Modern Çağın En Mağduru Çocuklar / Doç. Dr. Özkan Sapsağlam
“Mutlu Çocuklar Çağının Sonu” kitabını yazarken hangi dönemleri karşılaştırıyorsunuz? Hangi tarihleri milat olarak alıyorsunuz çocukların hayatında?
Bu karşılaştırma iki farklı zamanın karşılaştırılmasından ziyade daha çok “değişen çocukluk olgusuna” dair bir kıyastır. Bu karşılaştırmanın zamanla ilgili boyutunu ise kendi çocukluk yıllarım (1985 ve sonrası) ve bugünkü çocukluk oluşturmaktadır. Özellikle 2000’li yılların başlangıcıyla “çocukluk” olgusunun küresel boyutta bir değişim geçirdiğini söyleyebilirim. Çocukluğu küçük bir köyde geçmiş ve çocukluk coşkusunu oldukça yoğun yaşamış bir çocuğun hatıralarını, çocuklara dair lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi almış bir eğitimcinin, bir babanın ve çocuklara dair kaygıları olan bir adamın düne, bugüne ve yarına dair deneyimlerini, bilgilerini ve endişelerini içermektedir “Mutlu Çocuklar Çağının Sonu” kitabı. “Mutlu Çocuklar Çağının Sonu” kitabı çocukların yaşadıkları zorluklara, çocuk olmanın zorluklarına dikkat çekmek ve belki bir kişiyi sadece bir kişiyi uyandırmak için yazılmıştır. Tek bir çocuğun yaşamında, yaşadığı zorluklarda, anne babasıyla olan ilişkisinde az da olsa bir iyileşmeye yol açabilirsem kendimi başarılı kabul edeceğim.
Günümüzde çocuklarımızın isteklerini yerine getirmek için çabalayan aileler bir pazarla karşı karşıya kalıyorlar. Sosyal medyanın dayattığı oyuncaklar, markalar. Müşteri olarak çocuklar konusunda neler söylersiniz?
Küresel markaların varlığını sürdürebilmesi için tüketim toplumuna ve ona sürekli yeni tüketicilerin eklenmesine ihtiyacı var. Bunun en kolay ve zahmetsiz yolu ise dünyanın en masum varlıkları olan çocukları ve onların masumiyetlerini sömürmek ve onları yakın geleceğin doyumsuz tüketicileri yapmak.
İngiltere’de Ulusal Tüketici Konseyi tarafından yapılan bir araştırma, ortalama bir çocuğun 10 yaşına ulaştığında 400 farklı marka ismine aşina olduğunu göstermektedir (Mayo, 2005). Başka bir araştırmanın sonuçları, durumun ciddiyetini çok daha net bir şekilde ortaya koymaktadır. Dammler ve Mittelman (2002) tarafından yapılan araştırmada üç yaş çocuklarının %69’unun McDonald’s markasının sembolü olan “Altın Kemerler” logosunu tanıdığı görülmüştür.
Medya bu süreçte en önemli rolü oynuyor. Çizgi film karakterleri, sporcular ve Youtube gibi sosyal medya platformlarında içerik üreten popüler isimler üzerinden çocukların tüketim alışkanlıkları değiştiriliyor. Kıyafet seçiminden, beslenme biçimine kadar birçok konuda çocukların algıları ve alışkanlıkları yeniden şekillendiriliyor. Anne babalar da ne yazık ki çoğunlukla çocuklarının ihtiyaçlarından ziyade istekleri için alışveriş yapmayı tercih ediyorlar. Markalı ürünlere sahip olmak toplumsal alanda saygınlık elde etmenin aracı gibi görülüyor. Bugünkü yaşam biçimimizi kapital düzenin inşa ettiği “modern kölelik” olarak ifade ediyorum.
Çocukların beslenme yönünden sağlıksız gıdaların etkisinde fazlasıyla kaldığı bir dönemdeyiz. Aileler beslenme konusunda neler yapabilir?
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, içinde bulunduğumuz çağın en büyük sağlık problemlerinden biri olan obezite, bugün milyonlarca çocuğun yaşamını olumsuz etkilemekte ve ne yazık ki mağdur çocukların sayısı her geçen yıl daha da artmaktadır. Bu büyük sorunun çözümünde kilit faktör ise hiç kuşkusuz, anneler.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 2016 yılında beş yaş altı 41 milyondan fazla çocuğun ideal kilosundan daha yüksek kiloya sahip olduğu tahmin edilmektedir. Aşırı kilolu çocukların neredeyse yarısı Asya ve dörtte biri Afrika bölgesinde yaşamaktadır. (World Health Organization [WHO], 2016)
Türkiye sağlık araştırması sonuçlarına göre boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kitle indeksi incelendiğinde, 2016 yılında 15-24 yaş arası genç nüfusta obezite oranı %3,8 iken bu oran 2019 yılında %4,6 oldu. Genç nüfusun obezite oranı cinsiyete göre incelendiğinde, genç erkeklerde 2016 yılında %3,5 iken bu oran 2019 yılında %4,8'e, genç kadınlarda ise 2016 yılında %4,1 iken 2019 yılında %4,5'e yükseldi.
Bu durumun iki temel nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam biçimidir. Annelerin daha yoğun biçimde iş gücüne katılması ve ebeveynlerin daha uzun mesai süreleri nedeniyle eve ve çocuklara ayırılan zaman ne yazık ki azaldı. Çözüm olarak rafine, dondurulmuş ve hazır gıdalar imdadımıza yetişti. Hâlbuki ürünlerin tamamı önemli derecede katkı maddeleri içermekte. Bununla birlikte anne babaların güvenlik kaygıları nedeniyle eve kapanan, oyunlarını dijital ortamlarda oynayan ve hareket etmeyen çocuklar için kaçınılmaz son yani obezite gerçekleşmiş oldu. Tabii ki çocukların bireysel özellikleri de (hormonlar, beslenme kültürü, vücut yapısı vb.) bu durum üzerinde etkili. Obezite çocukların sadece fiziksel görünümünü değil, ruh sağlıklarını, sosyal ilişkilerini ve benlik algılarını da olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla önlem alınmaması durumunda yakın gelecekte anne babaların çocuklarına dair en önemli problemlerinden biri ne yazık ki obezite olacak.
Pandemi döneminde evlere kapandık. Çocuklarımız da daha fazla ekran karşısında kaldılar. Çocuklarımızın ekranı doğru ve yerinde kullanmaları konusunda önerileriniz nelerdir?
Korona virüs salgını sürecinde çeşitli zorunluluklardan dolayı, uzaktan eğitime geçilmesi ve çocuklara yönelik kısıtlamalar, daha fazla ekran kullanımını getirdi. Salgın nedeniyle yakın geçmişte başlayan “Dijital Çocukluk Çağı” tüm dünyayı etkisi altına aldı. Araştırma sonuçlarına göre; 0-2 yaş aralığındaki çocukların %74’ü televizyon, %49’u akıllı telefon, %35’i tablet, %12’si masaüstü veya dizüstü bilgisayar, %9’u oyun konsolu kullanıyor. 9-11 yaş aralığında ise çocukların, %91’i televizyon, %78’i tablet, %73’ü masaüstü veya dizüstü bilgisayar, %68’i oyun konsolu, %67’si akıllı telefon kullanıyor. (PEW, 2020) Çocukların sosyal medya farkındalığını ve kullanımını inceleyen bir araştırmaya göre henüz üç yaşındaki çocuklar, Youtube uygulamasını bilmekte ve kullanmaktadırlar. (Sapsağlam, 2018)
Amerikan Pediatri Akademisi tarafından 18. aya kadar yalnızca ebeveynlerle ve diğer aile bireyleriyle yapılan görüntülü konuşmalar için ekran kullanımı, 18. ve 24. aylar arasında ebeveynlerin yüksek kaliteli programlar seçmesi ve bebekle birlikte izlemesi, 2-5 yaş aralığında ise günde en fazla 1 saat ve yüksek kaliteli içeriklerin olduğu ekran kullanımı önerilmektedir. Altı yaşından büyük çocuklarda ise tutarlı ekran kullanım süreleri önerilmektedir. (APA, 2019) Benzer şekilde Dünya Sağlık Örgütü bir yaşından önce hareketsiz ve oturarak ekran kullanımının olmaması, iki yaşından büyük çocuklarda ise günde en fazla bir saat hareketsiz ekran kullanım süresinin olması gerektiğini belirtmektedir. (WHO, 2019)
Çocukların zamanlarının büyük bir bölümünü ekran karşısında geçirmeleri obeziteye, depresyona, sağlıksız ve yetersiz beslenmeye, kaygı bozukluklarına, dikkat eksikliği ve hiperkaktivite bozukluğuna (Stiglic ve Viner, 2019), uyku problemlerine (Cespedes, 2014) ve göz sağlığıyla ilgili problemlere (Ku, 2019) yol açmaktadır. Kanada’da yapılan bir araştırmada, günde 2 saatten fazla ekran kullanımının, okul öncesi dönem çocuklarında Dikkat Eksikliği ve Hipekaktivite Bozukluğu (DEHB) görülme olasılığını yaklaşık 8 kat artırdığı belirlenmiştir. (Tamana, 2019)
Anne babalar çocuklarının ekran kullanım alışkanlıklarında önemli bir aracılık rolüne sahipler ve çocuklar çoğunlukla elektronik aletleri veya medya ortamlarını ebeveyn aracılığıyla öğreniyorlar. Bu konuda anne babalara şunları önerebilirim:
• Anne baba ve çocuk arasındaki etkileşim ve iletişimin güçlendirilmesi,
• Anne baba ve çocukların ev içinde ve ev dışında ortak zaman geçirmeleri ve etkinlik yapmaları,
• Anne babanın medya kullanım biçimleri ve alışkanlıklarıyla çocuklara örnek olması,
• Tüm aile bireyleri için medya kullanımına yönelik çeşitli kuralların ve ilkelerin belirlenmesi,
• Çocukların dijital ayak izlerinin takip edilmesi,
• Tüm aile bireyleri için teknoloji içermeyen zamanlar oluşturulması (örneğin her gün 19:00-20:00 saatleri arasında bir saat boyunca herhangi bir elektronik aletle uğraşmama gibi),
• Çocukların öz denetim becerilerinin desteklenmesi,
• Çocukların medya okur-yazarlık becerilerinin geliştirilmesi,
• Çocukların faydalı içerikleri ve medya ortamlarını takip etmelerinin sağlanması.
Aileler günümüzde çocuk yetiştirirken nelere dikkat etmelidir? O eski çocukluk dönemleri günümüzde oluşturulabilir mi?
Bir ağaç kökleriyle toprağa bağlıdır, oradan beslenir ve dallarıyla geleceğe, göğe yükselir. Çocukları yetiştirirken ve çocuklarımıza eğitim verirken “ağaç” örneğini veriyorum. Yani çocuklarımızı inanç ve değerlerine bağlı, kültürünü ve mazisini bilecek şekilde hem yaşadığı çağın hem de gelecek zamanın bilgi ve becerileri ile donatarak yetiştirmeliyiz. Çocukluk olgusu zamana, kültüre ve topluma göre değişmekte. Dolayısıyla evrensel ve her dönem geçerli bir çocukluk mümkün değil. Anne babaların çocuklarıyla yaşadıkları çatışmaların temelinde bu düşünceyi kavrayamama veya kabullenememe olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla çocuklarımızı yetiştirirken kendi çocukluğumuzu referans almak yerine çağın ve gelecek zamanın normlarını dikkate almalıyız. Bununla birlikte çocuklarımıza hedef olarak sadece akademik başarıyı değil iyi bir insan olma idealini de aşılamalıyız.
Çocuklarımızın Allah'tan bîhaber olmaması için neler yapmalıyız?
İnsan, inanmak içgüdüsüne sahip olarak dünyaya gözlerini açar ve bu güdünün doyurulması için anne babasının ona aracılık etmesi gerekir. Anne babalar, çocukların Allah’ı bilmesinde ve bulmasında ilk rehberleridir. Çünkü çocuklar değer yargılarını ve inançlarını anne babalarına bakarak ve onları model alarak oluştururlar.
Erich Fromm’a göre insan, varlığını sürdürmek için inanmaya gereksinim duyar ve inancı olmayan insanlar güvensiz, yalnız ve umutsuz olurlar. Jung, Frankl, Maslow ve Fromm gibi psikologlar dinî bağlılık ve ruh sağlığı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğunu belirtmektedir. (Ellison ve Levin, 1998) Yani inanç insan için hem dünya hem de ahiret mutluluğu demektir.
Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari, Tefsir (Rûm), 2) Ebû Hanife, İbn Hazm, Fahreddin er-Razî ve İbn Arabî gibi İslam âlimleri fıtratı Allah bilincine sahip olarak doğmak şeklinde yorumlamışlardır (Akçay, 2011).
Yine Kur’ân-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz; “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim, 66/6) buyurarak, anne babaların çocuklarının İslam dinine dair inançlarını oluşturmaları noktasındaki mesuliyetini işaret etmektedir.
Çocuklarda üç yaşına kadar bilinçli bir dinî tutum ve davranış görülmez. Üç yaşından itibaren anne ve babalarından daha güçlü ve üstün bir varlığın bulunduğunu idrak etmeye başlarlar (Ayten ve Ayten’den aktaran Çayır, 2012). Harms, dört yaş çocuklarının Allah tasavvurunda zorlanmayacağını ve bu yaşın dinî dünyaya ilişkin ilgi bağlamında adeta “altın yaş” olduğunu belirtmektedir. Thun ise çocuklarda dokuz yaşına kadar şüphe duygusunun gelişmediğini ve bu durumun, çocuğun inanç sisteminin ve Allah’a inanmasının temelini oluşturduğunu belirtmektedir (Harms ve Thun’dan aktaran Vergote, 1966). Buradan yola çıkarak çocukların inanç sistemlerinin oluşmasında ilk çocukluk yıllarının çok önemli olduğunu söyleyebiliriz.
Çocuklarda Allah tasavvuru, dinî inanç ve ahlak gelişimine dair dinî ve ilmî kaynaklar incelendiğinde öne çıkan temel hususlar ve dikkat edilmesi gereken noktalar şu şekilde özetlenebilir:
• Çocuklar Allah’a inanmaya yatkın olarak dünyaya gelirler,
• Çocukların Allah tasavvurunda ve manevî gelişiminde ilk çocukluk yılları çok önemlidir,
• Çocuklar yaşamlarının ilk yıllarında somut deneyimler yoluyla Allah’ı daha kolay öğrenebilirler,
• Çocukların manevî gelişimlerinde anne babalar aracılık ve öncülük etme rolüne sahiptirler,
• Çocukların içerisinde bulundukları çevredeki dinî uygulamalar (ibadet, dua, dinî tören vb.) inanç sistemlerinin oluşumunda etkilidir,
• İlk çocukluk yıllarındaki Allah tasavvuru ve değer sistemi sonraki dönemlerdeki dinî inancın ve değer sisteminin temelini oluşturur.
Yaşamın öznesidir çocuk. Tüm çabamız ve gayretimiz çocuklarımızın daha mutlu, daha müreffeh ve güzel bir geleceğe sahip olmaları için. Çocuklar biyolojik olarak anne babalarının evlatlarıdır ama manevî olarak tüm insanlığın evlatlarıdır ve çocuklar insana, insanın merhametine emanet edilmiştir. Bu emaneti hakkıyla taşımak için lütfen daha çok gayret edelim.
Gönül Dergisi’nde “Mutlu Çocuklar Çağının Sonu”na yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Çok değerli “Gönül Dostlarına ve Gönül Okurlarına” selamlarımı ve saygılarımı iletiyorum.
Çocuklar uyur gecenin koynunda,
Karanlığa inat rengârenktir düşleri,
Ağlayan her çocuğun vebali boynumda,
Kâfidir bir çocuğun gülücükleri,
Mağlup etmek için tüm kötülükleri…
