Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

İnsanın Onuru, Emeğin Değeri; İş Hayatı ve Güvenliği / Avni Çebi

Bu Yazıyı Paylaşın:
İnsanın Onuru,  Emeğin Değeri; İş Hayatı ve Güvenliği / Avni Çebi

İnsan, yaratılmışların en güzeli ve anlamlısı, tarihin öznesi ve var oluşun biricik hakikatidir. İnsan; zaman ve mekân ekseninde diğer canlı ve varlıklarla etkileşimli olarak ona verilen ömür sermayesini, varlığını korumak ve geçimi için el emeği, göz nuru ile çalışarak, emeğini bedeni ve zihni ile ortaya koyar, buna gönlünü de koyduğu zaman yapılan işe ulviyet katılmış olur.

İnsanın kadim var oluş geleneğinde, varlığı diğerinin varlığı ve emeği üzerinedir. İnsan hayatını sürdürmek için yekdiğerinin ürettiğine bağlıdır. İnsanın var olması için ortak yaşam ve çalışma mekânlarına, bölüşüm ve değişim ortamına ihtiyacı vardır. İlk insanın yaratılışından bugüne kadar yeryüzünde olan serüvenimiz ve geçimimiz, avcılıktan tarım toplumuna, sanayi toplumundan bilgi toplumuna kadar birbirimize ürettiğimiz ürünler ve değerler üzerinden bağlıyızdır. Bu bizi medeni ve şehirli yapan, insan kılan ve diğer canlılardan ayıran en önemli hususiyettir.

Emeğin Değeri ve Onurumuz

İş piyasalarının gelişmesi, büyük organizasyonlar ve rekabetçi ortamlar iş hayatını her gün biraz daha baskı altına almaktadır. Üretim sürecinde en önemli girdilerden birisi olan emek, maliyetler içerisinde kontrol edilmesi gereken bir unsur olarak yer almaktadır. Her gün biraz daha makinaların girmesi ile beraber, insan emeği makinalaşmanın baskısı altında kalmakta, mevcut insan emeği piyasaları her gün biraz daha hizmet sektörlerine doğru kaymaktadır. İnsan bu baskı altında hem işini korumak hem geçimini sağlamak hem de gelişimini sağlamanın baskısı altında kalmaktadır.

İnsan olarak ister işveren olalım, ister çalışan olalım hepimize bir ömür verilmiştir. Aynı zamana ve varlığa sahip olmanın getirdiği eşitliğe sahibiz. Hepimiz farklı avantajlar ile dünyaya geliriz. Bazılarımız doğduğumuz ailemiz ve muhitimizden, bazılarımız doğduğumuz coğrafya ve ülkemizden, bazılarımız sahip olduğumuz bedensel ve zihinsel yetkinliklerden dolayı farklı imkânlara sahip oluruz. Bütün bize verilen imkân ve nimetleri çalışmamız ve azmimiz noktasında değiştirip dönüştürebiliriz. Ne kadarı aklımızdan ne kadarı nasibimizdendir bilemeyiz. Bilinen bir şey var ki zaman ve imkânlar bizleri farklılaştırır, ayrıştırır ve birbirimize bağlar. Birey ve toplum arasında oluşan bu illiyet bağı tarım, sanayi ve ticaret sektörlerinin gelişimini sağlayarak iş hayatını oluşturur.

İş hayatı sermaye, emek ve maddelerin bir araya gelerek değer ve ürün üretmesi üzerine kuruludur. Kapitalist düzen daha çok büyüme ve kalkınma, daha rekabetçi ve kârlı olma adına maliyetler içerisinde emeği ve işçi maliyetlerini, azaltılması gereken bir unsur olarak görür. Bu da üretilen değerden ve kârdan daha az alınmaya zorlanan çalışan ile işveren arasında sürekli bir gerilim ve çatışma alanı oluşturur. Bu, hayatın huzurunu aldığı gibi kazancın bereketini de yok eder.

İnsanlar emeği karşılığında aldığı ücret ile kendisinin ve ailesinin barınma, gıda, giyinme, eğitim, sağlık ve eğlence gibi ihtiyaçlarını karşılamaya ve üreteceği artı değerden de hayır ve hasenat yaparak kendisini iyi hissetmeye ve erdemli olmaya çalışır. İnsanın emeği karşılığı aldığı ücret, bunları asgari düzeyde karşılamaya yetmeli, kendisinin onurunu ve izzetini, ailesi ve çevresi karşısında koruma ve geliştirmeye yeterli olmalıdır. İnsan âlemde yaratılan en değerli varlık olarak kendi onurunu korumalı ve geliştirmeli, birey ve organizasyon olarak bunun gerçekleşmesine yardımcı olmalı ve destek vermeliyiz.

İnsanın emeği karşılığı aldığı ücret, çalıştığı iş ortamı ve çevresi bireyin gelişimine ve üretkenliğini sağlayacak şekilde oluşturulmalıdır. İnsanın ruh, zihin ve beden sağlığının bütünlüğünü koruyacak ve geliştirecek bir ortamda çalışması en doğal hakkıdır. Bu hakkın gerçekleşmesi için devlet, çalışma barışının sağlanması ve iş güvenliğinin oluşturulmasından sorumlu en önemli organizasyondur. İLO gibi uluslararası organizasyonlar bunu sağlamak için gerekli önerileri ve düzenlemeler yapmakta, ilgili işveren, işçi ve devlet taraflarına bildirmektedir. İş hayatında çalışma koşulları ile ilgili evrensel standartlar her gün gelişmekte ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilinç sürekli artmaktadır.

İş Güvencesi, Güvenliği ve Gelişme

İş güvenliği ile ücretler arasında ciddi bir bağ vardır. İş sağlığı ve güvenliği standartlarının yükseldiği iş kollarında, çalışma koşullarında iyileşme oluşmakta, beraberinde verim artışını ve ücretlerde iyileştirme getirmektedir. Ücretlerin yetersiz ve çalışma koşullarının ağır, çalışma sürelerinin uzun olduğu iş yerlerinde iş barışı bozulmakta, çalışanlarda işyerine aidiyet azalmakta, bu da kazalara ve iş veriminde düşmelere neden olmaktadır. Çalıştığı iş ile ilgili güvencesi olamayan çalışanın gelecekle ilgili beklentileri düşmekte, bu da iş veriminde düşmeye ve iş kalitesinde azalmalara neden olmaktadır.

Rekabeti yalnız ücretlerden giderek yapan iş kollarında bilgi birikimi yeterli düzeyde oluşmamakta, firmalar ürün geliştirme ve inovasyona yeterince kaynak ayıramamakta ve gelecekte var olma ve rekabet etme şanslarını kaybetmektedirler. İş hayatında barışın ve güvenin sağlanmasında en önemli etken doğru ücret ve iş güvencesi uygulamalarıdır. Doğru, adil, sürdürülebilir bir emek piyasası ve ücret uygulamaları geleceğe güvenle bakan işçi ve işveren ilişkilerinin gelişimini sağlamakta, daha sağlam ve güvenli bir iş ortamının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Hepimiz bir işin tarafı olarak yaptığımız işi en güzel şekilde değer katarak yapmalıyız. Yaptığımız iş sonucu elde edeceğimiz ücretin bize yeterli olacağına, zaman içerisinde daha iyiye doğru gideceğine olan inancımızı korumalıyız. İnancını ve umudunu sürekli geliştiren bir çalışan daha iyisini yapmakta motive olmaktadır. Aidiyetin ve umudun olmadığı bir iş hayatı çekilmez ve dayanılmaz olarak çalışanı baskı altına almakta, çeşitli sıkıntılara maruz bırakmaktadır. Üretkenliğimizin azaldığı ve ait olma duygumuzu yitirdiğimiz yerde verimlilik düşmekte ve iş yerleri kurumsallaşma yolunda yolda kalmaktadır.

Emeğin zaman değeri ve piyasa değeri birbirini etkileyerek kazandığı kadar değerli olduğunu hisseden insan ve hissettirilen insan, ontolojik anlamda “insan” olmanın verdiği onurunu kaybettiği zaman ya içine kapanan, içinde patlayan bir varlığa dönüşecek, intihar edecek veya dışarıya dönen, isyan eden ve çatışan bir savaşçıya dönüşecektir. İnsan ne o dur ne de budur. İnsan, dingin ve arayışı iyiye güzele dönük Rahmanî bir canlıdır. Bize düşen, bütün ortamlarda insan onurunu ayağa kaldırmak ve onunla muhabbet halinde olmaktır. Muhabbetin hâsıl olduğu yerde, iş aradan çıkan bir değer ve güzelin oluşmasında bir vasıta olacaktır. Emeğin karşılığı olan ücret kazanılırken ve harcanırken insan onuruna yakışır şekilde tekrar değerlendirilmelidir. İnsan bir çalışan olarak, üretim süreçlerinin ve araçlarının en büyük girdisi ve çıktısı olarak görülmeli ve insanın en önemli verisi olan emeği değerli görülmeli, hakkı verilmeli ve insanın varlığı onurlu kılınmalıdır.

Kazancın bereketi paylaşmak ve diğerini geliştirme üzerine olduğunu unutmadan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesini, “Çalışanın ile paylaş ki işin daim olsun” anlayışına iş hayatında dönüştürmeliyiz. Daha güvenli, daha sağlıklı, daha üretken bir iş hayatı için emeği ayağa kaldırmalıyız.