Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Ortadoğu Analizi / Prof.Dr. Yasin Aktay

Bu Yazıyı Paylaşın:
Ortadoğu Analizi / Prof.Dr. Yasin Aktay

Bugün baktığımız zaman Ortadoğu topraklarında zulüm ve gözyaşı hâkim. Bu sıkıntıların sebeplerinden bahseder misiniz?

Ortadoğu dediğimiz toprakların öncelikle bir Osmanlı olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu topraklar yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresinde huzur içerisinde idare edilmiştir. Tabi ki az da olsa sıkıntılar yok değildi, o zamanlarda ufak sıkıntılardan bahsetmek mümkün. Bu topraklarda şu anda yaşanan sıkıntılar eskiden beri süregelen sıkıntılar değil, öncelikle bunu iyi anlamak gerekir. Bu topraklarda Türk, Kürt, Arap hep birlikte 500 seneden fazla barış içerisinde yaşadı. Bu bile aslında bize burada yaşanan karışıklıkların suni olduğunu ve gerekli şartlar oluşturulduğunda giderilebileceğini gösteriyor. Çünkü tarihe baktığımızda bir başarılmışlık görüyoruz. Bugün baktığımız zaman Ortadoğu bir “Kriz Hilali” olarak resmediliyor. Yani sürekli bir çatışmanın, çelişkinin ve anlaşmazlıkların hâkim olduğu, ilelebet de süreceği gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Oysa Ortadoğu Osmanlı döneminde huzur adası olarak nitelendiriliyordu. Bu coğrafya baktığımız zaman aslında bir diğer ifade ile İslam coğrafyası. Bakın burası çok önemli. İslam coğrafyası adı altında aslında tüm dünyaya “Sorunlu olan İslam” mesajı verilmek isteniyor.

Batı dünyasının Müslümanlara karşı önyargı oluşturma çabasının önünde Türkiye büyük bir engel olarak duruyordu. Tam bu noktada IŞİD’in ortaya çıkması bu önyargıyı oluşturmak isteyenlerin işine gelen bir durum oldu. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

IŞİD dediğimiz oluşum, Avrupa ve Batı dünyasının İslam üzerinden korku oluşturma çabalarını doğrulayan bir oluşum aslında. Bu açıdan baktığımız zaman Batılıların “İslam” ile “Terör” kelimelerini yan yana, eş anlamlı kullanmaları bize çok sürrealist gelirken bir de baktık ki bu paranoyayı destekleyen bir örgüt ortaya çıktı, hem de İslam adına. Batı dünyası gerek medyası ile gerek sinema sektörü kanalıyla, gerekse de her türlü verdiği subliminal mesajlar ile İslam dinine hiç de yakışmayacak göndermeler yapmaktan geri kalmıyordu. Bu manada IŞİD’in varlığı, bu haksız yakıştırmaları desteklemesi mahiyetinde önemlidir. Batıda İslam hakkında aşırı şiddet pornografisi uygulanıyor. Akla hayale gelmeyecek zalimlikler, işkenceler, cinayetler ve haksızlıklar hep İslam diye insanlara yutturulmaya çalışılıyor.

Türkiye’nin IŞİD’den dolayı bir savaş bataklığına çekilmeye çalışıldığı düşüncesine katılıyor musunuz? Eğer öyleyse Türk dış politikasının buna cevabı ne olur?

Türk dış politikası dolduruşa gelecek bir politika değil. Genel olarak temkinli davranmak durumundayız. Bazı ülkelerin bizi aşırı derecede dolduruşa getirme çabalarının olduğunu görüyoruz. Hatta mesajlarını bizzat kendileri iletmek yerine PKK üzerinden gönderiyorlar. Ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızı kışkırtarak bunları yapmaya çalıştıklarını gayet iyi görüyoruz. Dikkat ederseniz IŞİD üzerinden Türkiye’ye sürekli bir mesaj veriliyor. Biz bu mesajları alıyoruz ve gereken karşılığı da veriyoruz. Bizim asıl sıkıntımız İslam dünyası olarak bu oyunlara karşılık, gereken cevabı birlik içerisinde veremememiz. Baktığınız zaman Mısır’da darbeyi destekleyenler bugün IŞİD’den şikâyetçi olabiliyor, ya da tam tersine Mısır’daki zulümden yakınanlar IŞİD’in yaptıklarına göz yumabiliyor. Müslüman dünyası olarak hangi noktada ne kadar duyarlı olacağımızı çok iyi ayarlamamız gerekiyor. Bugün Müslümanlar başsız, lidersiz ve her yerde zulüm görüyor. Bütün bu zulümlerin tek sebebi de birlik içinde olamayışımız. Müslüman dünyası tarihin hiçbir döneminde bu kadar başsız kalmamıştı. Ve şu da bir hakikat ki bizi bir araya getirecek bir lidere de hiç bu kadar fazla ihtiyaç hissetmemiştik.

Bölgede Arap Baharı sürecinde Türkiye’nin bölgesel liderliğinden sıkça bahsediliyordu. Bu bölgesel liderlik, karşı devrimlerden sonra darbe aldı mı?

Türkiye’nin liderliği öyle “hadi düşün peşime” diyerek oluşmuş bir liderlik cinsi değildir. Türkiye hala lider. Türkiye’nin liderliği daha çok Ortadoğu ülkelerine ve halklarına ufuk göstermek şeklinde kendisini hissettiriyor. Türkiye ben lider olacağım diyerek yola çıkmadı. Sadece insanlara ve halklara modellik anlamında bir örneklik teşkil ediyor. Dolayısıyla bu liderlik hiyerarşik olarak oluşmadı, doğal seyri içinde kendi kendine meydana geldi. Türkiye’nin bir rol model olarak burada durması çok çok önemli aslında. Az önce bahsettiğimiz gibi Türkiye’nin bir Müslüman ülke olarak huzur içinde yönetilmesi, Müslüman dünyasını tüm dünyaya terörist gösterme çabasında olan güçleri en çok düşündüren durumdur. Tabi burada bu liderlikten hoşlanmayan Ortadoğu ülkeleri de yok değildir. Çünkü Türkiye’deki sistemin rol alınması demek, aile hanedanlıklarının, dikta rejimlerin yıkılması demektir ki bu da Ortadoğu’daki birçok ülke iktidar sahiplerinin işine gelmemektedir. Bakınız size bir örnekle açıklayayım. Şimdi Ortadoğu televizyonlarında hep Türk dizileri oynuyor. Siz zannediyor musunuz ki bütün bunlar masumane bir şekilde Türkiye sevgisinden kaynaklanıyor, ya da bizim dizilerimizin kalitesinden kaynaklanıyor. Bütün bu diziler vasıtasıyla Arap halklarına mesaj veriliyor: Türkiye dediğiniz ülke işte bu şekilde; kokuşmuş aile hayatlarıyla, dejenere olmuş Müslümanlığıyla, hiçbir İslami hassasiyeti olmayan, Batı’dan farksız bir ülke olarak lanse ediliyor. Yani bu halkları Türkiye’den soğutmaya çalışıyorlar, sırf Türkiye model olarak alınmasın diye.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Biz Müslümanlar olarak kendi içimizdeki çekişmeleri bırakıp bizi zelil etmek isteyenlere karşı birleşmediğimiz müddetçe bu sıkıntılar artarak devam edecektir.