Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Müziğin Evrensel İletişimi / Mesut Kurtiş

Bu Yazıyı Paylaşın:
Müziğin Evrensel İletişimi / Mesut Kurtiş

Müzikle ilk tanışmanızda kimin etkisi oldu, müziğe olan ilginiz nasıl başladı?

Sanatla çok küçük yaşta ailemin sayesinde tanıştım. Onların birikimiyle Türk-Osmanlı kültürü ve sanatı olan kaside ve ilâhilerle ilgili ilk bilgilerimi aldım. Türk doğu makamlarıyla da tanışmam o yaşlarda başladı. Sonra ilkokulda iken Üsküp ilâhi grubunun bir üyesi olarak Balkanlar’da ve Türkiye’de faaliyetlerimiz oldu. Aynı zamanda lise müzik grubunda da dört yıl çalıştım ve birçok konser ve sanat faaliyetlerinde bulundum. Benim bu dönemde yapmış olduğum bütün faaliyetler bana birçok tecrübe kazandırdı diyebilirim. Ve geleceğe daha iyi adımlar atmama vesile oldu. Müzik hayatım süresince de ailem en iyi ikinci destekçim oldu. Çünkü dinleyicilerimden o kadar güzel yorumlar ve eleştiriler alıyordum ki, müzik hayatımın en büyük ve en iyi destekçisi dinleyicilerimdir diyebilirim.

Müziğin insanları birleştiren evrensel bir etkisi var. Evrensel etkiyi en iyi kullananlardan birisi de sizsiniz. Bundan biraz bahseder misiniz?

Müziğin etkisini konuşacak olursak aslında konuşacak çok şey var. Müziğin doğasında insanın ruh dünyasını etkileyen bir yapı var, insanı havaya sokan bir tılsımı var. Hangi dilde müzik yapılırsa yapılsın o ritmin, o melodinin bir etkisi var esasında. Dolayısıyla bizim yapmış olduğumuz çalışmalar dünyanın birçok ülkesinde rağbet görüyor. Çünkü gittiğimiz her ülkede onların dili ile bir şeyler söyleyebildiğimiz için onun etkisi daha fazla oluyor. Bir de bunun üstüne eğer kaliteli müzik yapıyorsanız hedef kitleye çok rahat ulaşılabiliyorsunuz.Mesela, Türkiye’ye bir yabancı geldiğinde ve Türkçe konuştuğunda nasıl ki Türkiye’dekiler çok memnun kalıyorsa, Arap ülkelerine gidildiği zaman bir Türk olarak onların dillerinde konuştuğumuz zaman da onların hoşuna gidiyor. Biraz da başarımızın sırrı buradan kaynaklanıyor. Onların kültürlerinde esintiler sunmak, lehçelerini konuşmak müziğin etkisini güçlendiriyor. Dolayısı ile o evrensel olan mesajımızı daha rahat ulaştırmış oluyoruz.

Peki siz müziği bir tebliğ aracı veya insanlara bazı şeyleri hatırlatma anlamında bir mesaj olarak mı görüyorsunuz?

Tebliğ deyince Türkiye’de çok farklı şeyler algılanıyor. Mesajsız hiçbir müzik yoktur esasında, herkes bir gaye için uğraşır. Herkes bir mesajı bir yerlere iletmek için uğraşır. Neredeyse gayesiz müzik yoktur. Birileri eğlenceye yönelik müzik yapar, birileri başka şeylere yönelik müzik yapar. Bizim de haliyle bir mesajımız var elbet. Düşünsenize bir iş yapıyorsunuz ve hiçbir gayeniz yok, ne kadar boş bir iş oluyor değil mi. Eğer ki biz Müslüman isek ve İslam’ı yaşamaya çalışıyorsak, hatalarımızla, günahlarımızla da olsa yaptığımız çalışmalara da muhakkak bu yansıyor. Yapmış olduğumuz işe mutlaka kişisel özelliklerimizin etkisi oluyor, olmaması imkansız. Böyle bir durumdayız aslında. Biz samimi olmaya çalışıyoruz her zaman, tenkitlere ve eleştirilere de bu anlamda her zaman açık olamaya çalışıyoruz. Sen buna tebliğ diyorsan tebliğ de, mesaj diyorsan mesaj de, orası sana kalmış artık.

Hangi dillerde ilahiler söylüyorsunuz?

En fazla Arapça, Türkçe ve İngilizce ilahiler söylüyoruz. Ayrıca Balkanlar’da verdiğimiz konserlerde Arnavutça, Boşnakça, Makedonca ilahiler de söylediğim oluyor.

Birçok lisanda eserler seslendiriyorsunuz. Kaç lisan biliyorsunuz?

Beş dil biliyorum; İngilizce, Arapça, Türkçe, Makedonca, Arnavutça.

Maher Zain ile yaptığız düetler çok beğenildi. Özellikle Subhan Allah ilahisi Türkiye’de en çok dinlenenler arasında. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Açık söyleyeyim güzel bir tecrübeydi. Bir çalışmaya samimiyetle yaklaşıldığı zaman onun bereketini görüyoruz, karşılığını alıyoruz. Subhan Allah ilahisi de hakikaten çok samimiyetle yaptığımız bir çalışmaydı. Onun karşılığını alıyoruz diye düşünüyorum...Yeni albüm çalışmam var ve Ramazan ayından sonra Tüm dünyayı kapsayacak şekilde bir tanıtım çalışmamız olacak. Uzak Doğu’ya, Avrupa’ya, Tüm Arap dünyasına yönelik çalışmalarımız olacak ve 1 yıldan fazla sürecek bu çalışmalar.

Türkiye’de de artan bir ilgi söz konusu öyle değil mi?

İlgi artıyor da sıkıntı biraz bizde. Çünkü biz Türkiye’ye yeteri kadar gelemiyoruz sürekli dışarıda olduğumuz için. Türkiye’de çalışma yapmadık, biraz suç bizde. Türkiye’deki ilgi buna rağmen çok üst düzeyde. Bunun sebebi bizim Türkiye’de yapmış olduğumuz tanıtım çalışmalarından ziyade insanların kaliteli müziğe teveccüh göstermeleri zannedersem. Ama bundan sonra Türkiye’ye yönelik çok güzel projelerimiz olacak. Artık Türkiye’ye ağırlık vermeye başlayacağız. Yapacağımız çalışmalarda da çok dikkatli olmalıyız. Hiç ayrım yapmadan, belli bir kesime, topluluğa, gruba hitap etmekten ziyade toplumun her kesimine ulaşacak müzikler yapmayı başarmamız gerekiyor. Herkese hitap edecek çalışmalar yapacağız inşallah.

Müziğe, özellikle de sufi müziğe ilginiz nasıl ve ne zaman başladı ?

Çok küçük yaşta Tasavvuf müziğiyle ilgiliydim. İlkokuldayken Üsküp İlahi Grubu, daha sonra lisede İsa Bey İmam Hatip Lisesi korosunda aktif rol aldım. Lise sonlara kadar Üsküp İlahi Grubu ile amatörce iki albüm çıkardık ve bu çalışmaları grup halinde Balkanlar ve Türkiye’de tanıttık. 2004 yılında ise ilk profesyonel solo albümüm çıktı akabinde Beloved ve şimdi yeni albüm çalışmalarına devam ediyorum.

İlahilerinizde klasik ilahilerden ziyade Allah ve Peygamber sevgisini aşılamaya çalışan günümüzün gençlerine hitap eden bir tarz görüyoruz. Bu konu hakkında neler söylersiniz ?

Bizim kültürümüz, tarihimiz, müziğimiz inanılmaz derecede zengin ve insanlığa pozitif mesaj veren eserlerimiz var. Bunları genç nesillere aktarma durumundayız. Bunlardan da esinlenerek günümüz kültürüne de uygun mesajları farklı usullere göre yeni neslin hoşlanacağı rağbet göreceği şekilde sunmaya çalışıyoruz. Maalesef İslam ülkelerinde yaşayan nice gencimiz kendi kültüründen çok uzak. Kendine ait olmayan kültürlerle, müziklerle yetişmekte. Bu konuda eğer olumlu yönde yaptıklarımızla bir katkıda bulunuyorsak bunun için kendimi çok mutlu hissedeceğim…

Müzik evrenseldir denir. Bu biraz da sanatçıya bağlı değil mi? Müziğin evrensel olma misyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir işi yaparken bilinç önemlidir. Sanatçı ne kadar bilinçli olursa olsun müziğin evrensel tüm değerlerinden faydalanabilir. Böylece yaptığı iş evrenselledir. Daha geniş kitlelere sesini duyurabilir ve kabul görür. Ben yaptığım müziği bir iletişim aracı olarak kullanıyorum. Yaptığım müzikle anlaşıyorum dinleyicilerimle. O kadar yorucu ve uzun uğraşlar sonunda dinleyicilerimle eserlerimi paylaşıyorum ki bazen eserlerimin o iç dokusunu, yaptığım müziğin güzelliğini dinleyicilerime yansıtabiliyor muyum diye kaygıya düştüğüm oluyor adeta. Ama dinleyicilerimden gelen büyük beğeni karşısında işte tamam diyorum. Doğru yolda olduğumu görünce bu da beni mutlu ediyor. Aslında müziğimin evrensel dili de burada başlıyor, o da dinleyici ile iletişim kurmak. Ben de müzik yoluyla dinleyicilerimle iletişim kurmuş oluyorum böylelikle. Ben sanatımı icra ederken sanatıma nakşettiğim bilinç, aynı zamanda amacıma da hizmet etmeli diye düşünüyorum. İlk albümüm bu düşüncem doğrultusunda oluştu. O dönemlerde de Avrupa’da yaşayan Müslümanlar ve gayrimüslimler için Doğu ve Batı tarzı çalışmalar yeni yapılanmaya başlamıştı. Biz de Doğu kültürünü Batı’ya nasıl en iyi şekilde tanıtabiliriz derdine düştük ve böylece benim ilk çalışmam bu şekilde meydana gelmiş oldu.

Örnek olması bakımından genç müzisyen arkadaşlara tavsiyeleriniz nelerdir ?

Eğer müziğe karşı ilgileri ve yetenekleri varsa ilk önce bunun eğitimini görmeliler. Ondan sonra bu işten anlayan iyi yapımcılarla çalışmalarını tavsiye edeceğim. En önemlisi bu işte başarılı olmak isterlerse muhakkak işi samimiyetle yapsınlar.

Bu samimi söyleşi için teşekkür ederiz.

Gönül Dergisi’ne ve tüm gönül dostlarına selamlarımı sunarım…