Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Hakiki Muhabbetin Delili Şükür

Bu Yazıyı Paylaşın:
Hakiki Muhabbetin Delili Şükür

Şükür, sadece bir nimet verildi niyetiyle yapılan bir şey midir? Şükrün amacı nedir? Çoğu zaman şükrettiğimizi sanıyoruz. Dille evet ama kalple hayır.

Şükür, başlı başına bir farkında olmaktır. Çoğu zaman farkında olamadığımız için kalbe inmez. Farkında olduğumuz halde kalbe inmiyorsa bunun adına da nankörlük denir. Yani farkına varırız ama olması gerekendi deriz içten içe. Şunu da düşünebiliyor insan: “Rabbim gönderdi dünyaya aç açıkta bırakacak değil ya!” Elbette değil, ancak şükretmeni isteyerek nankörlük yolunu kapatmak, tanınmak ve bilinmek ve de sevilmeyi murad ediyor. “Şükretmeden de tanıyamaz mıyız?” dersek tanımaya çalışırız ancak kendi benlik iddiamızla. Allah’ı sevmeden tanımaya çalışırız. Kibirle tanımaya çalışırız. Buna da tanımak denmez.

Bizde şöyle bir algı oluşmamalı: “Allah sana veriyor acziyetini bil diye.” Doğru aciziz. Bunun içine sevgi katmadan böyle algılarsan dilinle söylediğin şükür cümleleriyle içinde kin ve öfke biriktirirsin. Bunun da açığa çıkışı şöyle olur: Mesela Allah maddi hususta sıkar sıkar sen gene de çok “şükür” dersin. Daha sonra bir anda bolluk verir. Gene çok “şükür” diyeceğin yerde “benim” demeye başlarsın. Cimrileşir, asileşirsin… Yoksulken şükrediyordun. Yalan mıydı? Evet yalandı. Çünkü sanki Allah sana (haşa) zulmediyordu da sende daha fazla zulme uğramamak için “şükür şükür” diyordun. Aslında rıza gösterme durumu yoktu. Rıza gösterebilmek için sevmek lazım. Tabi sadece maddi meseleler değil, tüm sunulan nimetler için bu böyle. Sağlığımızdan tutun da yaşadığımız tüm hazlar, duygulara kadar, en önemlisi de var olma nimetidir...

İnsan her zaman enlerde olmak istiyor. Bu ruh için olağan bir durum. Yaradılışımız gereği bunu isteriz. Ancak nefs de enleri ister. En güzel, en yakışıklı, en zengin, en akıllı, en bilgili… Nefs de ruh da bunları ister. Ruhun öyle bir yaradılışı vardır ki buradaki enler ona asla yetmez. Nefs en en derken sapıklıkların içine girer ve bu dünyayı sever. Ruh öyle bir kalitedir ki buradaki enlerin beş para etmezliğini hisseder. Bir insan bir şeyleri isterken bu isteğinin bir sınırının olduğunu ama aynı zamanda sınırsız istek içinde bulunmasının da doğal olduğunu bilmeli. Bu kompleks yapımızı anlayıp algılayıp kendimizi durdurmamızı sağlayacak şey imtihan formatını bilmek ve şükürdür. Ruh bir kere çok istediği ve kavuştuğu bir şeyi sonradan nasıl normalleştirdiğini gördüğünde bu dünyaya ait olan şeylerle mutlu olamayacağını anlar. Ancak istekler de hiçbir zaman bitmez. Çünkü nefs de vardır. Burada anlamamız gereken, ruha daha çok ağırlık verip yani ebedi âlemle ve sahibiyle hemhal olmaya çalışmak ve bu dünyada Allah’ın verdikleriyle yetinip ihtiyaçlarımızı giderip elimizde fazlası olsun ya da olmasın nefsin sınırsız isteklerini bastırıp, ruhun sınırsız isteklerine kulak vermemiz gerektiğidir. Yani elimizdeki her türlü imkânı, nimeti en güzel şekilde kullanacağız. Bunlar çok lüks denecek nimetler de olabilir, çok önemsiz gibi görünen nimetler de olabilir, bazen hayatımızdaki en büyük öneme sahip ama farkında bile olmadığımız nimetler de olabilir. Mesela bir bardağı bir yerden bir yere götürmek; sürekli yaptığımız için normal gibi görünüyor ama olmadığı bir anda, elinizin ayağınızın tutmadığı bir anda, yaşamımız duruyor. O anda ne kadar kıymetli ve şükredilmesi gereken bir şey olduğunu anlıyoruz. Aslında bir bardağı bir yerden bir yere götürüyorken de bunun nimet olduğunu fark etmek, her an Allah’ın seninle beraber olduğunu hissetmektir. Ne kadar kıymetli olduğunu fark etmektir. Bunun farkına varmak çok büyük hedeflerimizin, çok büyük diye tanımladığımız olmazsa olmazlarımızın ne kadar küçük olduğunu da gösterir. Bu da insanın psikolojisini muazzam bir şekilde rahatlatır. Kıymetli büyüğümüz, dergimizin sahibi ve başyazarımız Şenel İlhan Beyefendi’nin de bir sohbetinde söylediği “Neye düşkünsen onun kölesisin. Hiçbir şeyin kölesi olmayın. Olmazsa olmaz demeyin. Olursa iyi olur deyin.” cümleleri durumu anlatıyor aslında. Yani evet sınırsız isteklerim var ama olmasa da elimdekilere çok şükür demektir bu. Ancak şöyle bir dönemde algılarımızla öyle bir oynanmış ki reklamlarda bile duyduğumuz “Sen en iyisine layıksın.” gibi cümleler insanın değerini lüksle ölçer olmuş. Tamam, buradakinin de en lüksünü iste de çok kaliteliysen gözünü daha yükseğe dikip ebedi olan âlemde de yüksekte olmayı ve buna nasıl ulaşacağını düşün. İşte burada gene iman meselesi devreye giriyor. Ne kadar inanıyoruz? Velhasılıkelam istemek suç değil ancak kölesi olma. Çünkü nasılsa her şey bir şekilde normalleşiyor gözümüzde. İsteklerimizi çok abartıp elde ettikten sonra da normalleştirip bir diğerine saldırmak yerine hiçbir şeyi büyütmeden ve de basitleştirmeden şükretmeliyiz. Dünyalık isteklerimizin peşinden koşma hali hem bizim manevi dünyamız için birçok yıkıma hem de etrafımızdaki insanları yıkıp kaybetmemize sebep olabiliyor. Bir gün geriye dönüp baktığımızda büyük pişmanlıklar ve büyük bir enkazla karşılaşabiliriz. Tamirini yapamayacağımız ve bir daha yerine koyamayacağımız çok şey yitip gitmiş olabilir.

Hayatımız maddi manevi verilen nimetlerle devam eder. Temelde olması gerekenler eksik olduğunda sıkıntı çekeriz. Bu yüzden Allah’a her yönden ne kadar muhtaç olduğumuzu görürüz. Her şeyin bir dengesi ve ölçüsü vardır. Bu dengeyi bozan, daha doğrusu algılayamayan kişilerin bakış açıları da hem kendilerine hem başkalarına sıkıntı yaratır. Elinde bir sürü nimet olduğu halde “Müslüman gösterişli olmamalıdır.” diyerek bir lokma bir hırka felsefesiyle yaşamına devam eden insanlar var. Nimeti yerinde kullanman, nimete karşı saygıdır, bu da şükürdür. Kişi elindeki nimetin hakkını Allah’tan geldiğini bilerek kullanacak yani şükrünü eda edecek. Böyle bir dönemde Müslüman nimetlerin en güzeline en iyisine sahip olmalıdır. Ben kullanmam derken 1- Göz göre göre Allah’a nankörlük mü ediyorsun? 2- Bu şekilde neye hizmet ediyorsun? “Evet, Allahım bunların hepsi sendendir.” diyen bir bilince erdikten sonra, Allah’ın verdikleriyle Allah’ın varlığı hissi üzerine muhabbete geçip her şeyde O’nu aradıktan sonra, nimeti kullanmanın ne sakıncası var.

Aslında şükrün bilinci; bir nimetin sadece Allah’tan geldiğine iman ederek, hiçbir çabayla karşılığının ödenemeyeceğini bilmektir, bunun farkında olmaktır. Allah’ın verdiği bir nimete karşılık bir şeyler yaparak vicdanımı rahatlatayım -yani sanki karşılığını ödeyeyim- mantığı içerisinde olmak da insanın Allah’ın büyüklüğüne boyun eğmek istemeyişinin bir göstergesidir. Biz nasıl bir çaba sarf edersek edelim Allah’ın verdiklerini hiçbir şekilde ödeyemeyiz. Tabi ki Allah’tan geldiğini bilmek, yerinde kullanmak şükürdür. Ancak vicdan rahatlatmasına gitmememiz lazım. Yani verilen nimetleri Allah yolunda kullanırız, bu da bir şükürdür. Şunu bilmeyiz ki; ne kadar harcarsak harcayalım, ne kadar çabalarsak çabalayalım Allah’ın bizim çabamıza ve sarf ettiklerimize ihtiyacı yoktur. Allah, verdikleriyle bize kendini hatırlatıyor ve yolunda infak etmemizi sağlayıp yine bizim ahiretimizi güzelleştirmeyi murad ediyor. Allah bir matematik hesabıyla hayatımıza bir düzen kuruyor. Bizimse buradaki irademizi iyi yönde kullanmamız karşılığında, karşılığını asla ödeyemeyeceğimiz güzellikler bahşediyor ve istediğiyse 1- Fiiliyata dökülmüş bir şükür ki imkânlar dahilinde elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız. 2- En önemlisi, kalben oluşan bir muhabbetle Allah’a teşekkür. Yani kalben şükürdür.

Peki, Allah bize “Sana, asla karşılığını veremeyeceğin bir şeyi veriyorum.” derken ne demek istiyor? “Beni tanı, beni sev, bana güven.” demek istiyor. Şükrün matematiğinde tanınmak ve sevilmenin toplamı vardır. Evet, bir kul olarak benim bir çabam var. Mesela “Allahım senin için bir fincan yaptım.” Mevla da der ki: “Ben de sana 10 sürahi veriyorum.” Bunun karşılığı kalben, içten gelerek ve farkında olarak “Allahım! Sen gerçekten çok büyüksün ve lütufkârsın.” diyebilmektir.

Bu yüzden de şükretmesini bilen insan, psikolojik açıdan çok rahattır. Şükür insanın enerjisini yükselten bir durumdur. Ne kadar vademizin olduğunu bilmiyoruz. Uzun ya da kısa olsun, içinde olduğumuz birçok zor durumu kolay hale getirmek ve durmadan ilerlemek istiyorsak bıkkınlık, yorgunluk gelmeden ilerlemek istiyorsak bunun anahtarı şükürdür. Her zaman şükür psikolojisi içinde olmak kişiyi yeniler ve sıfırlar. Yeniden güç kazandırır. Şükürsüz insan, elindeki nimeti fincandan bildiği için sürekli huzursuz ve endişeli olacaktır. Şükür memnuniyet halidir. Tabi ki bu dünyada mücadele etmemiz gereken çok şey vardır. Mücadele ayrı şey, sonuca razı olmak ayrı şeydir. Sabreder, mücadelemizi yapar, sonunda olana da razı olur ve şükür deriz. Bu da insanın psikolojisini rahatlatır ve hayatını kolaylaştırıp şu üç günlük ömrümüzde dünyaya kene gibi yapışmamızı engeller.

Tüm şükürsüzlüğümüz, memnuniyetsizliğimiz, süresi bir ağacın gölgesinde dinlenmek kadar olan ömrümüzü orada ebedi kılıp ağaç gölgesinde kalmak isteyişimizden geçiyor.

Allah’ın büyüklüğünü bilerek, muhabbetini hissederek çok şükür diyenlerden olmayı Rabbim nasip etsin.