İmanın ve İnsanlığın Turnusolüsün “Ey Gazze!..”
İlim irfan ve hikmet ehli Şenel İlhan Beyefendi, hassaten Gazze ve Filistin’de yaşanan yürekler acısı katliama dair düşüncelerini şöyle ifade ediyor:
“Tüm insanlığın ahlakî ve insanî seviyesini bile yerle bir eden İsrail iğrençlikleri ve hastalıklı inançlarının itmesi ile Gazze’de ve tüm Filistin’de fiilen ve tüm dünyada ise, psikolojik ve vicdani anlamda tüm insanlığa adeta eziyet eden bu aşağılık yaratıklar, kesinlikle hiç bilmeyerek İslam’a ve insanlığa çok büyük hizmet ediyor ve milyonlarca insanın kurtuluşuna vesile oluyorlar!
Yoksa vallahi, orta seviyede duyarlı ve zerre imanı ve vicdanı olan hiçbir insan, böyle bir teselli olmazsa ve bu zulümlerin ahir zaman müjdelerine apaçık işaretler olduğu kabul edilmezse, dayanılacak gibi değil!
Zor ötesi ve Çin işkencesinden beter apaçık İsrail işkencesidir!
Gerçi hamdolsun tesellimiz odur ki, bu savaşa fiilen katılamasak da yüreklerimiz Gazze için çarparken ve ağlamaktan ve duadan başka elinden bir şeyi gelmeyen insanların konumuna mahkûm olmanın utancı ve zilletinin azabını çekmemiz bile; umuyorum ki bize dünyada da, ahirette de en büyük ecirlerden olacaktır.
Ve Filistinli kahramanların bizzat fiili ve bizim de, kalbî ve vicdanî katıldığımız bu savaşta; zafer vallahi bizimdir ve o sahadaki kahramanlarla beraber bizim de nispî de olsa pay alacağımız ortak galibiyetimiz yakındır! Çünkü, ameller niyetlere göredir!
Allah kimin ne olduğunu ve her niyetini ve azmini bilir ve bu anlamda, manen cephede gibi teyakkuzda ve savaşın tam ortasında gibi duaları ve gözyaşları ile cihad eden veya bu duruşu ve duyarlılığı ile safını belli eden her Müslüman ve her insan apaçık mücahittir ve savaşın içindedir ve bu psikoloji ile ölen her Müslüman ise kesinlikle şerefli bir şehittir!
Gazze’de ve Filistin’de direnen hakiki ve ezelde seçilmiş özel kahramanlara ve onların yanında kalben de olsa saf tutan her insana ve Müslüman’a selam olsun! Esenlik olsun.
Rabbım iki dünyada da onları hiç bırakmasın ve her daim Allah yar ve yardımcıları olsun…”
Evet, gök kubbenin altında bu konuda söylenmedik söz, işitilmedik feryat, duyulmadık yürek sızısı kalmadı. Hıncımız yapamadıklarımıza… Kardeşlerimize layıkıyla destek olamamaya… Sorumluluklarımızı yeterince kuşanamamaya… Bu konuda içi içine sığmayan insanın yakın gelecekteki hesaplaşmalara da hazır olması lazım ki durduğumuz yerin hakkını vermeye hazırlanalım. Çünkü o topraklarda yüzlerce yıl zulmetmeden hüküm sürmüş ve hiç kimseye zulmettirmeden yaşamış bir milletiz. Kısacası şu an yaşananlar “kanımıza”, “canımıza”, “imanımıza” dokunuyor. Çünkü o kan hep o iman için döküldü ve dökülecek… İsteyen istediği gibi inkâr etsin, Kıbrıs’ta da Siyonist emeller belli mevziler kazandı uzun bir süredir. Müstakbel Kıbrıs’a şimdiden Gazze senaryoları biçiliyor. Hiç şüphesiz Doğu Türkistan’dan Myanmar’a, Keşmir’den Nijerya’ya tüm acıların hedefi açık ve her biri bizler için yürek sızısı… Çünkü “iman kardeşliği” her şeyin üstünde… İman kardeşi olmak ahiret kardeşi olmak, iman kardeşi olmak kader birliği yapmak, iman kardeşliği Allah’ın rızası demek… Lokmanı bölüşmekten suyunu içmeye, canını ve namusunu emanet etmekten uğruna ölmeye kadar birbiri üzerinde hak tesis edilmiş en güçlü bağımız… Acısını hissetmediğin her şeyin sende somut acıya dönmesi kaçınılmaz olan bir zaman dilimindeyiz… Vakte olan şahitliğimiz sorumluluklarımızla taçlanabilir ancak… Zaman “yaparak düşünme zamanıdır”, yan gelip yatarak, oturarak düşünme zamanı değil… İmanını dört başı mamur ortaya koyma zamanı…
Gerçek Hayat Dergisi Editörü Kemâl Özer fiilî durumu gayet güzel özetliyor:
“Bundan böyle dünya Siyonist asrının dünyası olmayacak. Artık sürekli Batı’nın galip geldiği zamanlar bitti. Halkların ve devletlerin görünürdeki hallerine bakarak hüküm verenler yanıldıklarını görecekler. Aslanlar kolay harekete geçmezler. Ancak şempanzenin üzerinde tepinmesinin de bir sınırı vardır. Belki bugün olmaz ama yarın mutlaka Müslümanlar, Afrikalılar, Asyalılar Batı ile hesaplaşacak. Bu hesaplaşma uzak değil. Henüz Birinci ve İkinci Cihan Harplerinin hesabı tam olarak görülmedi. Cetvelle çizilen sınırların hesabı da. Sürekli karanlık veya sürekli aydınlık diye bir şey eşyanın tabiatına, kâinatın fıtratına aykırı. Birinin yükselişi diğerinin zevalidir. Dünü ve bugünü anlamadan yarın hakkında hüküm verilemez. Yarını görmek için tarih ve din bilmek gerek. Karanlığı aydınlatacak olan lambanın düğmesine kimin bastığının da bir ehemmiyeti yok. Mühim olan karanlığın aydınlatılması. Müslümanlar olarak beceriksiz iseniz, Allah (c.c.) küfrü birbirine düşürüp size zaferi altın tepside de sunar. Yeter ki dilesin ve tayin ettiği vakit gelmiş olsun.
Bugün bir tarafta dünyanın en zor şartları altında imal edilmiş basit silahları olan, kimlikleri meçhul, yarınlarına dair umut dualarından başka bir şeyi olmayan, gün ışığına hasret tünellerde veya düşman zindanlarında hayat süren cihad erleri... Diğer tarafta Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Japonya, Hollanda ve AB gibi dünyanın en büyük güçlerinin desteklediği İsrail.
Bir tarafta yaklaşık 250 bin kişinin yaşadığı (İstanbul’un) Beykoz ilçesi büyüklüğü kadar yani 385 km²lik bir alana sahip, 2 milyonluk toplama kampı Gazze... Diğer tarafta dünyanın tüm servetinin neredeyse yüzde 90’dan fazlasına sahip Yahudi topluluğu... Bir yanda toprakları işgal edilmiş, yüzyıldır gün yüzü görmemiş, Allah’ın her günü öldürülen, tutuklanan, evlerinden edilen, işkence ve aşağılamalara mâruz bırakılan Filistin... Diğer tarafta bir eli balda, diğeri yağda insanlığını kaybetmiş dünya... Bir yanda Allah’tan başka yardımcısı olmayan mazlum bir millet... Diğer yanda peygamberlerini dahi öldüren, kendisinden başkasına acımayan, kendisini desteklemeyen herkesi düşman telakki eden, izzet, şeref, haysiyet, insanlık, vicdan nedir bilmeyen Esfeli Safilin bir kavim... İşte bu şartlarda İslam âlemi dahil bütün dünya İsrail’den korkuyor. O, zâlim kavim ise Hamas’tan, Kassam Tugaylarından, 2 milyon insandan, 385 km²lik Gazze’den...”
Yazar Hasan Ali Yıldırım ise çok açık bir gerçeği şu cümlelerle ifade ediyor: “İsrail harb etmiyor, ibadet ediyor. Farklı inançlardan ve farklı lisanlardan milyonlarca insan şimdiden İsrail’e de onun hayâsız hempalarına da tiksintiyle lânet ediyor. O lânetler de aşağıdan yukarıya çıkıyor. Rabbimiz, İsrail’in bâtıl rabbine benzemez; sümme haşa. O (c.c.)’nun bir vaadi vardır ve o vaadin de bir vadesi. Alâmetlere bakılırsa da o vade yakındır.” Aynı yazar “ümmet ve halife ihtiyacından” bahsetmekte… Bu yüzyılda bunun ne anlama geldiğini herkes biliyor… Bu feraseti ve müjdesi için yazarı tebrik etmek lazım… Allah razı olsun…
Dünya standartları, insanın insan olduğu yerlerde “hastanelerde bebek dostu” olmayı önemli bulur. Peki, hastane vurana ne demeli? “Bebek düşmanı” demekten başka… Bebek yani, embriyonun büyüyüp gözünü dünyaya açtığı, biraz nefes aldığı “küçük canlı”, insan… Hayata tutunmaya çalışan varlık… Cengiz yasalarında dahi suya iyi davranmayana büyük cezalar verilirdi. Suya yani aslında “hayata”... Bugün siyonist İsrail’in yaptığı da bu. Doğan, hayat bahşedilmiş her canlıyı öldürmek… Yani demek istiyor ki, “Ey Rab, senin var ettiğin her canlıyı öldüreceğim!..” “İnsanlıktan çıkmak” deyimini biraz açınca insanın aklına bugün siyonistlerden başkası gelmiyor. Onlar için, kötülük adına hakedilmiş bir kötülük payesi… “Prototip kötü” dedikleri türden… Her şeyin tüketildiği bir dünyada sözün de bir hükmü kalmamışsa o sözün ne anlama geldiğini yeniden düşünmek lazım. “Bebek katili” kelimeleri de öyle. Bebek katletmek, bugün siyonizmin işi… O nedenle, vicdan ve adalet duygusu, Allah vergisi olduğundan, Gazze’deki katliama, dünyanın pek çok yerinde tepki var. Bu saatten sonra İsrail, Amerika, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya hangi bebekten, hangi kadından bahsedebilir ki!.. Hatta Japonya… Hiroşima ve Nagasaki’nin iki katı patlayıcı kullanılmış ve Gazze’de yıkılmadık yer kalmamış… Nerede hümanistler, ateistler, deistler, yeşiller, nerede sahtekâr budistler… Herkesin aldığı bir “sus payı” var demek ki… İnsanlıktan çıkmak adına bir sus payı… Yani insanlıktan alamadıkları pay… Şeytanın müridleri… Sinsi kabbalacılar, insanlık düşmanları… İnsanlığı temsil eden her şeye düşmanlar çünkü. Ama insanı Allah yarattı ve ona vicdan, merhamet, adalet duygusu verdi. İnsan olmanın içeriğini, insan kalmanın sınırlarını öğretti. Hakikat karşısında “kıvırmayı ve çarpıtmayı” değil, doğruluğa râm olmayı öğretti. Bu nedenledir ki Gazze’de yaşananlar karşısında insanlar artık Kur’an’a yöneliyor, okuyor, son Peygamber’in (s.a.v.) hayatını ve söylediklerini öğrenmeye çalışıyor… Asr-ı saadette “hüzün yılları” nasıl çileli ise ve devamında İslam’ın yayılma ve gelişme yılları yaşanmış ise Gazze’nin de bugün böyle bir rolü var. Çünkü İslam, insanlığın dini… Sadece şu an “Müslümanım” diyenlere değil, tüm insanlığa indi… Çünkü “Ey İnsanlar!” hitabı doğal olarak tüm insanlığa yönelik idi. Bugün bir kez daha “Allah nurunu tamamlayacaktır…” hükmünün an be an tecellisi ile yüz yüzeyiz… Çünkü Allah, yerlerin ve göklerin nurudur… O nedenle Gazze’nin şu anki durumu, “İslam her eve, her çadıra girecektir.” hadisinin canlı canlı yaşanan bir mukaddimesidir. Bugün dünyada sanatçısından, sinema yıldızından, siyasetçisine, futbolcusuna kadar Gazze’de yaşanan katliama sosyal medyada karşı çıkanların işinden edilerek yalnızlaştırılmaları, itibarsızlaştırmaya çalışılmaları da hüzün yıllarındaki çilekeşliğin bu yüzyılda tekrarından başka bir şey değildir. Mücadele her geçen gün yeryüzüne yayılarak devam etmektedir. Bu zamanın insanları da bunun canlı şahitleridir. Bugün Gazze’de yaşayanların “Kerbela misali” bir karantinaya, vahşete ve zulme maruz kalmaları, yaşanan acıyı ortaya koymaya fazlasıyla yeter… Hüzün yıllarında da Kerbela’da da yaşananlar nasıl, İslam’ın hakiki manada soluğunu sesini kısmaya yönelik ise, çileler nasıl birbirine benziyor ve ortak ise bugün de öyledir… Çünkü o dönemde de Hz. Peygamber’in (s.a.v.) duyurmuş ve getirmiş olduğu hakikati içlerine sindiremeyenler, içlerindeki öfkeyi, O’ndan bir nesil sonra torunlarına reva gördükleri bir acıya ve zulme dönüştürmüşlerdir. Bu anlamda Gazze bugün Kerbela’dır. İnşallah İslam dünyasının silkelenip kendine gelmesine ve dirilişine vesile olacaktır. Ölenleri şehit, kalanlar ise tüm dünyanın örnek alacağı mazlumlardır. İsrail’in ve siyonizmin durduğu yer ise Hz. Peygamber’in (s.a.v.) gelişiyle Allah’ın bildirdiği hakikate o dönemdeki Yahudilerin tavırlarından hiç farklı değildir. “Allah’ın muradı” ne ise o hakikat, her türlü mütalaanın da üstündedir… Merhamettir, hikmettir, insanlar için de idrak sebebidir… Bugün yaşananlar ise tüm şekli ve şemaili ile “köprüden önce son çıkış” hükmündedir. Artık iniş çıkışlar olsa da gidişat belli, akıbet bellidir…
Bir de içimizdeki bazı insanlar var ki zaten ya geçmişleri fitne adına karanlık ya da geçmişe ait değerlendirmeleri… Durdukları yer, omurgaları belli değil, belirsiz yani… Ortak aklın ve kalbin onaylamadığı bu düşüncelerin hiç kimseye hiçbir faydası yok, zararı ise oldukça çok… Bu konuda Şenel İlhan Beyefendi’nin akl-ı selime davet eden düşüncelerini burada ifade etmek yerinde olacaktır:
“İsrail devleti kurulduğu zaman ilk tanıyan ülke Türkiye idi! Neden? Çünkü Türkiye’nin başbakanı İsmet İnönü idi! Türk milletinin ise şartları gereği bundan haberi bile olamazdı. Kaldı ki haberi olsa bile elinden ne gelirdi ki?!
Şimdi bu durum bazı ahmak ve cahil Filistinliler için tam bir Türk düşmanlığı sebebi olursa, bu adice ve sadece art niyetle yapılabilecek bir yanlış olmuyor mu? Ya da, İsmet İnönü’nün yaptığı bir yanlışı tüm Türk milletine mal ederek, sırf bu ve benzeri sebeplerden Türk düşmanı olmak, büyük bir zulüm, hem de tam bir ahmaklık olmuyor mu?
Daha açığı, Mahmud Abbas denen kişiliksiz bir ahmağın Uygur Türklerine terörist demesi ve Çin devletinin yanında yer almasını, hangi vicdan tüm Filistinlilere mal eder de Filistinliler Türk düşmanı falan gibi lakırtılarla Gazze’de katledilen mazlumlara sırt döner, oh olsun onlara der ve sağda solda bu alçaklıklarına devam eder!
Şayet art niyetli ve İsrail dostu veya ahmağın biri değilse hiç kimse karşılıklı liderlerin yaptıkları hataları halklara mal edip kardeşi kardeşe düşürmeye çalışmaz!
Yakın tarihte maalesef Yaser Arafat’ın hataları, Mahmud Abbas’ın salaklığı gibi Filistin halkını bağlamayan yanlışların benzerini Türk siyasiler de yapmış olabilirler ve belki karşılıklı yanlışlar bundan sonra da olacaktır. Fakat bunlar iki Müslüman halkın düşman olma sebepleri değil, tam tersi uyanma ve birlik olma oyuna gelmeme, İslam birliği şuuruna dönme sebebi ve İslam’ın kardeşlik misyonuna sarılma sebebi olmalıdır!
Hele ki Türk halkı da, Arap halkı da, Filistin halkı da bir yüz yıl öncesinde sürüden farksız yönetilen, ezilen, çok gariban, iradesi yokmuş gibi oradan oraya savrulan mazlumlardı…
Yok, Birinci Dünya Savaşı’nda Filistinliler böyle yaptı! Araplar bize şöyle böyle neler neler ettiler gibi azı gerçek çoğu hainlik ve aslında gizli Türk düşmanlığı, hatta aleni İslam düşmanlığı kokan bu cehennem köpeklerini artık dinlemeyin ve onları dinlerken Allah’ın sizi gördüğünü iyi bilerek gazabı üstünüze çekmeyin.
Aldananlar ve bilmeyenler hariç bu konuda konuşanların azami çoğunluğu vallahi ırkçı münafıklar veya kâfir dostu zındıkların ta kendileridir, bunu da asla unutmayın…”
Evet, bugün Gazze’dekiler, hiç geçmişte toprak satan birilerine ya da toprağını terk edenlere benziyor mu? Elinizi vicdanınıza koyun… Bu çarpık düşüncelerinizden bir an önce vazgeçin… Bunu Türkler ya da Müslümanlar adına dillendirmeye kalkmayın, bu tür düşüncelerin bizleri yönlendirdiği yer, çıktığı adres bellidir ve bu milletin bu mücadelede durduğu yer de belli ve çok açıktır. Bakın, bugün İsrail’e ve siyonizme açıkça karşı çıkan İspanya, İrlanda gibi ülkeler var ve kafaları hiç karışık değil. Çünkü zulüm ortada ve çok aşikâr… Bizim ise Batılı ülkeler gibi ödenecek bir diyetimiz yok ve tam aksine başkalarının ülkelerinden kovdukları Yahudileri 500 yıl önce bu topraklara kabul etmişiz… Üstelik çok büyük bir hamiyetperverlikle bundan hiç mi hiç söz etmiyoruz… Kadir kıymet bilmemek nankörlerin işi ve onlar da bizi saf zannetmesinler… Sosyal medyada kimin neyi niye yaptığını çok iyi biliyoruz… Her şey bir yana İsrail ordusu Gazze’de kilise vuruyor, çok sayıda Hristiyan ölüyor, ne ekümeniklik iddiasındaki Fener Rum patriği, ne Ortodoksların hâmiliğini yapan Rusya, ne Rumların hâmisi Yunanistan seslerini çıkartmadılar. Böyle bir durumda Müslüman Türk ya da Arap’ı birbirine kışkırtmak, fitne çıkarmak kimin kafasıdır ve kime hizmet eder? Bu çok açık değil mi? Kasıtlı ise münafıklık ve ihanet, değilse cehaletin ta kendisi… Allah böyle insanlara akıl fikir versin… Bu millet ki, yüzlerce yıl Gazze’yi, Kudüs’ü hatta tüm İslam başkentlerini huzur içinde yönetmiş, sancaktar ve hizmetkâr bir millet… Görünen o ki, aynı sorumluluk bilinci, adalet duygusu ve Allah korkusuyla bugün de göreve talip ve elinden geleni yapmaya hazır…
Allah’a (c.c.) emanet olun…
