Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Kültür Sanat ve Tiyatro / Yüksel Karabacak

Bu Yazıyı Paylaşın:
Kültür Sanat ve Tiyatro / Yüksel Karabacak

Sertarikzade ne zaman restore edildi?

Burası 5 Haziran 2009 tarihinde hizmete başladı. Geleneksel Türk sanatlarını burada icra ediyoruz. Hat, tezhip, ebru aynı zamanda Farsça, Osmanlıca seminerlerimiz, sergilerimiz oluyor. Buradan çıkan eserlerimizi sergi salonumuzda sergiliyoruz. Yani buraya layık olmaya çalışıyoruz. Bir eseri canlı tutmaya, yaşatmaya devam ediyoruz. Buranın bir yöneticisi var. Ben buranın yöneticisi ya da sorumlusu değilim. Resmi sorumlusu onlar. Ben hizmet etmeye çalışıyorum. İnşallah layık oluruz, Rabbim utandırmaz.

Bu mekanın tarihteki fonksiyonu nedir?

Burası normalde eski bir Cerrahi tekkesi. Dönemin tasavvuf hayatının çok parlak bir merkezi konumunda olan bu mekan birçok sanatkar, musikişinas ve ilim adamı yetiştirmiş bir irfan yuvası olarak görevini tarihten günümüze bizlere devretmektedir. Şöyle söyleyeyim size, şu anki Tuğrul Bey’lerin öncülüğünü Karagümrük’te yapmış olduğu yerin bir şubesiymiş zamanında. İçerdeki büyüğümüz de Mehmet Emin Efendi. Zamanında hem buranın şeyhliğini yapmış hem de merkezin şeyhliğini yapmış.

Peki kimdir Sertarikzade Mehmet Emin Efendi?

“Sertarikzade pirden, aldı bu zikri sırdan/ Sırrında seyran eden, gel zikredelim hakkı!” Hz. Pir Nureddin Cerrahi’nin üçüncü halifesi olan Sertarikzade Mehmed Emin Efendi’nin peder-i alileri Seyyid Hacı Sertarik Abdullah Saburi Efendi, Abdülmecid Sivasi hazretlerinin dergahında vazifelidir. Bununla beraber intisab ve muhabbeti, “Aşk badesinin kadehi, bundan nûş ettim anı/ Mest eyledi dil-ü canı, pirim Nureddin Cerrahi” dizelerinde belirttiği gibi Mehmed Emin Efendi’nin feyiz kapısı Halvetiye’nin Cerrahiye kolundan açılmış. Hz. Sertarikzade, 1686 yılında Kumrulu Mescid Mahallesi’nde dünyaya gelmiş. 1758 Ramazan’ında dar-ı bekâ eden Mehmed Emin Efendi, Sertarikzade tekkesinde vahdet etmekte. Pirinin sağlığında şeyh olan Mehmed Emin Efendi, haftanın belli günleri Kumrulu Mescid Zaviyesi’nde, Hacegi Tekkesi’nde ve Durmuş Dede Zaviyesi’nde meydan açar, devran kurarmış. Ayrıca Pazar günleri kendi parası ile yaptırdığı Eyüp Sertarikzade Tekkesi’nde ayin-i tarikat ve faaliyet-i nasihatta bulunurmuş.

Zamanında bu mekanlar bir terapi merkezi gibi çalışmışlar değil mi?

Burası zamanında toplumun mihenk taşlarından biriymiş. Günümüzde insanlara baktığımda şunu görüyorum. İnsanlar mutsuz... Şu an insanlara bakın psikolojik hastalıkları mevcut, insanlar bunun farkında veya değil. Ama zamanında medreseleri de bunun içine katabiliriz, gerçek anlamda tasavvuftaki tekkeler biri ilmi, biri manevi aşkla beraber, iki kurum bunlar insanlığı gerçekten bir değer olarak ele alan ve işleyen kurumlar. Bakıyorsunuz şu an günümüzde insanların birbirine ne sevgisi var, ne saygısı var. Aile içinde bile sıkıntıları var. Ama insanlar en azından bir tekkeye, medreseye gittiği zaman orada gerçekten bir terbiye, bir saygı ve usulün hepsini görüyorlardı. Hem de manevi hayatlarını dolu dolu yaşıyorlardı.

Peki şimdi de aynı şekilde sanatsal faaliyetler var değil mi?

Tabi meşk var. Kanundan tutun da ney’e kadar hepsi var. Önce musiki bilgisi veriliyor. Sonra da kıymetli hocaların eşliğinde dersler veriliyor. Batı hep ölçü alınıyor ama bizim müziğimize baktığımız zaman gerçekten de zamanında çok iyi icralar yapılmış.

İnsanlar bir şeyle iştigal ettikleri zaman ve bazı sıkıntılara maruz kaldıkları zaman ondan kendi başlarına bir destek almadan kurtulmaları çok zor. Bir Halveti büyüğü olan Kasım Efendi der ki “Müzik dinle, ondan sonra ilahi dinle, tabiatı dinle ama kendini dinleme” Sizin söyledikleriniz bana bu sözü hatırlattı. İnsanların musikiyle uğraşması veya bir enstrümanı çalmaya uğraşması, emek harcaması, o melodiyi, o ritmi tutturmaya çalışması, bir bakıma sıkıntılarını ve dertlerini unutmaya yönelik bir faaliyet değil mi?

Aynen söylediğiniz gibi... Psikolojik bir terapi olarak da görebilirsiniz meşki, usulü, edebi… Hepsi bir arada.

Yani insanlar bir enstrümana zaman ayırıyor, ona harcadığı efor hem manevi dünyasına hem de yetenek olarak kendini yetiştirmesine sebep oluyor. Başka negatif anlamdaki duygularla boğulmaya ve farklı yerlere gideceğine, bununla kendini değerlendirmesi ve yetiştirmesi onun adına mükemmel bir artı.

Sonra o güfte ve besteler insana sohbet ediyor, telkinde bulunuyor…

Yüzde yüz katılıyorum. Besteler ve sözler tamamen beslendiği ana damar itibariyle Kur’an ve sünnet temelli olduğu için Hakka açılıyor, söyledikleri sözler itibarıyla insanların dertlerine derman oluyor. Bazıları için müzik gibi gelebiliyor. Tanımayanlar, bilmeyenler için ama bilenler için öyle değil...

Orada bir telkin var. Telkinde bulunan insan da çok güvendiğin, sevdiğin bir insan olmalı. Sıradan bir insan olursa olmaz. Hani mutlaka çok güvenilir birisi olmalı. İlahide söylenen söz bin yıl öncesi söylenmiş, Yunus Emre’nin sözü ve hala geçerliliğini koruyor.

Yani onlar gerçekten özel insanlar. Şimdi herkes bir şey yazar ama önemli olan insanların gönlüne girebilmek. Her kişinin söylediği bende aynı etkiyi oluşturmuyor. Bu gerçekten onların manevi özelliklerinin olduğunun delilidir, ispatıdır.

O manevi enerji içeri girince sizi öyle bir alıyor ki zaten, o zaman hissediyorsunuz onu. Çok çok negatif bir şartlanmanız yoksa… Eğer kendinizi o şeye bırakacaksanız gerçekten bir dinginlik hissediyorsunuz, bir huzur hissediyorsunuz. Ben türbeye her girdiğimde bu huzuru hissediyorum. İnanılmaz bir pozitif bir enerji var. Yapılan faaliyetler zaten pozitif şeyler, insanın doğasıyla ve maneviyatıyla doğru orantılı, beslendiği kanal zaten belli; Kur’an, Sünnet. Bundan daha güzeli ne olabilir ki... İnsan burada bir psikiyatriste gitmiş gibi psikoterapiye gidiyorsunuz. Bundan daha güzeli olur mu? Hem sanatla bunu yapıyorsunuz hem de manevi olarak dolduruyorsunuz. Oradan çıktıktan sonra hem telkin almış oluyorsunuz hem namazınızı cemaatle bir güzel kılıyorsunuz, inanılmaz güzel bir tecvitle kılıyorsunuz… O güzelliği yaşıyorsunuz. Kur’an-ı Kerim tilavetini duyuyorsunuz, hem de farklı farklı makamlardan. Gerçekten de iyi insanlar tarafından o makamlar seslendirilince o hazzı alıyorsunuz. Şimdi her yerde ezan okunuyor ama gerçekten makamına göre okunan bir ezanın oluşturmuş olduğu duygu çok farklı.

Biraz da buradaki faaliyetlere, çalışmalara değinirsek…

Bizim üç tezhip grubumuz var. Çok güzel çalışmalarımız çıkıyor. Aynı zamanda ebru kursumuz var. İki ney grubumuz var. Bir hat, bir Farsça grubumuz var. Osmanlıca grubumuz açılacak. Burada aynı zamanda yaygın eğitime dayalı güzel dersler veriyoruz. Eğitmenlerimizin çoğu profesyonel, hepsi birbirinden değerli insanlar, iyi bir kitle yakalıyoruz burada. Bunları değerlendiriyoruz. Dolu dolu kullanıyoruz buraları.

Genelde buraya gelenler Eyüp civarından insanlar mı?

Hem Eyüp’ten gelenler var, aynı zamanda ilgili alakalı ne kadar insan varsa dışarıdan gelenler de var.

Genel bir şartınız yok yani...

Hayır kesinlikle, ama şunu söyleyebilirim; Eyüp’ten daha çok geliyor. Hocalarımız birbirinden kaliteli, birinin adını vereceğim Hakan Alban, ney hocalarımızdan biri. O mesela senelerden beri Boğaziçi Üniversitesi’nin ney kulübünde ney öğretmenliği yapıyor. Oradan güzel bir kitlemiz var, öğrencileri oluyor, buraya geliyorlar. Bu anlamda dolu dolu kullanmaya çalışıyoruz. Sergilerimiz oluyor tezhipten, hattan, ebrudan… Kursiyerlerimizin ellerinden çıkan kaliteli eserler yıl sonu etkinlikleriyle beraber sergileniyor. Ondan sonra baskıya gidip broşür olarak dağıtıyoruz. Hem bu kursiyerlerimizi onore etme anlamında da güzel oluyor. Bütün bir senenin vermiş olduğu ürünleri, güzellikleri hem sergiliyoruz hem de bir araya getiriyoruz. O broşürlere baktıkları zaman insanlar, “bunlar burada öğrenci mi?” diyor, “evet, bunlar burada öğrenci” diyoruz. O cesareti alıyorlar. Bir eseri broşürde çıkıp altında adının yazması insanı gerçekten onore eder. Biz de elimizden geldiğince destek vermeye çalışıyoruz.

Bunların içerisinde profesyonelliğe doğru giden öğrenciler de oluyor mu?

Evet oluyor... Yani şöyle söyleyeyim; mesela ney kursiyerlerinden, çok kaliteli öğrenciler geliyor. Senelerce hocalarla beraber çalışanlar oluyor. Hani nerdeyse “boynuz kulağı geçti” durumuna geliyor. Yani o kadar kaliteli şeyler çıkıyor. Ebruda da aynı şekilde. Yani şöyle söyleyebilirim; kursiyerlerimiz arasında hocamızın bazı öğrencileri var ama aynı zamanda başka yerde öğretmenlik yapıyorlar. Çünkü çalıştığımız insanlar gerçekten kaliteli hocalar, hakkını veriyorlar yani bu anlamda. Geleneksel Türk sanatlarındaysa, sizde bilirsiniz ki, isimlerin peşinden gidiyor insanlar. Eğer kendini bir duyurmuşsa ya da tanıtmışsa, iyiyse, kaliteliyse peşinden gelirler bence. Şunu da yapıyoruz aynı zamanda, iki tane kültür merkezimiz var. Bunları konser programı içerisinde yapıyoruz. Kültür merkezlerimizi de salon olan yerlere taşıyoruz daha çok. İşte bu Kutlu Doğum olur, Şeb-i aruz olur, başka etkinlikler olur. Burada yapmış olduğumuz etkinlikler tabi ki oradaki sanatçı gruplarıyla, arkadaşlarla, bütçemizle de doğru orantılı bir şekilde, arkadaşları salonlarımızda ağırlıyoruz. Halkımıza da açıyoruz, bu anlamda güzel etkinlikler veriyoruz. Şunu söyleyebilirim, sadece yapılan etkinlikler Eyüp Belediyesindeki bu saymış olduğum kurslardan ibaret değil. 25 değişik branşta aynı zaman da kursalar veriyoruz. Belediye Başkanımız İsmail Kavuncu da sanata karşı son derece hassas. Bunun yanında çocuk oyunları, yetişkin tiyatroları, konserler, seminerler var, bunları da aynı zamanda destekliyoruz. Güzel kaliteli, nitelikli şeyler yapmaya çalışıyoruz.

O faaliyetler nerede devam ediyor?

Şimdi bizim yeni bir salonumuz açılıyor. Nikah salonu ve kültür merkezi, hemen Bahrevan Mevlihanesi’nin ilerisinde. Bizim yapmış olduğumuz salonumuz Göktürk’te. Göktürk kültür merkezimiz var. 155 kişilik küçük bir salon. Şu an salon faaliyetlerimiz orada gerçekleşiyor. Yakın bir zamanda Sultan Center’ın üst katında yeni bir salonumuz açılacak. Bir de nikah salonumuz, içersinde 400 kişilik yeni bir salonumuz açılacak. Yapılan o faaliyetlerin aynısını orada da sergileyeceğiz. Mesela size şuradan birkaç örneğini göstereyim. Haldun Dormen’i ağırlamıştık Ocak ayında, Don Kişot’uyla... Yapmış olduğumuz etkinliklerin hepsi ücretsiz bu arada. Herkese kapımız açık.

Son zamanlarda tiyatrolardaki sıkıntıları nasıl görüyorsunuz?

Bugün az çok bu işin içinde olduğum için şunu söyleyebilirim. Son 10 senede Türkiye’de açılan salon sayısı inanılmaz derece fazla. Çok kaliteli ve nitelikli de... Kulis odalarından her şeyine kadar salonların hepsi güzel ve kaliteli. Bu 10 sene içerisindeki yatırım ve destek, Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman yapılmadı. Eğer kaliteli ve nitelikli bir iş yapıyorsanız hiçbir zaman korkmanıza gerek yok. Ama devlet tiyatroları özelleşirse de bir sıkıntı olmaz.

Hani şöyle bir algı var ya “tiyatrolar kapanıyor”, “tiyatrolara karşı” gibi bir imaj var ya, aslında böyle bir şey yok, değil mi?

Kesinlikle onu diyorum işte. Biz birçok tiyatro oyununu dışarıdan, özel tiyatrolardan alıp sergiliyoruz, oynatıyoruz. İyi oyunu gidip izliyorsun. Beğendiğin zaman gidip koyuyorsun. Bunun zaten bir ederi var, bütçesi var, korkulacak bir şey yok. İnsanlar zaten bu dönemde güzel oyunlarla tanıştı, hem de ücretsiz neredeyse. Biz ücretsiz yapıyoruz. Bir Haldun Dormen’i ücretsiz izlemeye geliyorlar. Bunda korkulacak bir şey yok.

Esasında tiyatro salonları arttı, özel müteşebbisler de var, sanatçıların sayısı da arttı...

Mesela bir Keşanlı Ali Destanı’nı örnek vereceğim, 40 kişilik kastı var ama devlet tiyatrosu tarafından desteklenmiyor, özel bir tiyatro. Demek ki güzel bir iş yapıldığı zaman dolu dolu oynuyorlar her tarafta. 40 kişilik kocaman çok ünlü sanatçı listesi var, demek ki bazı şeyler olabiliyor. Sponsorlarını ayarlayabiliyorlar. İyi ve kaliteli bir iş yapıldığı zaman bunun arkasında herkes durur. Sanata ideolojik anlamda kimse farklı bir çerçeveden de bakmıyor. İyi ve kaliteli olduğu zaman seve seve koyabiliyoruz.

Kamuoyuna yansıyan, tiyatroya karşı olumsuz yansımalar doğru değil öyleyse…

Eleştiri muhakkak olacak. Eleştirinin olmadığı yerde başarı olmaz, o ayrı bir konu. Ama baktığımız zaman salon sayısı muazzam sayıda artmış, hem de bunlar sıradan salonlar değil, kaliteli salonlar. İnsanlar bilinçli, eskisi gibi değil, kitap okuyorlar, bakıyorlar, araştırıyorlar. Güzel olana gidiyorlar. Kaliteli iş koyduğun zaman ortaya, muhakkak izlerler.