Kayık Cenneti Gölyazı / Dr. Mehmet Gülçubuk
Gün en güzel nerede batar? Gurup vaktinin, hele de bulutlu havalarda seyrine doyum olmayan o kızıllığı, en güzel nerede kendini gösterir? Bu yönü itibarıyla bu sorulara verilecek pek çok cevap vardır. Dahası herkesin kendince çok beğendiği yerler vardır. Gurup vaktinin güzelliğini hissetmek...
Benim de çok beğendiğim; gurup vakti Nemrut Dağı, Nevşehir’in Ürgüp ilçesine bağlı Ortahisar Beldesi’ndeki Kızılçukur Vadisi ve İstanbul Kadıköy’deki İnciburnu deniz fenerinin bulunduğu mendirektir. Bugün gerçekten çok beğendiğim dördüncü güzel bir yer var ki, o da, gün batımına kalamadığım ancak fotoğraflarından da çok iyi bildiğim Gölyazı’dır.
Gölyazı antik dönemdeki adıyla Apolyont, Bursa İzmir karayolunun otuzbeşinci kilometresinde levhasını göreceğiniz bir konumdadır. Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlıdır. Levhasının gösterdiği yöne gitmek üzere karayolundan ayrıldığınızda 5 kilometrelik zeytin ağaçları ile çevrili yolu aşarak Gölyazı’ya ulaşabilirsiniz. Gölyazı beldesi Uluabat Gölü’ndeki bir ada ve bu göle uzanan bir yarımadadan oluşmaktadır. Adayı yarımadaya bir köprü bağlıyor. Yağmurların fazla yağdığı mevsimlerde gölün yükselmesi ile yarım ada da adaya dönüşebiliyor.
Büyükçe bir gölün içindeki bir adada bulunması, Gölyazı’yı yeterince ilginç kılmasına rağmen, daha pekçok özelliği ile hayli ilginç bir yerdir burası. 736 yıllık Ağlayan Çınar’ın haşmetli görüntüsü, pelikan, leylek ve daha onlarca kuşun özellikle bahar aylarında Uluabat Gölü’nü mesken tutması ve Romalı’lardan kalan kalıntılar bahsettiğim özelliklerden sadece birkaçıdır.
Tarihi Romalı’lara kadar giden Gölyazı’daki evlerin temellerinde kullanılan taşlara bakıldığında Romalı’ların izleri net görülebiliyor. Mustafa Kemal Paşa Çayı’nın beslediği Uluabat Gölü’nde 8 tane adacık mevcuttur. Gölyazı, Halil Bey Adası’nda kurulmuştur. Beldeye adını veren ApollonTapınağı Kızadası’nda, bir Bizans Kilisesi kalıntısı Manastır Adası’ndadır. Köyün içindeki iç ve dış kale kalıntıları da Romalı’lardan kalmadır.
Gölyazı’ya fotoğrafçı bir arkadaşımla 13 Haziran 2009 tarihinde arabamızla gittik. İlk dikkatimi çeken şey belde çocuklarının fotoğrafçılara alışık olduklarını gösteren tavırları ve konuşmaları oldu. Yer yer bulutlu, açık ve güzel bir hava vardı. Arabamızı beldenin yarımada kısmında bir sokağa park edip ellerimizde fotoğraf makinelerimizle yürümeye başladık. İlk gezdiğimiz yer yarımada kısmındaki bir kilise kalıntısıydı. Daha sonra köprüyü geçip ada kısmına ulaştık. Köprünün ada tarafındaki ayağına yakın olan Ağlayan Çınar, önce yere paralel ilerlemiş, daha sonra da iki uçtan yukarıya yönelmiş gibi görünüyor. Geniş ve heybetli yapısıyla etrafındaki çay bahçesine güzel bir fon oluşturuyor. Belde gezimizi adanın kıyısı boyunca yapmaya karar verdik. Zira evler iç içe, sokaklar çok dar ve hayli yokuş tırmanmak gerekiyordu.
Adanın sol kıyısından ilerlemeye başlayınca ikinci bir şey dikkatimi çekti. Tüm kıyı kayıklarla kaplıydı. Karaya çekilmiş onlarca kayık, fotoğraflarımızın temel öğesi oldular. Hemen her evin bir ya da iki kayığı vardı. Gölyazı’da temel geçim kaynakları balıkçılık ve zeytincilik olduğundan bu kayık topluluğu şaşırtıcı olmamalı. İlerledikçe dikkatimi çeken üçüncü bir şeyle karşılaştık; o da suyun içindeki ağaçlardı. Göl yükselince ağaçların gövdeleri suya batmıştı. Göldeki su seviyesi azaldıkça ağaçlar yeniden karada görünüyor olsa gerekti. Gördüğüm pek çok Gölyazı fotoğrafında, suya batmış bu ağaçlar, yansımaları ile birlikte nefis birer görsel objeye dönüşüyorlar.
Adanın kıyılarını yarılamıştık ki balıkçı bir belde sakinine rastladık. Sohbetimiz sonucu eski balıkçılığın olmadığını, balık miktarı ve gölün su miktarının azaldığını öğrendik.
Ada çevresini kıyı boyunca tam bir daire çizerek yürüyüp, bol bol fotoğraf çektik. Tekrar köprünün ve Ağlayan Çınar’ın bulunduğu noktaya vardığımızda akşam yaklaşmış ancak günbatımına hala 2 saat vardı. Çay bahçesinde oturup göle bakarak çaylarımızı yudumlarken, arkadaşımla sohbet ettik. Çaylar bittikten sonra İstanbul’a çok yolumuz olduğu gerçeği, gün batımına kalmamızı engelledi. Marmara Bölgesi’nde, hatta Kuzey Ege’de yaşayan okuyucular günübirlik gidebilirler, Gölyazı denen kayık cennetine. Pişman olmayacakları,güzel bir gezi olacağını belirtmek isterim. Tabiatın güzelliklerini size cömertçe sunduğu bu harika yerde güzel vakitler geçirmenizi dilerim.
