Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Hayâ / Şeyma Serimer

Bu Yazıyı Paylaşın:
Hayâ / Şeyma Serimer

Bu asra gelene kadar filozoflar insana dair birçok önemli soru sormuşlardır. “Ben kimim? Mutluluk nedir?” Aslında filozofların sorduğu bu sorular, insanların iç dünyalarında gerçek kimliklerini aradıklarının birer delilidir. İnsan, iskelet ve et yığını olmanın ötesinde bir varlıktır. Allah insanı yaratırken adeta birçok acizlikle donatmıştır. Hz. Ali (k.v.) Efendimiz’in “Siz insanlar kendinizi önemsiz sanırsınız. Halbuki içinizde koca bir evren saklıdır.” sözünden de anlaşıldığı gibi, insan acizliklerin de ötesinde bir varlıktır. Çünkü Hz. Allah (c.c.), yarattığı bu varlığa kendi ruhundan üflemiştir; yani onu alabildiğince “var ve değerli” kılmıştır. Yeni doğan bir bebeğin annesinin kim olduğunu bilmesi gibi, Allah’ın yarattığı kullar da sahip oldukları ruh sebebiyle doğal olarak yaratıcısını yani bu ruhun sahibini arar. Allah, insanı “müspet bir varlık” üzere yaratmıştır ki bu var olma biçiminin adı “kulluk”tur. Allah kullarından belli bir kalitede olmalarını bekler. Her Müslüman’ın doğru bir benlik duygusuna sahip olması gerekir. Bu sayede Allah’a yakışır bir kul, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) yakışır bir ümmet, ailesine yakışır bir evlat ve vatanına hayırlı bir fert olabilsin… Çok kıymetli büyüğümüz Şenel İlhan Beyefendi, hayâ’yı “müspet kibir” olarak tanımlıyor. Öyle ki kişinin kendisinde Allah’ın yaratmış olduğu güzellikleri bilip, utanacağı eylemlerden koruyacak bir kibir, yani günah gibi bir acizliğe, basitliğe tenezzül etmeme duygusudur. Allah (c.c.) ayeti kerimede “...İzzet; Allah’ın, Resulü’nün ve müminlerindir...” (Münâfikûn, 63/8) buyurur. Şanı pek yüce olan Allah, kullarına bazı kanunlar da yaratmıştır. Bu kanunlar ki kullarına zarar gelmemesini, şerefli ve şahsiyetli kalabilmelerini sağlar. Filozofların asırlardır aradığı mutluluğun kaynağı, Allah’ın koymuş olduğu bu kanunlara uygun yaşamaktan geçer.

Gidelim; Asr-ı Saadet’e gidelim, Hayânın diğer adı Hz Osman’a… Hazreti Osman’ın (r.a.) feraset sahibi bir teyzesi vardı. Kendisine; “Sen bir peygamber kızıyla evleneceksin, ona vahiy gelmeye başladı.” dediğinde, boş konuşmayan teyzesinin anlattıklarını, arkadaşı olan Hazreti Ebubekir’e (r.a.) anlattı. Hazreti Ebubekir; “Teyzen doğru söylemiş yâ Osman. Sen akıllı adamsın, ben kendisinin peygamber olduğuna inandım, iman ettim. Gel seni de huzuruna götüreyim, sen de iman et.” deyip birlikte Resulullah’ın (s.a.v.) huzuruna vardılar. Orada Hz. Osman İslam’la şereflenmiştir.

Başarılı bir tüccar, giyimi kuşamı seven temiz ahlaklı bir genç olan Hz. Osman gibi her yönüyle önemli bir kişinin Müslüman olması müşrikler arasında büyük bir yankı ve tepki uyandırmıştır. Kuşkusuz bir hayâ incisi olan Hz. Peygamber Allah’a en yakın kuldur. Peki bu konuda sahabe efendilerimiz arasından Allah’ın pek yüce ahlakını taşıyan Hz. Peygamber’e ahlaken en yakın olan sahabe kimdir? Peygamberimiz, kızı Rukiye’ye “Ey benim kızım! Osman’dan gökteki melekler hayâ ederler. Ey canım kızım, Osman’a çok saygı göster. Çünkü ashabım arasında ahlâkı bana en çok benzeyen O’dur.” buyurmuştur.

Her ahlâkın ve ahlâksızlığın kula yansıyan bir enerjisi vardır. Güzele bakan güzeli görür ve taklit yoluyla bu güzellikler kişinin kendisine de geçer. Her ahlâkın dışarıya YANSIYAN özellikleri olduğu gibi hayânın da birtakım göstergeleri vardır. Hayâ; Allah’a, dinine, din büyüğüne, dinin emirlerine ve değerlerine edeptir.

Bir gün Hz. Peygamber yatağında uzanmış vaziyette dinlenirken, sırasıyla yakın arkadaşlarından Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer içeriye girip müşküllerini anlatıp çıkarlar. Bir müddet sonra Hz. Osman kapıyı çalıp içeriye girmek için izin ister. Allah Resulü yatağından kalkmış, üzerini toplamış ve Hazreti Aişe validemiz’e de üzerini toparlamasını emretmiştir. Hazreti Osman müşkülünü anlatıp çıkınca, bu durumu gören Hazreti Aişe validemiz Hazreti Osman’a neden böyle davrandığını sorar. Allah Resulü; “Osman çok hayalıdır, beni öyle gördüğünde müşkülatını söylemeden gideceğinden çekindim.” buyurmuşlardır.

Anlaşılacağı üzere meleklerin bile hayâsına gıpta ile baktığı Hz. Osman, Hz. Peygamber’e ve ailesine bir rahatsızlık vermekten çok çekinmiştir.

Bir öğretmen düşünelim… Bir sınıf dolusu öğrenciden başarılı olanları anlatmak isterse; bi notu yüksek olanları söyler, bi de “Benim öyle bir öğrencim vardır ki edebiyle saygısıyla duruşuyla o benim için özeldir.” der. Hayâ da seçkin kulların ahlâkıdır. Allah eksikliklerden münezzehtir, kulunu da eksiğiyle fazlasıyla tanır. Ancak ve ancak, her şeyini bilen Rabbi ona gerçek değerini verebilir. Hayâ sahibi bir kul nasıl utanmasın; aciz aklıyla, aciz bedeniyle, hastalıklı nefsiyle ve yetersiz yüreğiyle… Allah’ın verdiği değere layık olamama korkusuyla nasıl yanmasın ki…