Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Öğrenmede Korku Çekiciliği / Dr. Kübra Kulaklıkaya

Bu Yazıyı Paylaşın:
Öğrenmede Korku Çekiciliği / Dr. Kübra Kulaklıkaya

Korku çekiciliğinin, davranış değişimi ve kişiliğin şekillenmesindeki etkileri, inançların oluşması ve güdülenmeyle etkileşimi gibi boyutlar üzerinde duran kıymetli bir çalışmanız var. Korku çekiciliği nedir?

Öncelikle bilimsel çalışmalara ve konuya gösterdiğiniz ilgi için şahsım adına teşekkür ederim. Bilindiği gibi korku hepimizin çok yakından tanıdığı ilk duygularımızdan biridir. Her bebeğin doğduğu andan itibaren hissettiği doğal duygulardan biri de korkudur. Korku çekiciliği ise önemli bir tehdidi dile getirerek insanlarda korku uyandıran ve ardından da tehditle başa çıkmak için makul öneriler sunan ikna edici mesajlar olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu teknikte insanlar korkutularak bir şeye ikna edilmeye çalışılır. Belli bir davranışı yapmasının ya da yapmamasının sonucunda ortaya çıkabilecek zararlar sıralanır. Örneğin bir çocuğa yemeğini yemezse büyümeyeceğini söylemek, onu hep küçük kalmakla korkutarak yemek yemeye ikna etmek korku çekiciliğidir. Ancak korku çekiciliğini kullanmanın başka yöntemleri de vardır. Annenin çocuğuna “Yemeğini yemezsen tabağında ağlar ya da yemeğini yemezsen çok üzülürüm, beni üzmek ister misin?” demesi de korku çekiciliği stratejisidir. Korku çekiciliği, ebeveynler başta olmak üzere davranış değişikliği oluşturmak isteyen pek çok kişinin farkında olarak ya da olmayarak kullandığı bu yöntemdir.

Korku çekiciliğinin davranış değişikliğine etkisinde hangi faktörler üzerinde durulabilir? İnsan tekilinde ne tür sonuçlar beklenebilir?

Hem korku duygusu hem de korkudan kurtulmanın yaşatacağı haz, davranış değiştirme kararı üzerinde oldukça etkilidir. Basit gibi görünse de korkunun davranış değişikliği üzerindeki etkisi karmaşık bir örgüye sahiptir. Korku ve davranış ilişkisini açıklamaya yönelik birçok model bulunmaktadır. Tüm modeller, korku çekiciliğinin davranış değişikliğine neden olduğunu kabul etmektedir. Tartışma konusu olan, araştırılan ve çelişkili sonuçların bulunmasına sebep veren olgu ise hangi düzeydeki korkunun davranış değişikliği üzerinde en etkili sonucu verdiği olmaktadır. Korku çekiciliği teorilerinin hepsi aslında birer güdülenme teorisidir. Güdülenme diğer adıyla motivasyon, korku çekiciliğinin davranış değişikliğine dönüşmesinde önemli bir faktördür.

Bireylerin güdülenmiş davranışlarını açıklamak için ihtiyaçlarını, amaçlarını, beklentilerini ve duygularını anlamak gerekir. Bireyler güdülenmiş davranış sergilerler çünkü önceden onun için pekiştirilmişlerdir. Örneğin bir çocuk ailesinde yaratıcılık konusunda pekiştirilmişse okulda yeni bir beste yapma projesi olduğunda katılmak için istekli olacaktır. Öğrencinin bu motivasyonu başarılı olmak için çabasını arttırır. Öğrencinin bu davranış için güdülenmesinde, ailesi tarafından takdir edilme ihtiyacı, ortaya güzel bir beste çıkarabilme beklentisi, bu projede yer alırsa ailesinin onunla gurur duyacağını düşünmesi ya da tam tersi yer almadığında ailesini hayal kırıklığına uğratma ihtimali gibi pek çok içsel süreç olabilir. Özetle bireyler önceden pekiştirildikleri alanlarda motivasyonları yüksek olarak çaba sarf ederler.

Korku çekiciliğinin öğrenme üzerinde karşılığı nedir, eğitimdeki karşılığının tam olarak ne olduğunu düşünüyorsunuz? Akla dayalı ve bilişsel alan çalışmalarının etkinliğine dair neler söylenebilir?

Öğrenme, doğumdan itibaren başlayıp tüm yaşantı boyunca devam eden ve davranış değişikliği oluşturan bir süreçtir. Doğan Cüceloğlu, insanın öğrenme yeteneğinin, onun davranışlarının sürekli değişmesine ve gelişmesine olanak sağladığını ifade etmektedir. Korku çekiciliği, öğrenme sürecinin etkili bir parçasını oluşturmaktadır. Korku çekiciliği, öğrenme kuramları özellikle de davranışçı kuram süzgecinden geçtiğinde görülür ki eğitimde bu yöntem kendine önemli bir yer bulmaktadır.

Öğrenmenin doğumdan itibaren başladığı düşünüldüğünde çocuk için ebeveynlerin hatta kendinden büyük kardeşlerin, çocuğun mutluluğuna karar veren eğitmen konumunda oldukları bir gerçektir. Çocuğu neyin mutlu edeceğine, dolayısıyla ne yapması ne yapmaması gerektiğine karar verirler. Anne ve babanın yerini ileride öğretmenler alır. Gerek anne baba gerekse öğretmenler ya da eğitmen konumunda olan kişiler çocuğu davranışlarına göre ödüllendirir veya cezalandırır. Sevgi görmek veya cezadan kurtulmak amacıyla çocuk “gönüllü olarak” uyum sağlamaktadır. Bu uyumun sebebi de sevgiden mahrum kalma ve ceza görme korkusudur.

Korku çekiciliği modellerinde davranış değişikliği oluşumunda olması gereken korku çekiciliği seviyesiyle ilgili bir uzlaşma bulunmamaktadır. Örneğin Hovland’ın öğrenme yaklaşımındaki anahtar öge, güçlü korku ögesinin harekete geçirme duygusunu artıracağı ve daha büyük dikkat ve anlamayı beraberinde getireceğinden, tutum değişikliğine yol açacağı yönündedir. Diğer taraftan, araştırmacılar yüksek derecedeki duygusal gerilimin anlık savunma amaçlı tepkilere ve alıcıların iletilen iletinin anlamını çarpıtmasına yol açabileceğini fark etmiştir. Bir başka deyişle, öğrenmede en etkili korku çekiciliği seviyesi, kişiden kişiye durumdan duruma göre değişmektedir.

Her anlamlı sohbetin hem akla hem gönüle hitap etme gereği kaçınılmaz… “Ramazan ayında televizyon programları” konusu da üzerinde durulması açısından çok değerli bir konu. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Araştırmanızda korku çekiciliği açısından neleri gözlemlediniz, sonuçları itibarıyla da değerlendirir misiniz?

Sizin de bahsettiğiniz gibi din, toplumumuz için çok değerli ve önemli bir konu. Dinî televizyon programları da özellikle Ramazan ayında büyük bir kesim tarafından ilgiyle takip ediliyor. Bu programların dinî açıdan eğitici ve öğretici olmak gibi bir yönü mevcut. Çalışmamızda, program sunucuları aynı zamanda toplumu dinî açıdan bilgilendirme misyonuna sahip din adamları olan Ramazan programlarını korku çekiciliği açısından değerlendirdik. 2017 yılına ait değerlendirilen programlar, en çok izlenme sırasına göre Nihat Hatipoğlu’yla İftar (ATV), Bekir Develi’nin sunduğu Ramazan Sevinci (TRT 1) ve Necmettin Nursaçan ile İftar Saati (Kanal 7) oldu. Araştırmanın çok detaylı sonuçları bulunuyor. Ancak burada özetlemek gerekirse şunlar söylenebilir: En fazla izlenme oranına sahip olan Nihat Hatipoğlu’yla İftar programı, orta düzeyde korku çekiciliği seviyesine sahip program olarak belirlenmiştir. Necmettin Nursaçan ile İftar Saati ve Ramazan Sevinci programlarında ise korku çekiciliği seviyesi düşük derecede tespit edilmiştir. Ancak bu sonuçlar, her izleyen kişinin korku çekiciliği seviyesini aynı algıladığı anlamına gelmemektedir. Literatüre baktığımızda korku çekiciliğini yüksek algılayan kişiler, sunulan çözüme odaklanamazlar; mesajı ileten kaynağa güvenlerini kaybedebilir ya da mesajı tamamen reddedebilirler.

Sihirli mermi kuramını da unutmamak gerekir. Bu kitle iletişim kuramına göre bir ileti, çoğu insanda herhangi bir etki yapmazken belli bir beklentiye sahip, arayış içinde olan insanlarda son derece büyük bir etkiye sebep olur. Örneğin bir şarkı, birçok insan üzerinde hiçbir etki oluşturmazken bazı insanlar o şarkıyı dinleyince kendilerini jiletleyebilir hatta intihar edebilir. Yaptığımız araştırmada izleyici kitlesine ait bir veri bulunmamasına rağmen soru sorarak takılan izleyicilerin cümleleri konuyla ilgili fikir vermekte, büyük bir beklenti ve arayış içinde olduklarını doğrulamaktadır. Katılımcıların sorularına oldukça fazla yer verilen Nihat Hatipoğlu’yla İftar Programına baktığımızda 272 katılımcıya ait cümleler incelendiğinde görülmüştür ki sevap kelimesi toplamda 6 kez kullanılmışken günah kelimesi 98 kez kullanılmıştır. Bu sonuç katılımcıların günah kelimesini sevap kelimesinden yaklaşık 16 kat fazla kullandıklarını göstermesi yönüyle çarpıcıdır. Günahkâr olup olmama konusunda hissedilen endişe, yapılan davranışların günah olmadığının söylenmesine ilişkin ya da günah ise bir çözüm önerilmesine ilişkin beklentiyi de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla programlarda verilmek istenen mesajlar bu gibi kaygı ve beklenti içinde olan insanlar için çok daha çekici olmakta ve izlenme oranlarına da bu durum yansımaktadır. Bu sonuçlara bakıp değerlendirme yaparken belirtmek gerekir ki çalışma tüm dinî programları değil, yalnızca belli televizyon programlarındaki korku çekiciliğinin kullanımı hakkındadır. Çalışmanın ulaşamadığı pek çok dinî içerikli program bulunmaktadır. Ayrıca çalışma, izleyenlerin maruz kaldıkları korku çekiciliği mesajlarıyla, davranışlarını ne ölçüde değiştirdiklerini ölçmediği ve bu alandaki başka bir çalışmayla tamamlanamadığı için, program izleyicilerinin tutum ve davranışları üzerinde ne tür etkiler meydana getirdiği konusunda ipuçları sağlayamamaktadır. Ancak reyting oranları üzerinden yorum yapmaya imkân tanımaktadır.

Çok detaylı analiz sonuçları olan bir konu hakkında özetleyerek aktarmaya çalıştığım cümlelerimi sonlandırırken Gönül Dergisi okurlarına ilgilerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.