Klasik Otomobil Tutkusu
Klasik otomobil hobisine katılmak için nedenleriniz nedir? Günümüzde onlarca yeni model araçlar varken neden bazıları dünyanın parasını vererek klasik otomobil peşine düşüyor?
Evet, bunun cevabı tek kelimeyle tutku olabilir. Belki de bu pahalı hobi sadece bir hobi değil bir yatırım aracı da olabilir. Çünkü bu tutku giderek artıyor. Dolayısıyla meraklıları da artıyor.
Bu hobiye sahip insanların birçok gerekçesi var. Çocukken seyrettiği bir filmin etkisi de onu bu meraka sürüklemiş olabilir. Hayatımızın bir döneminde eski otomobiller vardı. İlk İstanbul’a geldiğimde Kadıköy-Üsküdar hattında onlara binerdim ” Vay be ne büyük araba!“ demeyi de ihmal etmezdim içimden. Daha önceleri de Sultanahmet’te varmış, şimdi artık müzelerde görülüyor. Yeni çevrilen filmlerin de etkisi büyük bu ilgiye. Bu otomobiller hangi dönemin olursa olsun, artık dönülemeyen geçmiş kadar kıymetlidir.
Kırmızı, fıstık yeşili, açık kahve, göz kamaştıran otomobiller.
İstanbul’da otomobil müzelerini gezdik. Yıllara meydan okuyan otomobilleri görmek ilginçti. Büyük dedemle yaşıt değişik modellerde arabalar. Bazı modellerin ne kadar havalı ve değişik renklerde olduğunu da söylemeliyim. İtalyan mafya filmlerindeki gibi otomobiller hemen dikkatimi çekti. Yetkililerle konuştuğumuzda, hemen hemen on yılda bir modellerde köklü değişikliklere gidilmiş. Bariz bir şekilde bu durum fark edilebiliyor. Altmışların sonunda ise bugünkü formu almışlar.
Bu konuya merak edenlerin bugünkü otomobil bilgileri yeterli olmayabilir. Klasik otomobillerde kabul gören bazı modeller var. Bunu da erbabı bilir.
Şimdi otomobil tarihine kısa bir göz atalım, nereden nereye gelmiş.
Otomobil kelimesi Auto (Yunanca kendiliğinden demek) ve mobile ( Latincede hareketli demek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş. Ortaya çıktığı dönem açısından bakıldığında at arabalarında olduğu gibi bir şeyi itmeden veya çekmeden kendiliğinden hareket edebilen taşıt anlamına gelmektedir.
İnsanoğlu otomobili icat edene kadar pek çok aşamadan geçti. Daha teknoloji diye bir olgunun var olmadığı, insanların doğayla mücadele içinde oldukları bir dönemde, yaşamlarını kolaylaştırmak için binek hayvanları kullanılıyordu. Ardından belki de insanlık tarihinin en önemli buluşlarından olan tekerlek icat edildi. Bu yeni icadın yardımı ile at arabaları ve tarımda kullanılabilecek çeşitli araçlar imal edildi. Artık insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan tarım, taşımacılık, göç gibi ihtiyaçlarını gerçekleştirmek daha kolay hâle geldi.
Önceleri sadece ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan bu ilkel araçlar kısa zamanda hayatın önemli bir parçası hâline geldi. Hatta o kadar önemli bir hal aldı ki başlangıçta insanoğlunun hayatla mücadelesine kolaylık sağlayan araçlar zaman içinde bir lüks, gösteriş ve adeta gücün simgesi oldular.
19 ve 20. asırda neredeyse binek hayvanları bile olmayan halklarının karşına, imparatorlar ve devlet adamları bu araçlarla çıktılar ve güçlerini bu şekilde ifade ettiler.
İnsanoğlu yaklaşık 100 yıldır otomobil teknolojisiyle uğraşmaktadır. Hatta tekerleğin icadından başlayan bu uğraşı, tahta arabalara ve en sonunda günümüzün gelişmiş teknolojilerine kadar uzanan bir serüvenle bugünlere gelmiştir. Günümüzde ise yerli bir otomobil yapma fikrine karşılık “ne gereği var” diyen bir zümre ile karşı karşıyayız. Bu cümle kendi söylemi içinde doğru görünebilir fakat yine de yanlıştır. Çünkü bu yeni çalışmalarla ülkemizde daha ileri teknolojilerin önünü açacak bir döneme geçilebilir. Bu gözden kaçırılıyor. Bakalım gerçekleşecek mi?
Otomobil Tarihi
1680— Çalışabilen ancak kullanışlı olmayan ilk içten yanmalı motor; 1680 yılında Hollandalı Christiaan Huygens’in yaptığı barutun yanması ile çalışan pistonlu makine oldu. Kapalı bir silindir içinde patlayan barut, kayabilen bir pistona etki ederek pistonun hareket etmesini sağlamaktaydı.
1877— Otto (iş adamı), yaptığı motorun patentini Amerika’dan aldı.
1878— İngiliz mühendisi Dugal Clerk iki zaman esasına göre çalışan ilk motoru bulmuştur. Bu motorda dört zamanlı motordaki emme ve egzoz subapları yerine, silindirin yan tarafında bulunan emme ve egzoz pencereleri bulunmaktadır.
1886— Alman Karl Benz saatte 14,5 km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti. At kullanılmadan kendiliğinden hareket edebilen anlamındaki auto+mobile kavramının ortaya atılmasından sonra ilk otomobilin doğumu, bugün Otto motoru olarak bilinen bu motorun geliştirilmesinden tam 10 yıl sonra gerçekleştirildi. Karl Benz 3 tekerlekli otomobili yaparak fabrika etrafında deneme turları atmıştır. Bu esnada karısı ve işçilerin heyecan içinde bağıra çağıra peşinden koştukları bilinir. Ancak araç dört turdan sonra bozulmuştur. 9 Ocak 1886 tarihinde Mannheim’li fabrikatör Karl Benz, Berlin’deki imparatorluk patent bürosuna başvurarak “Gaz motoruyla hareket eden araç” için patent hakkını aldı. Aynı yıl “kendi kendine hareket eden otomobil” rüyasıyla uğraşan bir başka kişi, Gottlieb Daimler, Stuttgart yakınlarındaki Cannstatt kasabasında önemli bir başarıya imza attı. Gottlieb Daimler ilk motorlu otomobilini denedi. Birbirine çok yakın mekanlarda, ancak birbirlerinden habersiz olarak otomobillerini geliştiren Daimler ve Benz, buluşlarıyla yeni bir çağın açılmasına, dünyanın tam anlamıyla harekete geçmesine neden oldular.
1894— Dünya’daki ilk resmi otomobil yarışı, 22 Temmuz 1894’te düzenlenmiş ve Paris-Roven arasında 50 km’lik bir mesafeyi kapsayan bu yarışta 19 otomobil mücadele etmişti. Yarışı Le Petit Journal Gazetesi organize etmiş ve sporcular saatte 18 km/h gibi baş döndürücü bir sürat ortalamasıyla yarışmışlardı. İlerleyen yıllarda otomobil sporlarında farklı branşlar gelişmiş ve ilk pist yarışı 1898’de Periqueeux’te düzenlenmiştir.
1898— Fransa Otomobil Kulübü (AFC) Paris’teki Les Tuiliers’in güneşli bahçelerinde ilk otomobil fuarını organize etmiştir. Fuara 269 firma katılmıştır. İlgi çok büyük olmuş 140 bin meraklı ziyaret etmiştir. ACF fuara her firmanın katılmasına izin vermemiştir. Katılmak isteyen otomobilin Paris’ten Versailles’a kadar gidip geri dönebilmesi gerekiyordu. Paris’teki 15 Haziran 1898’de ‘‘Exposition Internationale d’Automobiles’’ adı altında Les Tuileries’in güneşli bahçelerinde başlayan Paris Otomobil Fuarı 1913 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde sonbahara kaydırıldı. Paris’te en güzel mevsimin sonbahar olduğu konusunda fikir birliği sağlayan organizatörler, ekim ayında karar kıldılar. 656 firmanın katıldığı fuar otomobil sektörünün büyümesinin de habercisiydi. Yılda 5 ila 20 otomobil üreten ‘‘dev’’ firmalar Renault, Peugeot, Darracq ve Berliet, fuardan çok memnun kaldılar... İkinci Dünya Savaşı Fransız otomotiv dünyasına darbe indirdi. Fuar, 1939 yılından 1946’ya kadar düzenlenemedi. Fakat 1946’da düzenlenen fuar, sektörün ölmediğinin, tam aksine patlamaya hazır bir bomba olduğunun habercisiydi. 1950 ise otomobil dünyasının geleceğinin parlak olduğunu gösteriyordu.
1902— İstenildiğinde benzinli istenildiğinde elektrik motoruyla ilerleyebilen ilk aracı 27 yaşındayken Ferdinand Porsche yapmıştır. 1902 yılında “Mixte-Wagen” adını verdiği aracı tanıtmıştır. Viyanalı bir fayton üreticisi olan Ludwig Lohner ile birlikte çalışan Porsche, 4 silindirli bir Daimler motoruna aküler, jeneratör ve elektrik motoru ekledi. Bu hâliyle Mixte benzinli motor stop edildiğinde bile akülerin çalıştırdığı elektrikli motorla ilerlemeye devam edilebiliyordu.
İlk hibrid otomobil Mixte-Wagen MAN fabrikalarında Alman deniz kuvvetlerindeki gemilerde kullanılmak üzere dizel motorla yapılıyor.
1904— Kısa adı FIA olan Uluslararası Otomobil Federasyonu’nun 1904 yılında kurulmasıyla otomobil sporlarının gelişimi daha da hızlanarak devam etmiştir. Merkezi Paris’te bulunan FIA, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 90’ın üzerinde ülkenin 100’den fazla otomobil kulübü ve birliklerini bünyesinde toplamakta ve 50 milyonun üzerinde sürücüyü temsil etmektedir.
1908— ABD’li Henry Ford T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. İlk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu
1919— Avrupa’nın ilk seri üretim otomobili Type A Citroen tarafından piyasaya verildi. Citroen aynı yıl dünyada ilk organize satış sonrası hizmetleri yapılandırdı.
1924— MAN‘ın ürettiği bir kamyon direk enjeksiyonlu dizel bir motoru kullanan ilk vasıta oldu.
1934— Citroen seri olarak önden çekişli araç üretmeye başladı.
1938— Klima’yı standart olarak kullanıma sunan ilk marka Studebaker Commander’dir.
1938— GM tasarımcısı Harley Earl ilk elektrikli cam sistemini Buicky’ye monte etti.
Formula 1 ‘in Tarihçesi Ne Kadar Eskidir?
1894 ile (tarihte ilk kez Paris ile Rouen arasında motorlu yarışın yapıldığı tarih) 1900 yılları arasındaki dönemde “formula” yoktu. O zamanki araçların yarışları basitti. Araçlar arasında itiş gücü (benzinli veya buharlı) ve koltuk adedi ile ayırım yapılıyordu. O zaman, otomobillerde daima iki koltuk vardı ve 1920’lerin sonuna kadar tek koltuklu otomobiller kullanılmadı. Arka dikiz aynasının icadı bu gelişmelere önemli bir katkıda bulundu. Çünkü o güne kadar teknisyenlerden birisinin görevi kendisini geçmeye kalkan birisi hakkında pilotu uyarmaktı. 1907 ile 1939 arasında hemen hemen mümkün olan her türlü formül uygulandı. Asgari ağırlık, azami ağırlık, tüketim ve silindir hacmi konularında sınırlamalar getirildi. Ancak 1939’dan sonra en sık görülen kural motorların silindir kapasitelerinin sınırlanması idi. Bu sınırlama ilk kez 1914 yılında uygulandı. 1904 yılında FIA tarafından tanımlanan ilk “Formula”nın devreye girmesini takiben (ki azami ağırlık sınırlandı) daha küçük otomobiller için kategoriler oluşturuldu. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar “Formula 1” ismi kullanılmadı. “FIA Formula 1 Dünya Şampiyonası” 1950 de ortaya çıktı ve FIA Formula 1 Dünya Şampiyonası olarak kabul edilen ilk Formula 1 yarışı 13 Mayıs 1950 de Silverstone’da yapılan İngiltere Grand Prix’idir.
