Neşelenmek En Doğal Hakkımız Peki Nasıl? / Recep Demirkaynak
Stand up nedir ve tarihte stand up türünü nasıl örneklendiriyorsunuz? Hangi toplumlarda daha yaygın?
Stand up yabancı menşeli bir kelime, daha karizmatik oluyor herhalde bu kelimeyi kullanınca. “Stand up”cı deyince daha bir ağız dolduruyor. Bir de Avrupai her şey bizde çok kabul görür, ön kabuldür. Bizden bir şeyi kırk imbikten geçirirler ama Avrupa’dan gelen her şey kabul olmuştur. “Stand up” karizmatik olduğu için böyle söylene geliyor. Ben hiç kullanmadım bunu, “ben stand upcıyım” demedim.
Her Mahallenin, Sohbeti İyi Bir Adamı Vardır
Ben komedyenim veya benim tek kişilik bir oyunum var, insanlara sohbet ediyorum aslında. Her mahallenin böyle sohbeti iyi bir adamı vardır, çağırın o da gelsin falan denilen. Bunu sahneye taşıyabilmiş kişilerden birisiyim, Allah öyle lütfetmiş. Sahnede de rahat konuşabilme yeteneği vermiş, yoksa bir sürü komik adamlar var. Tarihsel tarafını hiç araştırmadım, bizde meddahlık geleneği var biliyorsunuz. Hep oraya dayandırırlar ki makulde bir dayandırma. Bu iş meddahlıktan geliyor, fakat tam bir meddahlık da değil. Bana göre bu muhabbet etmek. Biz sohbet ediyoruz, ben biraz komik şeyler anlatıyorum; arada ciddi ciddi de konuştuğumuz oluyor sahnede. Ama o da komiklerin içinde yumuşak geçiyor. Muhabbet ediyoruz sahnede; başımızdan geçenleri, canımızı sıkanları, bizi kızdıranları, bizi sevindiren şeyleri anlatıyoruz. Hayata dair ne varsa anlatıyoruz. Çok orijinal şeyler söylemiyoruz yani. Beni seyredenlerden biri muhakkak şunu diyordur: “Hakikaten ben böyle bir olay gördüm, yaşadım.” Hepimiz yaşıyoruz çünkü. Bunu şunun için söylemiyorum; bakın nasıl gözlemler yapıyorum, çıkarımlar yapıyorum!
Hayır, hepimizin yaşadığı gayet basit şeyler anlatıyorum. Türkiye’de üslupsuzluk o kadar almış yürümüş ki Türkiye’de bir şeylerin içi o kadar boşlatılmış ki benim gibi minnacık bir şeyi doğru yapmaya çalışan bir adam birdenbire “Stand up”cı oluyor. Şuradan örnek vereyim; ilmihal bilgisinden üç buçuk bir şey bilen, azıcık böyle namaz hakkında konuşan biri olunca “aa bu hoca” diyoruz, artık öyle oldu hocalık yani, onun gibi bu da. Aslında bu “Stand up” denilen “one man” denilen şeyin menşei Amerika. Onlar bizden çok çok daha önce başlamışlar. Mizah kültürü Amerika’da çok gelişmiş. Şöyle bir enteresanlık var; Amerika’da anket yapsanız dünyanın en aptal insanı çıkabilir Amerikan halkı. Bu onların suçu mu değil mi bilmiyorum, ama hakikatten öyledir. Halk olarak, toplum olarak öyleler; yaşadığı kasabadan başka yer bilmiyor yüzde sekseni.
Bir sosyalleşme ihtiyacı gibi mi ortaya çıkıyor adeta bu tür?
Onların kendi kültürleri vardır, kendi barları, kulüpleri vs. oralarda başlamış bu iş. Fakat öyle bir seviyeden başlatmışlar ki bizdeki mizaha on basarlar yani. Şöyle bir çelişki var burada; bence dünyanın en akıllı milletlerinden biriyiz biz, çok pratik zekâlıyız ve hakikaten kafası çalışan adamlarız. Bizde yapılan mizaha bakın; beş yaşındaki çocuklar için yapılıyor, televizyonda olsun, tiyatroda olsun, radyoda olsun… Bizde yapılan mizahın yaşı ilkokul seviyesi. Espriler hep belli, başı sıkışan hemen müstehcenliğe kaçıyor. Onlar bu işi, sözle yapılan espriyi çok geliştirmişler. Bakın, en aptal milletin mizah anlayışına bakın; dünyaya komedi dizileri satıyorlar ve çok zeki espriler yapıyorlar. Hakikaten siz de dinleyin siz de gülersiniz. Bu benim tespitim, bir yerden okuduğum için söylemiyorum. Fakat orada çıtayı yüksek tuttukları için yüksek devam etmiş. Şu anda da yaptıkları komedi dizilerine bakın, içinden o cinsel esprileri çıkarın, hakikaten çok kaliteli mizah yapıyorlar. Durum ve söz esprisini çok iyi yapıyorlar, kurguyu çok güzel yapıyorlar. Bizdeki komedi dizilerine bakın, hepimiz birazcık sıksak kendimizi, yazarız yani. Bizde espriler de hakarete dayalı yapılır. Mesela komedi hakaret üzerine kurulmuştur; “geri zekâlı” der, “aa salak” der, “lan oğlum sen geyik misin” der. Orada ise espri, kurgu ve sözlerle yapılıyor; rencide etmeden, hakaret etmeden. Bizde komedi dizisi yapılmıyor maalesef...
Komedi kültürü, kendini bulamama denilen bir yerde duruyor diyebilir miyiz? Çünkü daha güzel şeyler yansıtabilecek bir kültürden geliyoruz; hayatı daha iyi anlayan, idrakleri daha geniş… Aslında Peygamberlerin dahi mizah anlayışından bahsedilen bir kültür var bizde. Acaba henüz oturmamış bir yapı mı var burada?
Evet, doğru bir tespitte bulundunuz. Bizde bir takım şeylerin kültürleri oturmadı. Mesela, ben on sene önce de bir röportajda söylemiştim, bizde gençlik filmi çekemezsiniz. Çünkü oturmuş bir Türk genci profilimiz yok bizim. Amerikan gençlik filmi çekebilirsiniz, onların gençliğinin bir profili var. Kendileri bir kültür üretmişler, doğru ya da yanlış. Bence çok yanlış ama öyle bir kültür üretmişler ve bunu dünyaya pazarlamışlar. Türkiye’de komplekslerden ve kendi özünü, kendi geçmişini tanımamaktan kaynaklanan bir sorun var. Herkes bir başka şekil olmaya çalışıyor. Herkes, biri olmaya çalışıyor, kimse kendi olmaya çalışmıyor. Çünkü kimse kendisinden memnun değil. Çünkü kendisini ona hep kötü anlatmışlar. Nerede anlatmışlar? Sinemada anlatmışlar, tiyatroda anlatmışlar, okulda anlatmışlar... Her yerde bizi bize kötü anlatmışlar.
Bütün Türk filmlerinde çok klişe bir şeydir mesela; hacı hoca takımı hep üç kağıtçı, dubaracı, zamparadır. Şimdi buna göre, dindarlığı elden bırakması lazım bizim gençliğin!.. Dindarım dememem lazım. Yine mesela, köylülük çok işlenmiştir ve çok aşağılanmıştır. Bütün eski Türk filmlerinde köylüler aptal, ne denilirse inanan, cennet tapusuna para verecek kadar saf ve dininden habersiz anlatılmıştır ki bizim köylümüz asla böyle değildir. Bunu görünce şimdi köylülükten de kurtulması lazım. Her şeyden kurtulunca geriye bir şey kalmıyor. Kendisi o zaten, dindar ve köylü adam. Geriye ne kalıyor? Yani ne şehirli ne köylü ne dindar ne ateist ne inançlı ne inançsız, karışık bir şey var ortada. Hiç unutmuyorum bir canlı yayında genç bir popçu çıkmış. Şekil mekil, çok iyi konuşuyor falan, boynunda muska gibi üçgen bir şey var. Sunucu; “Aa, ne güzel! Boynunuzdaki ne o?” dedi. Cevşen, deyiverdi. Sonra hemen şöyle devam etti: “Tabi bu aileden kalma, yoksa ben laik bir insanım, falan filan…” Öyle bir psikolojiye gelmiş ki “Aman haa, bana dinci yaftası vurmayın!..” diyor. O duruma gelmiş...
Devamı Gönül Dergisi 1.Sayımızda
