Okçuluğun Kişisel Gelişimdeki Rolü / Milli Antrenör Metin Gazoz
Okçuluğa nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?
Ben Sakarya-Adapazarlıyım. Adapazarı’nda, bireysel sporlara yetenekli çocuklar çok fazladır. Çok ilginçtir, birçok branş da Adapazarı’nda yapılır. Ben de bu sporlardan birçoğunu yapma imkânı buldum. Benim en çok sevdiğim okçuluk oldu. Okçuluğu da 91 senesinde TRT 1’de yayınlanan Türkiye şampiyonasında bir röportaj sonu
cu televizyonda gördüm. Sakarya’da okçu sporcumuz Türkiye şampiyonu olmuş. Ondan etkilenerek kulübe gittim, hemen akabinde çalışmaya başladım. Çalışmaya başladıktan 6 ay sonra Türkiye şampiyonu oldum ve Millî Takım’a seçildim. O günden bu yana Millî Takım’da görev almaktayım.
Sizin zamanınıza göre, gençlerin şu anda okçuluğa ilgisi nasıl?
Eskiye nazaran tabi ki ilgi çok fazla. Şimdilerde çok yaygın... Okçuluğa başladığımda zaten herkes dalga geçti benimle. “Bu adam askere gitmeden adam olmayacak. 19 yaşında hâlâ elinde yayla, sapanla geziyor.” şeklindeydi halkın bakışı. Zaten Sakarya’da 4-5 kişi vardı bu işle uğraşan.
Son dönemde bu ilgi hayli arttı diyebilirim, şöyle ki: 5 sene önce ayda bir meraklı arıyorsa şu anda günde 4-5 kişi arıyor. Yani “Okçuluk kursu nedir, nerede yapılır, nasıl yapılır, şartlar nedir? Biz bu işi yapmak istiyoruz. Nasıl ilerletebiliriz, nasıl öğrenebiliriz? Ata sporumuzu öğrenmek istiyoruz.” şeklinde çok büyük bir ilgi var. Refah düzeyine de paralel olarak, aileler çocuklarını spora ve sanata yönlendiriyorlar.
Öğrenciler hayli meraklı bu spora, peki pahalı bir spor mu?
Başlangıç maliyeti, 500-600 liralık bir temel eğitim malzemesi olarak gözüküyor. Daha profesyonel devam edeyim dersen 1.000 liradan başlayıp 7-8 bin liraya kadar malzeme aralığı var. Ama bugün temel eğitim malzemelerini kulüp kendisi karşılıyor. İstanbul Okçuluk Spor Kulübü olarak, bütün eğitim malzemesini biz karşılıyoruz. Yani gelecek olan arkadaşın spor kıyafetini giyip gelmesi yeterli. Herhangi bir malzeme yatırımına gerek kalmıyor. Ne zaman malzeme yatırımına gerek oluyor? Bu işi performansa döküp ben bu işin uzmanı olacağım, ben bu işin Türkiye şampiyonu olacağım.” dediği zaman kişiye özel malzemenin olması gerekiyor. Kişi bu malzemeyi temin ettikten sonra da 30-40 sene bu malzemeyi kullanabiliyor. Şu anda kulüpte 30 yıllık malzeme var, hâlâ kullanıyorum. Bir spor malzemesinin bu kadar uzun süre aktif olarak kullanılması çok zordur. O yüzden ucuzdur, uzun vadede size hep geri döner.
Geleneksel okçulukla arasında fark var mı?
Stil farkı var. Yani okçuluğun temeli, özü, felsefesi aynıdır. Bugün baktığımızda, ilk ok atanın Hazreti Adem olduğunu kabul ediyor bütün dünya.
Peki yayın modern tarzda dizayn edilmesi nasıl oldu?
Geleneksel yayla klasik yay olarak şu anda üç klasmanımız var. Klasik yay dediğimiz; olimpiyatlarda yarışması olan, dünya çapında yapılan bir yay modelimiz. Onun dışında bir de makaralı yayımız var. 1960’lı yıllarda bir makine mühendisi icat etmiş, geliştirmiş bunu. Hollywood’un film endüstrisinin özellikle Rambo filminde kullanılmasından sonra, dünyada daha çok yaygınlık kazanmış bir yay modeli. Şu anda, klasik yayla kafa kafaya yarışmaktadır. Yani 50 tane klasikçi varsa 50 tane de makaracı vardır. Bir de geleneksel yay dediğimiz, her milletin her ülkenin kendi tarihinde var olan bir yay modeli var. Kızılderililerin farklı, İngilizlerin farklı. Türklerin, Batılıların kısa yay diye tarif ettiği, manda boynuzu kullanılarak yapılan, Orta Asya Türklerinin, Orta Asya kavimlerinin kullandığı yay modelleri var. Bunlar da geleneksel yay klasmanı altında, daha çok şenlik kapsamında, yani tarihi kültürü yaşatma kapsamında olup daha çok gösteri amaçlıdır. Şenliklerde, yarışmalarda o dönemin kıyafetleri giyilir, o kültürler bir araya gelir, insanlar birbirleriyle etkileşim hâline geçer. Bir kültürel faaliyettir.
Anladığım kadarıyla okçuluk kültürel ve yarışma amaçlı olarak yapılmaya devam ediyor değil mi?
“Hocam! Bizim nasıl bir seçim yapmamız gerekiyor?” diye sorduklarında şöyle bir izahatta bulunuyorum. Öncelikle bütün temeller klasik yayla verilir. Daha sonra, isteyen, daha matematiksel düşünen şöyle diyor: “Ben buraya niye geldim? Hedef vurmaya. Ben sonuç odaklı bir kişiyim. Beni hedefe ulaştıracak her türlü araç gereçten yararlanabilirim.” O zaman, makaralı diye tabir ettiğimiz okçuluğa yönelmelidir. Çünkü makaralıda tetik var, mercek var. Noktasal atışı daha üst düzeyde bir yay modeli. Klasik yayda ise yayı çektiğin zaman yük sırtına ve kollarına biner. Klasik yay kullananlar bu duyguyu hissetmek isterler. Gelenekselci dediğimiz kişi; “O ne? Modern mi? Ben ecdadımın, atalarımın attığı gibi, en doğal ortamda, manda boynuzunu, ahşap malzemeyi kullanacağım.” diye düşünür. Hedefi vurmaktan ziyade ok atma keyfini yaşamak ister. 100 okun 90 tanesi kaçsa 10 tanesi bile hedefi vursa yeterlidir. Geleneksel, daha çok eylem odaklıdır. Tercih sizin derim bana soranlara…
Gelenekselcilerle klasik okçular arasında tatlı bir rekabet var mı?
Yok desek de tatlı bir rekabet var. Lakin bazıları geleneksel ile klasiği birlikte yapıyorlar ama bir taraf ağır basıyor. Bir de zaman meselesi...
Geleneğimizde okçuluğun tasavvufi bir yanı da var. İşin içine tasavvuf girince ahlak eğitimi için okçuluğun burada bir araç olarak kullanıldığını görüyoruz.
Tabi ki… Bunun da temeli, Peygamber Efendimiz’in (sav) sahabelerinden Allah yolunda ilk ok atan sahâbi Sad Bin Ebu Vakkas. Efendimiz bir savaş esnasında yayını Sad bin Ebu Vakkas’a veriyor ve ona ok yetiştiriyor. “At ya Sad!” buyuruyor. Yine Ukbe b. Âmir dedi ki: Rasûlullah’ı (sav) şöyle buyururken dinledim: “Şüphesiz Allah tek bir okla üç kişiyi cennete koyar. O oku yaparken hayır ümit ederek yapan kişi, o oku atan ve onu atıcısına hazırlayan kişi. Ok atınız ve bininiz. Atıcılık yapmanızı binmenizden daha çok severim. Öğrendikten sonra ondan yüz çevirerek atıcılığı terk eden kimse şunu bilsin ki bu onun terk ettiği bir nimet olur.”
Okçular oku atarken “...Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı...” (Enfâl, 8/17) anlamındaki âyet-i kerimeyi söyleyerek atarlar. Bu spor, insanın yaratıcı ile irtibatını güçlendiren, ahlaka önem veren ve Efendimiz’den destur alarak dualarla yapılan bir spordur. Sadece bir spor değildir yani… Sporun içerisine aynı zamanda ahlakı geliştirmeyi de koymuşlar. Ok meydanında çalışmalar yapılmış.
O dönem için bir ok boyu, 1 gez diye ifade ediliyor. Belli bir özellikteki ok ve yayla belli bir mesafeye en az 900 gez ok atman gerekiyor. Bununla beraber okun oraya düştüğünü, düzgün atıldığını belirlemek için 3 şahit gerekiyor. Ayak şahidi var. Şeyh soruyor: “Dezdar bozdunuz mu?” “Bozduk” diyor. Ayak hakemi, “Ayağını eğri mi bastı, düz mü bastı, gördün mü?” diyor. “Doğru bastı, gördüm, tam yerinde attı.” diyor ve ondan sonra ok meydanında ok atacak seviyeye geliyor. Bugünkü Milli Takım gibi düşünün. Herkes giremiyor oraya ve Fatih döneminden beri her padişah tahta çıktığında, direkt oranın işletimiyle ilgili ferman yayınlanıyor.
Okçuluk ve ahlaki gelişim konusunda neler söylersiniz?
Okçuluk, insan kişiliğinin gelişmesini sağlayan bir spordur. İnsanı adam eden, geliştiren bir spordur aslında. Dünya genelinde sadece spor olabilir ama bizde bir ahlaki öğretidir. Biz gençlerin her türlü sorunları ile ilgilenmeye çalışıyoruz. Aileleri ile diyalog halindeyiz. Babalar anneler beraber geliyorlar ve biz her türlü sorunlarına da vakıf olmuş oluyoruz. Nice başarısız diyebileceğimiz gençler vardı. Onlar başarısız değil aslında, odaklanma sorunu yaşıyor. Kötü arkadaşlarının etkisinde, varlığını gösterecek ortamlar bulamadığından dolayı başarısız görülüyor. Bu olgu, okçuluğun kendi içinde var; yani bunu biz yapmıyoruz. Mesela çocuğu ile buraya gelenler; “Hocam, bizim çocuktan okçu olur mu?” derler. Ben diyorum ki: “Bu çocuk azimli, kararlı, hırslı ki bir şekilde internetten beni bulmuş ve sizi buraya getirmiş.” Yani kişilik özellikleri insanları bir yerlere getirir. Kişilik özelliklerinin gelişmesi açısından; ok atmak sabrı geliştirir, dikkatini bir yere odaklanma özelliğini geliştirir, nefes kontrolü ile dingin olmayı ve öfke kontrolünü sağlar, başarılı atışları ile kendi gözünde değer kazanır. Neticede sabırlı insan, dikkatli insan, öfkesini kontrol eden insan yaptığı her işte başarılı olur.
Siz aynı zamanda bir öğretmensiniz. Odaklanma sorunu yaşayan öğrenciler üzerindeki gözlemleriniz nedir?
Okçuluğun kesinlikle çok etkili olduğunu gözlemliyorum. Dikkat dağınıklığı olan çocuklarda çok büyük değişim sağlıyor. Hatta şöyle söyleyeyim; buraya gelenler arasında doktor, mühendis, öğretmen, avukat vs. var. Gelen öğrenciler ağabeyleriyle diyalog kuruyor ve kendine rol model alıyor onları. Bana bir veli geldi ve dedi ki: “Hocam ben çocuğumu üniversiteye hazırlanacak diye size göndermedim. Lakin sizin talebeler ok ata ata kazandı, bizimki kazanamadı.” İşin aslı tabi ki ok ata ata üniversite kazanılmaz. Ancak, çocukları yarış atı gibi sınavlara hazırlamak da doğru değil. Gençlerin istekleri var, gençlik enerjileri var. Sen çocuğu yirmi dört saat ders çalıştıramazsın. Belirli saatlerde dinlenmesi ve neşelenmesi gerekiyor ki derslere odaklanınca başarılı olabilsin.
Okçuluğa başlama yaşı nedir? Bu konuda bilgi verir misiniz?
Biz 9 yaş üstünü alıyoruz. 40 yaşında da öğrencimiz var, 60 yaşında da öğrencimiz var. Yani bu spor 3 nesil bir arada yapılabiliyor. Dede, baba, torun, hepsi bir arada gelip ok atanlar var.
