Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Müspet Düşünce / Uzm. Psk. Taha Ömeroğlu

Bu Yazıyı Paylaşın:
Müspet Düşünce / Uzm. Psk. Taha Ömeroğlu

Duyguları ve davranışları etkileyen en önemli unsurlardan biri düşünce sistemimizdir. Zaman zaman sistemlerde tıkanmalar ve gedikler oluşabilir. İşte o zaman şu soruyu sormak gerekir: Biz düşünce sistemimizi ne kadar zaman arayla bakıma alıyoruz?

Şöyle düşünelim: Televizyon bozulduğunda, buzdolabı bozulduğunda, telefonumuz bozulduğunda neler yapıyoruz? Bu araçlara verdiğimiz önem ve değerin ne kadarını düşüncelerimize veriyoruz?

Zaman zaman sıkıntılar, bunalımlar yaşayabiliyoruz. Bu bazen bizden bazen başkalarından kaynaklanabilir. Bu durumda kenara çekilmek ve düşüncelerimizdeki olumsuzlukları temizlemek gerekir ama gerçeklikten uzaklaşmadan. Bu ne demek peki? Bu “insanın bir sıkıntı ve meşakkat içinde yaratıldığı” gerçeğini göz ardı etmemek, her an bir sıkıntı, bunalım, hastalık, bela veya musibetle karşılaşacağının farkında olmak demektir. İnsan hayatı boyunca imtihan halinde olduğuna göre sağlam ve şaşmaz ölçüler içerisinde kendi düşünce yapısını kontrol etmelidir.

Neler yapılabilir düşünce sistemini kontrol etmek ve bir şekilde bakıma almak için?

Elbette Allah ile beraber olmak. Yani onun zikri ile kalbi meşgul etmektir. Kalp O’nunla meşgul olunca zihin dinlenmeye geçer. İçinde bulunan olumsuzlukları kendinden dışarı atar.

Düşünün insanın zihnini en çok ne meşgul eder, değişik özellikle olumsuz duygulara kapılmasına ne sebep olur?

Sürekli beraber olduğumuz insanlar.

O zaman en büyük silahın kişiler hakkında sui-zan yapmak yerine hüsnü zan da bulunmak olduğu görülebilir.

Bir diğeri de “affedebilmek” oluyor.

Ancak her zaman da bunun yapılamadığı da bir gerçek. Zaten bunu elde etmek de o kadar hemen olabilen bir düşünce ve davranış kalıbı değil.

Affedebilmek, Allah’ın bir isim ve sıfatının sende tecelli etmesidir. Bu sıfatın sende oluşması için Allah ile arasını düzeltmesi gerekir.

Birçok insan olumsuz tecrübelerini zaman içinde büyüterek, hayatın gerçeği gibi düşünmeğe başlamaları neticesinde insanlara güvenmemeyi öğrenirler.

Güven konusu önemli ama güven ancak güvenilecek insanları bulunca gerçekleşiyor.

Ancak çevremde öyle insanlar gördüm ki tüm insanların güvendiğine güvenmeyecek kadar güvensizliği hayatının felsefesi yapmışlar, acıyorum onlara sadece. Güvenilecek kişileri belirledikten sonra onlara bile güvenmiyorsa bir insan, bu bence önemli bir sorundur.

Bu sorunun aşılmasında kişinin kendini bırakmaması gerekir. İyi dostlar bizim iyi taraflarımızın güçlenmesi ve kötü yönlerimizin zayıflaması için şart.

Kime güvenilecek o zaman?

Bunun tarifinde kullanılacak güzel bir ölçü şu olabilir: Dayanağı Allah olan Salih kullar.

Allah’tan başkasından ilişki ve iletişim halinde bulunduğun herkesten yanlış beklersen (bu insanların yanlışa düşmesini dilemek ve beklemek anlamında değil) güven sorunu yaşamazsın. Çünkü insanlardan Peygamber tepkisi, evliya tepkisi beklemek yanlış olur. Onun için insanlardan böyle tepki beklenmediği zaman güven sorunu yaşanmaz. Zaten bu anlayışa sahip olan biri her zaman etrafındaki insanlardan zarar görüp incinme riski olduğunu bildiği için güven duygusunun içine tedbiri de ekler.

Akıllı insan insanların hata yapacağını kabul edendir.

O halde yapılması gereken dengeyi sağlamaktır.

İnsan kendi duygu ve düşüncelerinin sorumluluğunu almalıdır. Bunu yapınca başkalarının bizden farklı duygu, düşünce ve davranışları daha iyi anlayabiliriz.

Tekrar başa dönünce, şunu diyebiliriz: Düşünceleri bakıma almak ancak aklın kalbin emrine sunulmasıyla mümkündür. Kalbin ise onu yoktan var eden yaratıcı güce uyması ve onu her an sürekli anmasıyla gerçekleşir.

Üç aylar adı verilen kutsal aylar kalbi olduğu kadar zihni de bakıma almak için en uygun manevi ortam ve havaya sahip aylardır.

Aklını ve kalbini bakıma alabilenlerden olabilmek umuduyla.