“Doğal Olmayan” Cinsel Algılar, Cinsel Sapmalara Yol Açıyor... / Uzman Psikolog Melike Öztürk Çapkın
“Cinsel Bağımlılık” kavramını nasıl tanımlarsınız? Burada doğallığı aşan durumun temelinde neler yatıyor? Ne tür sorunları beraberinde getirir?
Cinsel bağımlılık, takıntılı ve sürekli olarak cinsel ilişkide bulunma halidir. Ayrıca cinsel bağımlılık kişinin bu problemli hiperseksüel (aşırı cinsellik yönelimli) davranış ve semptomları olan cinsel aktiviteye olumsuz sonuçlara rağmen devam etme ve bu duruma zamanla tolerans geliştirme durumudur. Doğallığı aşan durumun temelinde aslında kişinin ve sosyal çevresindeki kişilerin bu cinsellik davranışından rahatsız olması, aşırı cinsel yönelimi olan kişinin hayatının işleyişini bozacak seviyede ona rahatsızlık vermesi, kişi için normal dışı olarak tanımlanabilir. Doğallık, cinsellik için soyun devam etmesi olarak da algılanabilirken, cinsel isteğin tatmin olması olarak algılanabilecek kadar geniş bir kavram. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kısım şu ki: Kişinin her konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da kendi ahlaki sınırlarını belirlemesi ve bunun yanında toplumsal ahlaki sınırları da ihlal etmemesi gerektiğinin bilincinde olması çok önemli iki konu. Cinsel bağımlılığın getireceği en temel sorun, cinsel yolla bulaşan hastalıklardır.
Cinsel bağımlılığın getirdiği sorunlardan çok, bunlara sebep olan en temel iki neden: düşük benlik algısı ve kişinin depresyona olan yatkınlığı. Cinsel bağımlılığın görüldüğü kişilerde en çok rastlanan bu iki özellik olmuştur.
Özellikle “Porno bağımlılığı” nedir? Kişide ne tür sorunlar doğurur? Toplumsal sorunlar bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Porno kavramı TDK’de “Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere ters düşen yayın” olarak tanımlanmış görsel içerikli yayınlardır. Porno bağımlılığı ise, görsel olarak sunulan cinsel uyaranlara karşı hassasiyeti olma durumu olan ve vücudun da bu uyaranlara dopaminerjik olarak yanıt verdiği bağımlılık türüdür.
Toplumsal ahlak kavramına ters düşen pornonun kişi için sürekli bir cinsel tatmin aracı olması, bağımlılığını da beraberinde getirmektedir. Porno bağımlılığı da tıpkı cinsel bağımlılıkta olduğu gibi kişinin sosyal hayatını etkileyebilecek bir bağımlılık türü olabilmekte. Porno bağımlılığı olan kişilerde birçok psikolojik tanının olduğunu birçok çalışma da söylemekte. Toplumsal sorunlar bakımından porno ve pornografik ögelerin hayatın bu kadar içerisinde olması onların kontrolünü daha da zorlaştırmakta. Özellikle teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda ergenlik dönemindeki gençlerin cinselliğe karşı meraklarını gidermek için pornografik ögelere yönelmemelerini sağlamak en temel amacımız olmalı. Toplumda pornografik ögeler, ahlak kavramı konusunda da bir karmaşayı beraberinde getiriyor. Kişilerin gördükleri içeriklerdeki senaryoları gerçek hayatta cinsel yaşamlarında beklemeleri, cinsellik hakkında yanlış bilgiye sahip olmaları, ahlaki kavramlar konusunda anlam karmaşaları yaşamaları, en temel gözlemlenen sorunlar denilebilir.
Cinsel Bağımlılık ve Porno Bağımlılığıyla ilişkili ne tür hastalıklar var? Bu bağımlılıklarla birlikte var olan psikolojik semptomlara dair bir çalışmanız da var. Bu araştırmadan ne gibi sonuçlar çıktı? Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi bu bağımlılıkları nasıl etkiliyor?
Cinsel bağımlılık ve porno bağımlılığı olan kişilerde aynı zamanda birçok psikolojik tanı da eşlik ettiği görülmüş. Bunların en başında depresyon, anksiyete, suçluluk, obsesyon ve psiko-somatik semptomlar gelmekte. Evet, bu konuyla ilgili Marmara Bölgesi genelinde yapmış olduğum bir çalışma var. Yapmış olduğum çalışmada erkekler, cinsel ve porno bağımlılığın daha çok gözlemlendiği cinsiyet türü oldular. Katılımcıların yaşları ile bağımlılıkları arasında ters orantı olduğunu gördük. Yani kişilerin yaşları ilerledikçe bağımlılık gösterme oranları da gittikçe azalma gösterdi. Yaş kriterinin aksine, eğitim düzeyi ve cinsel bağımlılık ve porno bağımlılığı arasında da doğru orantılı bir artış vardı. Katılımcıların eğitim düzeyleri arttıkça bağımlılığın görülme sıklığı da artış gösteriyor. Her eğitim düzeyi yüksek olan, cinsel bağımlılık ve porno bağımlılığı riski taşıyor gibi algılanmasın elbette.
Porno kültürünü besleyen bir endüstri var. Bu endüstrinin kullandığı materyallerde kurgu, abartı vs. pek çok yanıltma var. Bu endüstri hangi yanlış bilgi ya da zaaflardan besleniyor?
Maalesef bu konu mahremiyet denilerek hep üzeri kapatılıyor ama dürtülerimiz hayatımızın bir parçası. Bu konuda bilinçlenmek ve doğru bilgiyi elde etmek için doğru kaynaklardan öğrenmek çok önemli. Porno sektörü ne yazık ki yapılan kurgusal içeriklerle veya imgelerle kişilerin cinsellik algılarının doğal olmayan, normal dışı bir anlam kazanmasına sebep olabilmekte. Bu durum özellikle ergen bireylerde cinsellik deneyimini hiç yaşamadan pornografik ögelerle öğrenmeye çalışması durumunda gerçeküstü beklentiye girmeleriyle de sonuçlanabilmekte. Aynı durum cinsellik yaşayan bireyler için de geçerli elbette. Zaten dürtülerin ve haz odaklı yaklaşımla gelen kişilerin hayal güçlerini zorlayacak senaryoların sunulması, ilerleyen zamanlarda cinsel doyumsuzluğa ya da kişinin eşiyle cinsellik kaynaklı sorunlar yaşamasına kadar gidebilmekte ne yazık ki.
Sağlıklı cinsel bilgi edinme konusunda neler söylenebilir?
Bu konuda kesinlikle en temel eğitimin ailede başlaması gerekiyor. Çünkü cinsellik aslında mahremiyeti de beraberinde getiren bir konudur. Mahremiyet temel eğitimi de çocuklukta yani ailede işlenmesi gereken bir şeydir. Cinselliğin “ayıp” denilerek aile içerisinde konuşulmaması ergenlik döneminde çocuğun dürtüleriyle birlikte sorularına yanlış kaynaklarda cevap aramasına ve sonuç olarak mahremiyet kavramını aşarak cevaplar aramaya çalışmasına sebep olacaktır. Cinsellik “ayıp” denilip konuşulmaması ne kadar yanlış ise, çok açık seçik ve tüm ayrıntılarıyla anlatılması da sağlıklı değildir. Burada asıl sınır “mahremiyet” kavramı olmalıdır. Çocuğa cinsel kimliği anlatılmalı, özel bölgeleri tanıtılmalı, yaşına göre ilerleyen senelerde de haz odaklı cinsel dürtüleri hakkında onu bilinçlendirmeli ve sorularına kulak vererek merakını en güvenli yer olan aile içerisinde gidermesine yardımcı olunmalıdır.
Sapmaların bir psikolojisi olduğu gibi, sağlıklı ilişkinin de fiziksel teması aşan duygusal bir zemini ve boyutu olmalı. Bu konuda neler söylenebilir?
İlişkilerde cinsellik, reddedilemez bir paya sahip elbette ama asla ilişkinin tamamı değildir. Duygusal bağ ve iletişim de sağlıklı bir ilişki için olmazsa olmaz diğer unsurlar. Duygusal bağ dediğimizde sevgi ve merhamet, eşlerin birbirlerine yaklaşırken empati kurabilmeleri çok önemli. Neden empati? Çünkü anlaşılmak, dinlenilmek, sevilmek, bunların hepsi iç içe kavramlar. Birbirlerini besleyen kavramlar. İletişim de aslında empatiden geçiyor. Konuşabiliyor olmak, biraz sınırları gevşeterek birbirine karşı kurallarında ve sınırlarında esneyebiliyor olmak. Her konuda olmasa da çoğu konuda eşlerin konuşarak karşılıklı adımlar atarak orta noktaya gelmesi ya da o noktaya biraz olsun yaklaşması çok kıymetli. İlişkiyi besleyen şey iletişimdir. O yüzden eşler konuşabilecek ortamlar oluşturmaya çalışmalı, hayatın temposu içerisinde belki bazen zor olabilir ama hiç olmazsa “Günün nasıl geçti?” diye sorarak yanında olmadığı zamanına dinleyerek ortak olmayı sağlaması çok şey katacaktır. İletişim türleri çiftten çifte çok değişkenlik gösterebilir. Burada eşler birbirleriyle vakit geçirdikçe iletişimin onların ilişkisini nasıl beslediğini kendileri daha da iyi bulacaklardır. Yeter ki neden hoşlanıp neden hoşlanmadıklarını birbirlerine zarif bir şekilde aktarmayı başarsınlar, gerisi için biraz zamana ihtiyaç var.
