzerine bir söyleşi yaptık.
Ayten Hanım Osmanlı tıbbını şöyle anlatıyor: Osmanlı tıbbı eski tıbbın içinde yer alır. Eski tıpta, binlerce yıllık bilgiler Antik dönemde toplanmış, Hipokrat ekolü ile hastaya odaklanmış, İslam Medeniyeti döneminde geliştirilerek tam bir “tedavi sanatı” haline gelmişti. Osmanlı tıbbı bu mirası kullandı. Temel aldığı felsefe ve ana kurallar bu öğreti içindedir.
Osmanlı tıbbını Osmanlıca yazılan tıp kitaplarından öğreniyoruz. Bu kitaplarda dikkati çeken şey; hekimlerin sağlıklı yaşamak konusuna ne kadar çok önem verdikleridir. Tıp kitaplarının ilk bölümleri sağlıklı yaşam konularına ayrılmıştı. Bu bilgiler hekimler tarafından hayatın her safhasına yayılmıştı. Evler ona göre inşa ediliyor, mutfak o bilgilere göre şekilleniyor, giyinmek, yıkanmak ve uyumak tıbbın kurallarına göre yapılıyordu. Bu bilgiler öylesine yaygın biçimde etkili idi ki birçoğu bugünlere kadar sürekliliğini devam ettirmiştir. Sebebini bilmesek de bazı kurallara uymaya devam ediyoruz.
Osmanlı Tıbbında 6 Temel Kural
Osmanlı hekimi sağlıklı yaşam kurallarını belli bir form ve formülle anlatmıştı. Osmanlı tabiplerinin anlattığı “esbâb-ı sitte-i zarûriye” yani “Zorunlu olan altı sebep” diye çevirebileceğimiz bu altı temel kural, sağlık konusunda bilinmesi ve uyulması gerekenlerdi. Bu kurallar genel olarak; 1- Hava ve onunla ilgili konular (mevsimler, yaşanan yerler, giyim kuşam). 2- Yeme-içme konusundaki bilgiler. 3- Spor, hareket ve hareketsizliğin sağlığa etkisi. 4- Duyguların sağlığa etkisi. 5- Uyku ve onunla ilgili kurallar. 6- Vücutta kalıp atılamayan maddelerden kurtulmak için yapılacaklar ki burada kusmak, müshille temizlenmek, lavman, kan aldırmak gibi yöntemler anlatılmaktadır. Hekim öncelikle sağlıklı olmak için uyulması gereken kuralları bildirir. Böylece sağlıklı yaşam sağlanır. Eğer her şeye rağmen hastalık ortaya çıkarsa da tedaviye geçilirdi.
Sağlıklı yaşam için hava konusunda Ayten Hanım şunları söylüyor: Sağlık için havanın mutedil olanı iyidir; çok sıcak ve çok soğuk olmamalıdır. İyi hava bakıldığı zaman temiz, saf görünen, buruna rahatsız edici kötü kokuların gelmediği havadır. İnsan havayı soludukça safa buluyor, rahatlıyorsa, başı ağrımıyor, gündüz vakti uykusu gelmiyorsa böyle havalı yerler iyidir. Sıcak hava, öncelikle vücudu zayıflatır ve benzi sarartır, insanın hastalıklara karşı direncini azaltır. Bedende olan unsurların dengesinin bozulmasına sebep olur. Ayten Hanım rahatsız eden hava için de yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor: Hava rahatsız edecek kadar sıcak olduğunda ilk yapılacak eller, ayaklar ve yüzün soğuk su ile yıkanmasıdır. Sıcak havalarda serinletici limon, gül, koruk şerbetleri içilmelidir. Çok soğuk havada kalınacağı zaman önce el ve ayaklar çörek otu yağı gibi sıcak nitelikteki yağlarla ovulmalıdır. Nemli, rutubetli havalar vücutta birikmiş atılamayan maddelerin kokuşmasına ve insan tabiatının kirlenmesine sebep olur. Nemli havası olan yerlerde yaşayanlar kurutucu yiyecekler yemeli, nem verici yemek ve içeceklerden uzak durmalıdır. Nemli havası olan yerlerde yaşayanlar kurutucu etkili macunlar deva-i misk, gülbeşeker macunu, amberli gül şerbeti, tarçın şerbeti içmelidir. Çok uzun süre kuru havaya maruz kalanlar moral bozukluğu ve duygusal bozukluklara uğrayabilirler. Kuru havanın bedene zarar vermemesi için vücudun rutubetini arttıracak menekşe, nilüfer şerbeti gibi şerbetler içilmelidir. Yenilen gıdaları da kuru havaya göre seçmelidir. Nem verici yemeklerin başında kabak yemeği gelir. Ispanak ve semizotunu tavukla pişirilen yemek de nem veren gıdalardandır.
Evin Kapısı Doğuya Bakmalı, Güney Yönü Açık Olmalı
Ayten Hanım yaşanan evlerin sağlıklı olması için de ‘Evin çatısı yüksek, kapıları büyük olmalıdır, evin ana kapısı ve ana yönü doğuya bakmalıdır, evin güney yönü açık olmalıdır ve güneş ışıkları evin her yerine girmelidir’ diyor.
Yazın Keten, Kışın Kürk
Giyim-kuşam konusunda ise Ayten Hanım şunları söylüyor: Sağlıklı olmak için kışın sıcak nitelikli kumaşlar, yazın soğuk nitelikli kumaşlar seçilmelidir. Kışın pamuktan havlu gibi dokunmuş kalın iç giysiler, yazın serin tutan elbiseler giyinmelidir. Ketenden ve pamuktan dokunan kumaşlar soğuk niteliktedir. İpekten dokunan kumaşların niteliği ketenden sıcak fakat pamuktan soğuktur. Yaz sıcaklarında öncelikle keten, sonra ipek en son da pamuklu kumaşlar tercih edilmelidir. Özellikle keten bezinden yapılan elbiseler yaz mevsimi kıyafetleri için idealdir. Kürk seçiminde soğuk havalar için samur ve tilki tercih edilmelidir. Samur ve tilki kürkü soğuk havalarda çok ısıtır. Kışın sıcak tutma bakımından keçi derisi ve kuzu derisi de tercih edilebilir. Fakat samur ve tilki kürkü kadar sıcak nitelikte değildir. Sincap kürkü ve kakım kürkü ilk ve sonbaharda tercih edilmelidir. Kalın ve sert dokunmuş giysiler bedeni zayıflatır.
En Sağlıklı İki Meyve: İncir ve Üzüm
Osmanlı tıbbında önemli yeri olan yemek konusunda ise Ayten Hanım ‘Birçok ot ve kökler ilaç özelliğindedir ve gıda olarak yenmemelidir, vücudun dengesini bozar hastalık yapar.
Devai gıdalar dediğimiz sebze ve meyvelerden yenmişse hemen arkasından bu devaların zıt etkilisi yenmeli ve böylece o yenilen gıdanın ilaç etkisi yok edilmelidir. Şartlara uygun olarak pişen ekmek beden için çok faydalıdır. Ekmek ve et birinci sırada iyi gıdalardır, sonra gelen iyi gıdalar tereyağı ve yumurtadır. Meyvelerden iyi gıda olarak kabul edilen en başta üzüm ve incirdir. Bu iki meyve insan tabiatına uygun olup vücudun kuvvetini artırır, onu besler. Daha sonra gelen faydalı meyveler mayhoş nar, elma ve armuttur. Üzüm toplandıktan hemen sonra yenilmez, mutlaka birkaç gün bekletilmeli daha sonra yenmelidir. İncir için istenen şart tamamen olgunlaşmış, iyice olmuş incir olmasıdır. Bütün meyveler mevsiminde ve olgunlaştığı zaman yenmelidir. Çok önemli bir husus da meyveleri ağaçtan toplandığı zaman hemen yememektir. Birkaç gün bekleyip yenmelidir. İyi gıdaların sıralamasında yer alan bal, ak bal olmalı ve ateş görmemiş olmalıdır. Petekten taze olarak alınmış bal iyidir. Kuru yemişlerden kızıl üzümle kabuğu soyulmuş badem ve kuru incirle ceviz içi de tavsiye edilen iyi gıdalardandır. Keşkek, paça, hamursuz ekmek ve nişastalı helvalar gibi vücutta tıkanıklığa sebep olacak cinsten ağır yiyecekler yenmiş ise semizotu yaprağı, kabak ve marul gibi tıkanıkları açacak yiyecekler yenmelidir. Sağlıklı olmak için az yemeli ve mümkünse günde iki defa yemelidir. Geç bir sabah yemeği ve erken bir akşam yemeği sıhhat için iyidir.
Acıkmadıkça Yemek Yeme, Acıkınca Yemeği Geciktirme
Sağlıklı beslenmenin iki kuralı; acıkmadıkça yemek yememek, acıkınca da yemeği geciktirmemektir. Yemekler gerçek manada iştah oluşmuşken yenmeli, tam doymadan da sofradan çekilmelidir. Normal miktarda yemek yedikten sonra hala iştah var ise bu yalancı iştahtır. Bu iştahı dinlememek yemek yemeyi bırakmak gerekir. Sağlıklı yemenin önemli bir başka kuralı da bir yemek hazmedilmeden başka bir yemek yememektir. Ağır ağır ve uzun zaman alacak şekilde yemek uygun değildir. Bu şekilde yenen bir lokma hazım olduktan sonra üzerine yeni şeyler yenmiş olacaktır ki bu da hazımsızlığı doğurur. Yemeği çok hızlı yemek de zararlıdır. Yemeği iyice çiğnemeden yutmamalıdır. Lokmalar yeteri kadar çiğnenmezse mide hazımda güçlük çeker. Önemli bir kural da çok çeşitli yemekleri bir öğünde yememek gerektiğidir. Bir öğünde türlü türlü yiyecekler yemek, tabiatı şaşkına çevirir, hazmı zorlaştırır. Ekşi gıdaları ve yemekleri çok yemek veya devamlı ekşi yiyeceklerle beslenmek çok zararlıdır. Öncelikle sinirlere zarar verir, bedeni kurutur, insanı erken ihtiyarlatır. Tatlı gıdaları ve yiyecekleri çok yemek veya devamlı tatlı yiyeceklerle beslenmek de hekimlerin uzak durulmasını istedikleri şeylerdendir. Devamlı tatlı gıdalarla beslenmek bedeni kızdırır, sinirlere uygun gelir fakat mideyi tembelleştirir ve iştahı keser.
Ekşinin Zararı Tatlı Yemekle, Tatlıların Zararı da Ekşi Yemekle Giderilir
Osmanlı tıbbında unutulmaması istenen öğüt; “Ekşi yemenin zararı tatlı yemekle, tatlıların zararı da ekşi yemekle giderilir.” Bedenen fazla hareket etmeyen ve yaşlı olan kimselerin sindirim güçleri zayıflar. Bu gibi kimseler, yemeklerinin miktarlarını azaltmalı, yemeğin latif ve hafiflerini seçmelidir. Etlerin kendisini değil suyunu tercih etmelidir. Hafif, latif gıdalar sağlığı korur, vücutta hemen hazmedilir, kalan hazmedilmemiş kısım çok azdır. Yoğurt ile balık hiçbir zaman beraber yenmemelidir, çünkü ağır hastalıklar doğurabilir. Yoğurdu başka bir ekşi yiyecekle, sirke ve korukla beraber de yememelidir. Yeme-içme kurallarının dışında zamansız, mevsimsiz ve çok yemek yemek, ilaç olarak nitelenen gıdalarla beslenmek, tabiatının zıddı gıdaları tercih etmek sağlık açısından bir cinayettir. Alışkanlık olan yeme-içme usulünü birden bire değiştirmek de bünyeye çok zarar verir. Bunlardan yavaş yavaş, tedricen vazgeçmek, yerine iyi gıdaları koymak gerekir. Sütle balığı, sütle yaş peyniri, sütle yumurtayı, sütle yoğurdu yememelidir. Sütle hiçbir ekşi gıda beraber yenmez. Tavuk eti ile de ekşi gıdalar beraber yenmemelidir’ diyor.
Hastalıktan Yeni Çıkanlar Salıncakta Sallansın
Ayten Hanım spor yapmanın öneminden de şöyle bahsediyor: Spor yapmak (beden riyazeti) vücutta oluşan zararlı fazlalıkların atılması, uzaklaştırılması sağlığın korunmasında gerekli tedbirlerdendir. Uzun süreli hareketsizlik bedene ve sinirlere gevşeklik verir, aklı köreltir, vücutta tıkanıklıklar yapar, gıdalar sindirilemez, iştah olmaz ve daha birçok rahatsızlıklar belirir. Spor, hem yenen yemeğin sindirilmesine yardımcı olur, hem de daha önce yenmiş yemeklerden yakılamayan, damarlarda kalmış olan fazlalığın, ilaca gerek kalmadan harcanması ve atılmasını sağlar. Sporda öylesine hareket edilmelidir ki beden kızmalı ve terleme mertebesine gelmelidir. Bu şekildeki spordan sonra insana bir sevinç, neşe gelir, iştah artar. Spor organları, eklemleri ve bedeni kuvvetlendirir. Yorucu hareket etmek vücut ısısını arttırır, mizacı soğutur ve kurutur. Bir organın veya vücudun uzun süre ve sert hareketi faydalı olmaktan çıkar ve zararlı olmaya başlar. Spor her istendiği zaman yapılamaz. Sporun yapılması gereken vakit konusunda bütün hekimlerin ortak kararı; yiyeceğin hazmedilmiş olduğu, bağırsaklardan besinlerin fazlasının boşaltılmış olduğu vakittir. Spora birden bire başlanmaz. Ansızın spor yapmaya başlamak, uyuyan insanı aniden uyandırmaya benzer. Spora başlarken de masaj yaparak bedeni alıştırarak başlamalıdır. Spora başlamadan önce yapılacak masaj ve ovdurma işlemi yavaş yavaş başlamalı tedricen artarak devam etmelidir. Özellikle ayaktan başlanır, baldırlar, dizler ovulmalıdır. Uyluğa gelince sertçe ovma devam etmeli kaslar yumuşayıp ısınınca durmalı, spora başlamalıdır. Spor yapmakta istenen düzey şudur; beden ısınmalı, özellikle sırt ısınıp kızmalı, ter gelmeye başlamalıdır. Ter derinin kıllarının dibinde fark edilmeli fakat bu ter gözeneklerden dışarı çıkıp damlamamalıdır. Spor bırakılırken tekrar masaj yapılır. Masaj veya ovma başlangıçta sert ve katı olmalı, zamanla hafif ve yavaş hale gelmelidir. Yavaş yavaş ovarken beden soğumalı, nefes alıp verme yavaşlamalıdır. Sporu bitirirken en son el ve bacakları uzatıp kendine çekmek suretiyle birkaç kez gerilme hareketi yapılmalı, nihayette el ve yüzler yıkanarak spor bitirilmelidir. Bundan sonra yemek yenebilir. Osmanlı hekimleri kitaplarında faydalı sporlardan birkaç tanesini tavsiye ederler. Bunlardan en başta geleni ata binmektir. Ata binmek eğer dengeli itidalli yapılırsa tüm bedenin sporudur ve tüm bedeni besler takviye eder, atılamayan maddelerin ayrışması ve atılmasını sağlar. Salıncağa binmek ve yavaş yavaş sallanmak da bir spordur. Özellikle hastalıktan yeni kalkanlar için uygundur. Hızlı sallanmak iyi değildir, çünkü bedenin ısısı çok artar ve bedendeki yararlı birçok maddeyi de ayrıştırır.
Soğuk Şerbet, Öfkenin Zararını Giderir
Ayten Hanım duygular içinse ‘Öfke, neşe, kuruntu, utanma, keder ve korku gibi pek çok duygu bedeni etkiler. Bu duyguların faydaları ve zararları açısından o kadar tesiri vardır ki o insanda zehir, yemek ve ilaçlardan daha etkilidir. Öfkelenmek ve kızmak, insan bedenini sevinçten ve diğer ruhsal durumlardan daha çok etkiler. Öfke, kızgınlık kanı hemen harekete geçirir, sıcaklık verir, bedeni hararetlendirip kızdırır. Öfkenin zararının giderilmesi için kalbe kuvvet verici soğuk şerbetler içilmelidir. Elma şerbeti, sandal şerbeti, gül ve limon şerbeti gibi. Öfkenin yatışması için güldürücü nükteli sözler söylenmeli ve sevilen şarkılar, güzel sesler dinlenmelidir. Sevilen güzel ve sevimli kişilerle oturup bunlarla sohbet etmek öfkenin şiddetini giderir. Korku ve keder sağlığı etkileyen duygulardandır. Korkmak kanı soğutur, organları ısıtır. Bunun için insan tabiatı, bu halden uzak olmak ister. Korku insan bedenini kederden daha fazla büzer. Korku ve kederin zararlarını uzaklaştırmak için güvendiği sevdiği ortamda olmak, sevdiği kişilerin yüzüne bakmak ve güzel sesler dinlemek gerekir. Ayrıca amberli öküzdili şerbeti, kırmız şerbeti içmek, kırmız macunu yemek de korkuyu gideren, rahatlatan ilaçlardandır.
Endişe ve Kuruntunun İlacı Önemli İşlerle Meşguliyet
Ferahlatıcı, hafif yiyecekler yemek, içmek, sıcaklık veren içecekler yararlıdır. Mutlu insanlar kolay kolay hastalanmazlar. Mutluluk özellikle duyguların sebep olduğu sevdavî hastalıkları giderir. Ümit etmek de bu şekilde sevinmek kadar faydalıdır. Ümit içinde olanın da yüzü ferah, parlak, bedeni kuvvetli olur. Heyecanlanma da duyguların hareketi ve sık sık olursa spordur. Heyecanlanmak dengeli olduğu zaman faydalıdır. Bu hareket aklı arttırır, zihni açar ve geliştirir. İnsanın çok önemli bir özelliği olan konuşmak, fikir söylemek, o fikri savunmak hareketi eğer kendi ortamında ise çok büyük heyecan yaratmaz ve bedene zarar vermez, aklı kuvvetlendirir, eğer sık sık böyle yapılırsa gelişme artar. Utanma, sıkılma, mahcup olma da önemli duygusal hareketlerdendir. Böyle durumlarda hayati ısı bir içeriye bir dışarıya doğru hareket eder, insan kâh kızarır, kâh sararır. Bu durum beden kuvvetlerini zayıflatır, vücut ısısını ve zihnin çalışmasını bozar. Böyle durumlarda aklı kullanmalı ve ortamdan uzaklaşmalıdır. Endişe ve kuruntu duyguları hekimlerin hiç sevmedikleri ve kurtulması gereken duygulardır. Bunun için gönül meşgullüğü yani mühim işlerle ve bir şeylerle ilgilenmek gerekir. Sevdiği işlerle meşgul olmaya başlamalı, bunları bırakmamalıdır. Birçok şeyle meşgul olmak marazları hafifletir ve perişanlığı giderir. Nefsin sükûnunda insan ne sevinçli ne üzüntülüdür, ne bir şeyden korkar ne sıkılır, utanma, heyecanlanma hiçbir duygu yoktur. Bu şekildeki sükûn istenmeyen sükûndur. Bu hareketsizlik ruhu ve zihni dahi soğutur, bedeni zayıflatır, insanda algılama ve anlayış zayıflar, gittikçe yok olur. Gülmek ve ağlamak gibi duygular nefsin önemli hareketlerindendir, vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına sebep olur ve sağlığa yararlıdır. Ferahlık, sevinmek, gülmek gibi hareketler ruhu hoş tutar, vücut ısısını canlandırır, beynin daha iyi çalışmasına sebep olur. Bu durum zihnin kavrayış, algılama gibi özelliklerini arttırır ve ilim yapmada güçlük çekilmez’ diyor.
Osmanlı Tıbbında Uyku
Sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından birisi de uyumaktır diyen Ayten Hanım şöyle devam ediyor: Uyku sıhhatin en önemli ihtiyaçlarından birisidir. Uykunun iki önemli faydası olur; birincisi beyin, beden ve bunların bütün kuvvetleri sakinleşmiş ve tazelenmiştir. İkincisi de uykuda gerekli hıltlar pişer, olgunlaşır ve burada oluşan hayati sıcaklık canın kuvvetini arttırır. Dengeli, uygun bir uyku vücuttaki hıltları sarf eder, bedeni tekrardan düzenler, kızdırır ve beden ısısına kuvvet verir. İyi uyku geceleyin, uygun saatte dengeli ve derin olmalıdır. Çok fazla uyumamalıdır. Akşamdan sabaha sekiz saat uyku ideal süredir. Uykunun en iyi vakti, yemeğin midede hazım olup bağırsaklara geçmeye başlamasından sonradır. Bu da yaklaşık yemeğin yenmesinden iki saat sonradır. Mide dolu iken uyumanın pek çok zararı vardır. Önce yatakta istediği gibi istirahat edip uyuyamaz, döner durur. Beyni istenmeyen buharla dolar, düşünceler basar. Mide boş iken uyumak da zararlıdır. Vücut ısısını azaltır, bedeni zayıflatır. Eğer gece uyunmamış ve mutlaka gündüz uyumak gerekirse hemen öğle vakti ve öğle yemeği hazma geçince uyumalıdır. Uyumayı mümkünse hep aynı zamanda yapmalıdır. Farklı zamanlarda uyumak, vaktinde uyumamak beynin rutubetini kurutur, fikrin dağılmasına sebep olur, aklı ahmak eyler. İnsanı öfkeli yapar, benzi sarartır, bedeni zayıflatır. İyi bir uyku için vücudu sıcak tutacak örtülerle örtmelidir. Yüzükoyun ve karın üstü uyumak tavsiye edilmez. Yüz üzerine uyumanın gözlere zararı olduğu, göğüs ağrısı yaptığı, diş etlerini çürüttüğü ve baş ağrısı yaptığı belirtilir. Sırt üstü yatmak Osmanlı hekimleri tarafından hiç beğenilmeyen, tavsiye edilmeyen bir uyku şeklidir. Bu şekilde uyumaya alışanlarda önemli hastalıklar meydana geldiği ve unutkanlık yaptığı da belirtilir. Uykuda terlemek de istenmeyen bir durumdur. Uykuda terlemenin sebebi o kişinin bedeninde zararlı maddelerin çoğaldığına işarettir. Terleyen beden atılması gerekip atılamayan maddelerle dolu demektir. Uykusuzluk ve gece uyumamak dimağın cevherini eksiltir, beyni etkiler. Uyku getiren şeylerin başında düzenli ve mutedil sesler, akarsu sesi ve değirmen sesi gibi sesler faydalıdır. Özel olarak hazırlanmış havuzlardan akan su sesi rahatlatmak amacıyla yapılmıştır ve böyle yerlerde sakin oturup bu suyun sesini dinlemek uyku getirir. Uykusuzluk çekenler için en çok tavsiye edilen, bedenle çalışarak yorgun düşmektir. Uykusuzluk çekenler böyle bir işte iyice yorulana kadar çalıştıktan sonra yatarlarsa hemen uyurlar. Çok oturmak ve hareketsizlik de uyku getirebilir. Su sesi dinlemek veya ateş karşısında oturup ateşe bakmak da uyku getirir.
