Güreşte Çok Mesafe Aldık / Hamza Yerlikaya
İlk başarınızı 17 yaşındayken elde ettiniz. Sonra bunun devamı geldi anlatır mısınız?
İlk başarımı 1993 yılında elde ettim O zaman 17 yaşındaydım. İstanbul’da büyükler Avrupa ikincisi oldum, Aynı yılın sonunda İsveç Stockholm’de dünya şampiyonu oldum. Altın madalyayla sonuçlanan ilk başarımızı Stockholm’de gerçekleştirdik.
Asrın güreşçisi unvanını orada mı elde ettiniz?
FİLA Uluslararası Güreş Federasyonunun güreş tarihinde, büyükler kategorisinde 17 yaşında şampiyon olan tek sporcu olduğumdan dolayı bana bu unvanı verdiler.
Bu unvan sonra sizde kaldı. Böyle anılır oldunuz nasıl bir duygu böyle anılmak?
Herkes hitap ederken de artık asrın sporcusu, asrın güreşçisi, asrın pehlivanı gibi yakıştırmalar yapıyor. Yapılan büyük hizmetin karşılığında güzel lakaplar unvanlar olması tabi ki hoş bir duygu.
Sizin mücadeleci bir yapınız var, antrenmanlarda da. Sizle beraber çalışmış arkadaşlarınız sizin çok azimli olduğunuzdan bahsediyorlar. Başarıda azmin etkisi nedir?
Sadece spor anlamında değil, normal hayatımda da benim üç tane presibim var “Azim, Kararlılık, İnanç”. Bu üçünden asla taviz vermem, ne vazgeçerim ne de vazgeçtiririm. İnandığım uğrunda mücadele ederim asla vazgeçmem, engeller ne olursa olsun. Hedefe giden bu yolda her şeyi mübah görmem, hedefe giden yolda her şey mübahtır demem, doğruluktan şaşmam ama yoluma da devam ederim. Benim en önemli temel prensiplerimden birisi mesela sportif bir iş yapalım, antrenman olsun orada da kazanabilen olmak isterim, kaybetmek duygusunu çok sevmiyorum; hoşuma giden, haz aldığım bir durum değil. Antrenmansa zevk alınacaksa o zevki ben alayım derim, başkasının olmasın. Başarıya giden yolda ne şartla olursa olsun taviz vermem, vermemeye gayret ederim; inandığım bu uğurda da yıllarca mücadele ettim. Yirmi seneden fazla bir süre güreşe, Türk sporuna, millî davaya hizmet için sonuna kadar mücadele ettim. Hiç pişman olduğun bir şey var mı dersen, asla. Çünkü ülkemizi, milletimizi temsil etmek, o gururu şerefi yukarılara taşımak ayrı bir şeref. Çalışmak bu işin temel prensiplerinden, altında yatan nedenlere bakarsak tamamını çalışmak kapsıyor. Çalışmadan Cenab-ı Allah da nasip etmiyor. Bir hedefe kilitlendiysek o hedefte muvaffak olmak istiyorsak mutlaka çalışmaktan asla taviz vermemek lazım. Gece olsun gündüz olsun, sabah erken olsun, öğlen olsun çalışmanın vakti zamanı yoktur, sürekli çalışmak lazım.
Peki siz spor yaşantınıza ilk başladığınız yıllar ne gibi sıkıntılar çektiniz?
Ben spora 1986’da başladım. O zaman ki Türkiye’ye genel olarak bir bakarsak, Türkiye’nin 86–87 yıllarında imkân ve olanakları kıttı, zayıftı. Aynı şekilde bakarsanız biz de altı çocuklu bir ailenin evladı, yani yoksul bir devletin yoksul bir vatandaşıyız. O günkü şartlarda annemiz babamız yemeyip bize yediriyorlardı, içmeyip bize içiriyorlardı. Yani o günkü şartlarda ailenin öbür fertlerinden kısarak bize veriyorlardı, biz de bu şartlarda spor yapmaya çalışıyorduk. O zamanlar devlet, başarılı olmuş sporcuya ödül vermezdi, başarıya giden sporcuya yatırım yapan bir sistem yoktu, muz cumhuriyetinden kötüydük o günkü şatlarda. Ama bugünkü şartlara bakıyorsun; olimpiyata hazırlanan sporculara maaş veriliyor, şampiyon olmuş sporculara maaş veriliyor, genç sporculara devlet kadro veriyor. Son on yılda Türkiye’nin spordaki çizgisinin güçlendiği, tesislerin, yaşam şartlarının kalitesinin arttığı, spor tesislerinin daha çok güçlendiği bir ortam görüyoruz. Ben bunu içinde de bulunduğum için söylüyorum. Her şey dört dörtlük mü gidiyor derseniz, dört dörtlük diyemeyiz ama geçmişle kıyaslarsanız çok iyi.
Güreş sporunun şu an geldiği durumdan memnun musunuz?
Tabi memnunum. Ama spor anlamında dört dörtlük olduk dememiz için Türkiye’nin önümüzdeki olimpiyatlara her branşta katılması ve aynı zamanda katılmakla kalmayıp her branşta madalya alması gerekir ki “İşte bu her şeyiyle doymuş Türkiye’miz” diyebilelim. Bunlara yavaş yavaş adım atıldı, ilerleniyor. Spor anlamında çok güzel atılımlar oluyor, devasa tesisler yapılıyor. Bakıyorsunuz biz eskiden Avrupa Dünya Şampiyonası’nı düzenleyen bir ülke konumunda olamıyorduk hiçbir zaman. Son altı yedi yılda dünya kupaları şampiyonası, halter dünya şampiyonası, güreş dünya şampiyonası, basketbol dünya şampiyonası, şimdi futbola talibiz, 2020 olimpiyatlarına talibiz ki büyük bir ihtimal alacağız... Kabuğunu kıran bir Türkiye var. Dünya Atletizm Şampiyonası için dokuz ayda devasa bir tesis yaptık. Bugün bakıyorsunuz en kral organizasyonu yapıyoruz. Türkiye kabuğunu kırıyor, kırmamızı istemeyenler vardı, bizim belirli dar bir çerçevede kalmamızı arzu edenler vardı, bu işe el ovuşturanlar vardı ama Türkiye bu yolda ben varım ve var olmaya devam edeceğim dedi. Spordaki atılımların ilk güçlendiği yıllar 90’lı yıllardır. Rahmetli Özal’ın yılları. Özal, bizim dünyaya açılan penceremiz diye çok ciddi yatırımlar yapıyordu. Sonra bir uyuma süreci oldu. Şimdi ise on seneden beri artık Türkiye’nin her yeri spor cennetine döner hâle geldi.
Sporcunun özel yaşamı da başarılı olmasında önemli değil mi?
Misaller vererek bazı yaşananları görelim, şu isim bu isim diye asla kullanmayacağım. Mesela Futbol Dünya Şampiyonası yapıldı Kore’de ve takımımız dünya üçüncüsü oldu, tarihi bir başarıya imza attılar. O Dünya Şampiyonası’nda tarihi başarıya imza atan futbolcular ki bugüne baktığımızda hâla spora devam edenler var. Yaşamıyla, ailesiyle, geçimiyle, düzeniyle, ahlakî, millî manevî değerleriyle ayakları üzerinde duranlar başarılı bir şekilde hâla aktif spora devam ediyor. Özel yaşantısıyla, millî manevî değerleriyle, toplum yaşantısıyla, toplumun ona vermiş olduğu değere karşılık vermesiyle. Peki, ahlakî değerleriyle yozlaşanlar nerede? Şu anda hiçbir yerde yoklar. Başarı tek başına elde edilen bir şey değildir. Sen bir yol katedersin, yolu belirli bir aşamaya getirirsin, artık toplum seni tanıdıktan sonra seni iten unsur dualar ve sevgidir. Topluma layık bir şekilde davranır, toplumun değerlerine sahip çıkarsan, ben de bu toplumun bir parçasıyım, bu değerlerle yaşıyorum imajını verir ve bu imajla hayatını devam ettirirsen o dualar ölene kadar senin peşini bırakmaz. Ama sen “Ben tek başıma bu başarıları elde ettim, ben tekim, tek başıma yaptım, benden başka güç tanımam.” dersen bu zemin altından kayar. Örnekleri çok fazla şimdi, ben isim kullanmak istemiyorum.
Yeni sporcular, Hamza Yerlikayalar yetişiyor mu?
Devlet olarak ne yatırım yaparsanız yapın, ne kadar büyük tesis yaparsanız yapın, sistem tam manasıyla oturmadıysa çark bir yerde kilitleniyor demektir. Bizdeki problem şu: Futbolda kaç kişi takımda oynar? On bir kişi, bir o kadar da yedeği vardır, yani alternatifi vardır. Bireysel sporlarda alternatif üretme şansı yoktur. Bir takım vardır, takım yedi kişiden oluşur, onlar astır. Belirli hedefe ulaşmış, belirli kariyeri sağlamış, belirli başarıyı elde etmiş... Her şampiyonaya bunlar gider. Sen bu adama “Sen biraz bekle de Hüseyin senin yerine gitsin.” diyemezsin. Bütün irade, memleket onun yapmış olduğu başarıyı özlemle bekler. Onu şampiyonaya götürmemenin bir bedeli vardır. Hiçbir federasyon ve hoca o bedeli ödemek istemez. Onun için benimle birlikte antrenman yapan partnerlerimin başarılı olma şansı var mı? Yok... Benimle birlikte başlamıştır benimle birlikte sporu bırakır. Onun da yaşı benimle birlikte kemale erdiği için bırakmak zorunda kalır. Bir anda yedi güreşçiden beşi bıraktığı zaman ne olur? Dolayısıyla yeni gelenler adaptasyon sürecini çok zor yakalıyor, adapte olamıyor. Bu sefer de diyoruz ki Türk sporunda bir başarısızlık mı var? Bir anlamda doğru ama kalıcı olmaz bu. Bir iki sene, üç sene bir problem olur. Mesela biz 93 senesinde çıktığımızda 36 yıl aradan sonra altın madalya aldık. Uzun bir süre, bunu yaşamayız bu dönemde. Genç, atik, çalışkan, başarılı arkadaşlarımız var. Güreşte ağır sıklette Rıza Kayar var, serbestte hemşerim Taha Akgün var. Genç kaliteli çocuklar yetişiyor. Var yani yok değil ama zaman istiyor. Hani bizim 97 yılında altı siklette yarı final yaptığımız, dört siklette final yaptığımız günler bir günde gelmeyecek, bunlarda zaman zaman düşüş kalkış olacak ama sabır lazım.
Ben, 2016’da güreşte de bir ordu yetişir diye düşünüyorum. Otuza yakın güreş eğitim merkezi var, birçok kulüpler var, gençler çalışıyor.
Sizin yeni sporcuların yanında olmanız çok önemli bir destek olur onlar için. Tecrübelerinizi paylaşıyor musunuz gençler ile?
Tabi zaman zaman gidiyoruz hasbihal ediyoruz, muhabbet ediyoruz. Sorunlarını dinliyoruz. Bir aksaklık görünce de Sayın Başbakanımız ile görüşüyoruz.
Şimdi güreş seyrederken heyecanlanıyor musunuz?
Heyecansız olmaz. Çünkü heyecan sporda insanı başarıya götürür, motive eder. Stressiz ve heyecansız adamın normal hayatında da sporda da çok başarılı olacağını zannetmiyorum. Bazen güreşciler istediğin performansı yakalayamıyor. Ama sporda aynı performansta sürekli zirvede durmak mümkün değil, duramazsın. Muhakkak bizim de spor hayatımızda iniş çıkışlarımız olur. Çıkışta çok durmak, inişte kısa zamanda yukarı çıkabilmektir. Düşmeye itiraz yok ama kısa zamanda tırmanıp yukarı çıkmak gerekir, hep aşağıda kalırsan bu sefer zirveyi bir daha göremezsin onu iyi dengelemek lazım, ona göre hazırlanmak lazım. Şampiyonada başarılı olduysan yokmuş gibi devam etmek lazım, başarısız olduysan da onu psikolojik olarak sıkıntı yapmadan yine aynı şekilde sanki hiç başarısız olmadım deyip devam etmek lazım. Çabuk unutmak lazım bazı şeyleri.
Zirvede kalmak daha mı zor?
Ben bu yolda varım, var olmak zorundayım, ayakta duracağım diyorsan bu psikolojiye artık kendini hazırlaman lazım. Hani derler ya bir psikologdan destek almak... Hayır. Muhakkak gerekli yerde destek şarttır ama insanın kendinde çözümü var. İradeni kullanman gerekiyor. Kendi maneviyatında, kendi nefsinde, kendi duruşunda, kendi hayatında bunu kendin çözeceksin. Destek sadece destek olur; işi başkası değil kendin çözeceksin.
Türkiye’de ve Dünya’da güreş sporu gelişiyor değil mi?
Tabi tabi, geçenlerde Azerbaycan’a gittim, on beş yirmi gün kaldım. İlham Aliyev’in çok güzel bir deyişini duydum “Her evden bir güreşçi olacak.” diyor. Bilboardlarda da kendi sözü asılı. Bir hafta içinde ayrı ayrı illerde üç tane spor tesisi açtılar. Orada da yatırım var spora. Dünyada spor çok ucuz bir reklam olduğu için bütün Dünya buna yatırım yapıyor. Dünyaya açılan pencere ve reklam demek başarılı sporcu demek.
Yıllarca futbola harcanan paralara bakarak güreş ihmal edildi hissine kapıldınız mı?
Muhakkak kendi aramızda öyle değerlendirme yapıyoruz ama şunu da düşünmek lazım. Bizim kendimizi futbolla kıyaslama gibi bir derdimiz yok, lüksümüz de yok. Ben kıyaslayamam. Şöyle hesap yapalım; bir fabrika düşünün, adam gelmiş oraya on milyon dolar para yatırmış, fabrika kurmuş. Bir şirket bir futbolcunun kazandığını kazanabiliyor mu? Kazanmaz. Bir fabrikada yüzlerce kişi çalışır ama bir futbolcunun kazandığını kazanamaz. Futbol farklı bir sektör, yıllık milyarlarca dolar para trafiği akışının olduğu bir alan, bununla kendimizi kıyaslamayalım, çok abes kalıyor.
Herkes kendi kategorisinde kendisini kıyaslaması gerekiyor o zaman...
Tabi tabi...
Peki, siz umutlu musunuz spordan?
Ben çok umutluyum, birkaç sene sancımız olacak ama devasa sporcularımız olacak.
Şu anda Hamza Yerlikaya ne yapar, ne işle meşgul olur?
Geçen dönem siyasetteydik. Şu anda Bakan Bey’e danışmanlık görevi yapıyorum, çalışmalarımıza devam ediyoruz. Noksanlık olan şeyleri ya Başbakanımıza ya Spor Bakanımıza bildiriyoruz. Uygun akılcı projeler gelebiliyor, bunların uygulamaya sokulması için Bakanımıza, Başbakanımıza sunuyoruz. Çalışmalarımız devam ediyor...
