Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Dijital Çağ ve Transhümanizm / Serhat Arvas

Bu Yazıyı Paylaşın:
Dijital Çağ ve Transhümanizm / Serhat Arvas

Öncelikle sizi biraz tanımak isteriz.

Ben İstanbul, Fatih’liyim. 2008 senesinde, 25 sene yaşadığım İstanbul’dan Alanya’ya taşındım. 32 yıldır dövüş sanatları çalışıyorum. Tarih bölümü mezunuyum. Pandemi araya girdiği için yüksek lisans eğitimimi bırakmak zorunda kaldım. Ayrıca 2 senedir Tarih öğretmenliği yapmaktayım. Tarih alanında iki ayrı kitap çalışmam oldu, uzun zamandır gündem ile alakalı da yazılar yazmaktayım.

Bu arada yeni kitabınız da hayırlı olsun. Bu kitabın hikâyesi nasıl başladı, kısaca anlatabilir misiniz?

Teşekkür ederim. Kitabımın hikâyesi aslında ilgilendiğim hususlar ile birlikte başladı. Alanımın tarih olması ve gündem ile alakalı yazılar yazmam aradaki bağlantıları, geçmiş ile günümüz arasındaki köprüyü kurabilmemi sağladı. Bu bağlantıyı kuramayanlar ya başlarına gelen felaketleri göremiyorlar, ya da yaşadıklarına komplo teorisi adını vererek geçiştiriyorlar. Geçmişte veya günümüzde –izm’ler; komünizm, kapitalizm, hümanizm gibi hangi örneği verirseniz verin İslam ile bağdaşmayan fikir akımlarıdır. Şimdi önümüzde yüzleşmemiz gereken yeni iki –izm/iki yeni akım var. Dijitalizm ve Transhümanizm. Bu iki sürecin olumsuz etkilerine dikkat çekmek için bir kitap yazma ihtiyacı hissettim.

Dijitalizm ve Transhümanizm nedir? Bu süreç bizi nasıl etkileyecek?

Dijitalizm dediğimiz süreç her ne kadar faydamıza gibi görünse de günümüz teknolojilerini insanlığın tahakkümü için kullanmaktır. Transhümanizm ise yine teknolojik, bilimsel ve tıbbi gelişmeleri kullanarak insanı dönüştürme sürecidir. Yani birini tahakküm diğerini dönüşüm olarak özetleyebiliriz. Yalnız burada insanın yaşadığı dünyanın dönüşümü, doğaya ve iklime müdahale, insan genlerine müdahale ve insan fıtratına müdahale de var. Maalesef toplumun büyük bir çoğunluğu bu iki süreci iyi okuyamıyor ve çabuk kanıyor.

Yani insanı hem kontrol etmek istiyor hem de dönüştürmek istiyorlar. Peki bunu neden yapıyorlar?

İnsanlık tarih boyunca düşler kurarak yaşadı. Hükümdarların veya elinde maddi gücü olan elitlerin düşü ise tüm dünyanın hâkimi olmaktı. Burada köklü ve zengin Yahudi ailelerden de bahsedebiliriz. Çünkü küresel çapta bir değişim ile tek dünya hâkimiyetine gitmek istiyorlar. Bunu da gizli saklı yapmıyorlar. Merak eden bir kişi kısa süreli bir araştırma ile bu süreci görebilir. Yirminci asrın başında bunun ilk adımlarını attılar. Önlerinde engel teşkil edebilecek imparatorlukları, devletleri, köklü hanedanları tarih sahnesinden sildiler. Fakat o zamanın teknolojisi ve şartları insanlığı tamamen kontrol etmeye yetmiyordu. Bunu bir asra yaydılar ve bir asır boyunca insanları tüketime sevk ettiler. Onlar üretti biz tükettik, bir elimize cep telefonu diğer elimize hamburger verdiler. O kadar meşguldük ve o kadar çok tüketiyorduk ki dünyanın nasıl sömürüldüğünü ve dünya siyasetinin nasıl şekillendiğini göremedik bile…

Teknolojinin gün geçtikçe hayatımızı kolaylaştırdığını söylüyorlar, bu bir gerçek değil mi?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bizler teknoloji düşmanı değiliz. Ama teknoloji de bizim elimizde değil. Belki iletişim hızlandı, belki insanın iş gücü azaldı ama bir de bizden götürdükleri var. Mahremiyet gün geçtikçe önemsizleşiyor, insanlar özel hayatlarını internette paylaşmakta bir mahzur görmüyorlar. Diğer yandan çocuklar ve gençler için birçok tuzak var. Bunun üstüne, aile kavramı ve mahremiyet gün geçtikçe unutulurken bir de metaverse ile karşı karşıya kalıyoruz. Şu soruyu sormamız gerekiyor: “Teknoloji amaç mı, araç mı?” Olumsuz yönlerini konuştuğumuz zaman, bizi geri kalmakla veya teknoloji düşmanı olmakla suçlayanlar teknolojiyi eğlence aracı olarak kullanıyorsa ortada konuşulacak bir durum yoktur. Ama iş üretim safhasına geçtiyse o zaman değerlidir. Ama küresel çapta önümüze sunulan hiçbir gelişme gösterildiği gibi masum değil. Bunu da söylemek zorundayım. Doğal gıdalar yerine yapay gıdayı toplumlara dayatanlar, gerçek hayata bir alternatif olarak sanal dünyayı dayatanlar ile aynı kişiler. İşte bu sebeple Dijitalizm tehlikesine dikkat çekmek istiyorum.

Dijital çağ insan hayatını kolaylaştırırken Dijitalizm insanlığı esir alacak. İnsanlar bunun ayrımını nasıl yapabilirler ve bunu nasıl kabullenecekler?

2016 senesinde Stanford Üniversitesinde John Chubb ve Tery Moe adlı iki akademisyen küresel çapta bir online eğitim için kolları sıvadılar. Bu ikili o tarihte yüz yüze eğitimin, öğretmenlik mesleğinin ve okulların tarihe karışacağını konuşuyorlardı. Fakat bunun kabul görmeyeceğini bildikleri için bir bahaneye ihtiyaç duyduklarını söylediler. Küresel çapta büyük bir olay… Böyle bir olay yaşanırsa insanlar sorgusuz sualsiz yeni sisteme adapte olacaklar ve eskiden vazgeçeceklerdi. Bu işin sadece eğitim kısmı. İnsanlar sağlık veya güvenlik tehdidi gibi meselelerin ardından dijital kimlik, dijital pasaport, dijital alışverişi normal görmeye başladılar. Zamların sürekliliği ve ekonomik sıkıntıların ardından da nakit paranın tedavülden kalkması, işlerin evlerden yapılması, bütün meslek gruplarının dijitalleşmesi ile gelen değişimler sorgulanmadan kabul edilecek diye düşünüyorlar… Aslında zorla değil mecbur bırakılarak insanların gönüllü yapmaları/tercih etmeleri sağlanıyor. Sistem böyle çalışıyor. İşte tahakkümün birkaç ayağı bunlar. Ama maalesef bu sadece başlangıç…

Daha ne olabilir ki?

Özellikle More’un Ütopya eserinden birçok kaynak kitaba kadar sık rastladığımız bir kavram var. Mülkiyetsizlik. İnsanların mülkiyetsiz bırakılacağını ve mutlu olacaklarını söylüyorlar. Peki ama biz ihtiyacımız olanı nereden temin edeceğiz? Küresel şirketlerden. Demek ki istenen tamamen mülkiyetsiz toplumlar oluşturmak değil, toplumu elitler-köleler olarak ikiye bölmek. Zaten bize sanal arsa satmak isteyenler gerçek araziler satın alıyor, bize yapay gıdaları dayatanlar doğal gıdalarla besleniyorlar. Ayrıca evrensel temel gelir dedikleri bir maaş ortaya sunacaklar, insanlar zamlardan, geçim sıkıntısından o kadar bunalacak ki hemen kabullenecekler diye düşünüyorlar. Tabii biz bunları anlattığımız zaman kesin böyle olacak demiyoruz. Bunlar adamların gizli saklı olmayan projeleri, hesapları var, planları var. Ama unutmayalım ki Allahu Teâlâ’nın da bir planı var. Bizim yapmaya çalıştığımız şey uyanık kalmak ve insanları uyarmak. Gerisi Allahu Teâlâ’nın takdiri…

Bir de insanın dönüşümünden bahsetmiştiniz. Dijital bir çağın veya Dijitalizmin ardından bizi neler bekliyor?

Teknolojiyi yarım asır evvel cebimizde taşıyamıyorduk. O büyük kasalı bilgisayarlar ya ofisimizde, ya da evimizde durmaktaydı. Daha sonra hayatımıza internet girdi. Teknoloji üstel bir şekilde ilerlediği için artık hızına yetişilmiyor. Çünkü özellikle 2000 senesinden itibaren her yenilik bir öncekini katlayacak ölçüde gelişmeye başladı. Şimdi teknolojiyi cebimizde taşıyabiliyor ya da giyebiliyoruz. Sırada insanı teknolojiyle veya cihazlarla birlikte yaşatma süreci var. Simbiyotik bir ilişki gibi ama yarı biyolojik ve sibernetik bir süreç. Çok kafa karıştırmadan şöyle açıklayayım. “Bedenlerin İnterneti” bugünlerde çok konuşulan bir mesele... Bu bir bilim kurgu değil. İnsanın telefon gibi herhangi bir araca ihtiyaç duymadan internete girebildiği, buluta ulaşabildiği ve oradan herhangi bir datayı çekip dile getirebildiği bir sistem inşa ediliyor.

Bunu nasıl yapacaklar?

Siz bana bir soru sorduğunuzda neo-kortekslerim devreye girer, hafızamdan bilgileri çıkarıp size sunarım. Ama bilmediğim bir soruyla karşılaşırsam ne olacak? İşte o zaman biyolojik neo-kortekslerim yerine beynime bir çip ile bağlanan dijital neo-kortekslerim devreye girecek. Yapay Zekâ bana o bilgiyi hafızamdan çekip çıkardığım gibi çıkaracak ve size yanıt vereceğim. Yani bugüne kadar insanların dijital ortama girmiş olduğu bilgiler benim beynimin içinde bir kütüphane gibi bulunmuş olacak. Telefona veya bilgisayara ihtiyaç duymadan bedenimi bir modem gibi kullanacağım. İnsanlar eğer bunun gerçekleşeceğine inanmıyorlarsa adres ve isim veriyorum. Silikon Vadisi, Tekillik Üniversitesi, Ray Kurzweil. Bu gibi gelişmeler dehşet veriyor. Çünkü insanlara seçim hakkı verilmediği takdirde bu gelişmeler insanoğlunu felakete sürükleyebilir. Bugün metaverse üzerinden eğitim istemiyoruz diyenleri teknoloji düşmanı olarak görenler yarın sıraya girip beyinlerine çip taktırmak isteyecekler mi? Merak ediyorum. Açıkçası ben bu sürecin sağlıklı olmadığını görüyorum. Deri altı çipler veya beyin çipleri hem alıcı hem verici konumundalar. Bu mahremiyetin ve özel hayatın tamamen saf dışı bırakılması demek ve bu muhakkak tartışılması gereken konuların başında geliyor.

Bu sürece insanları robotlaştırma süreci de diyebilir miyiz?

Evet. Zaten süreci tasarlayanlar ve yönetenler insan bedenini bir makine olarak görüyorlar. Bu yüzden Transhümanist dediğimiz kişilerin en büyük amaçları yaşlılığın önüne geçmek ve ölümsüzlüğe ulaşmak. İnsan bedeninin zayıf olduğunu ve günümüz teknolojisi ile insan bedenini daha ileriye taşımak gerektiğini ifade ediyorlar. Gates ve Musk gibi teknoloji dünyasının elitleri, David Pearce ve Nick Bostrom gibi filozoflar ve Eliezer Yudkowsky gibi yapay zekâ alanında çalışma yapanlar bunları çok açık ve net bir şekilde dile getirebiliyorlar. Diğer yandan yapay zekâ çalışmalarını ve robot tasarımlarını da bu süreç ile birlikte değerlendirmeliyiz. İnsanlar robotlaştırılırken robotlar ise insana benzetilmeye çalışılıyor.

Bugünlerde en çok konuşulan konulardan biri de Metaverse... Biraz değindiniz ama bu konuda daha neler söylemek istersiniz?

Ebeveynler çocuklarının ellerinden tableti telefonu zorla alıyorlardı. Eğitimin online olduğu süreçte bunun tam tersi yaşandı. Ekran karşısında saatler geçiren çocuklar için bu çok sağlıklı bir süreç olmadı. Şimdi metaverse meselesini telefonlarla kıyaslayanlar çıkabiliyor. Uzaktan yakından alakası olmayan bir yenilik bu! Eğer eğitim metaverse üzerinden verilirse çocuklar birkaç saat gerçek dünyadan soyutlanacak. Ardından yine aynı gözlük ile bilgisayar oyunları oynayacaklar. Arkadaşlarıyla vakit geçirecek, film izleyecek ama bunu gözlüğü hiç çıkarmadan yapacaklar. Bu ruh sağlığını olumsuz etkileyecek. Diğer yandan henüz mevcut internet ortamında güvenlik sağlanamamışken daha büyük versiyonuna geçiş yapmak pek akıl kârı değil. Üreticiler ve bu işten para kazanacak olanlar tabii ki her ikisi için de güvence vereceklerdir. İnanan çok olur. Bir de yetişkinler için farklı iş grupları ve mesleklerin dijitalleşmesi meselesi var. Kimileri her işin, eğitimin, sosyalleşmenin evden çıkmadan yapmanın güzel olduğunu düşünüyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Herkes aynı şartlarda yaşamıyor. 1+1 evin içinde geçen bir ömür. Bu insan fıtratına aykırı ve ruh sağlığını etkileyecek bir yaşam biçimi. Üreticileri ve teknisyenleri buna dijital devrim diyebilirler ama bu resmen dijital kölelik düzeni. Gerçeği elimizden alıp bize sanalı satmaya çalışanlara prim vermemeliyiz. Doğal gıdayı elimizden alıp yapay gıdayı, değerli olanı alıp sahtesini ve gerçeği elimizden alıp sanal olanı veriyorlar. Ve biz doğalı, gerçeği, değerli ve temiz olanı savunduğumuz için suçlu ilan ediliyoruz…

Okurlarımıza başka neler söylemek istersiniz?

İnsan fıtratına, doğal gıdalara, iklime ve doğaya müdahale edenlerin projelerine karşı uyanık kalmamız gerekiyor. Mülkiyetsiz, cinsiyetsiz, dinsiz toplumlar inşa etmeye çalışıyorlar. Bu süreçte çocuk yetiştirmek ve sağlıklı kalabilmek oldukça güç olacak. O yüzden doğal gıdalar tüketmeye çalışalım. Mümkün olduğu kadar spor yapalım, toprağa ayak basalım. Çocuklarımız çiçekleri ve böcekleri sadece ekranlardan görmesinler. Ağaçlara ve çiçeklere dokunsunlar. Bağımlılığımız sosyal medyaya değil doğaya olsun. Teknolojiyi kullanalım ama kölesi olmayalım. Her yeniliği hemen savunmaya geçmeyelim. Olumlu olumsuz yanlarını masaya yatırıp bizim için sağlıklı ve güvenilir olanları tercih edelim. Okuyalım, araştıralım ve çalışalım. Dünya üç beş zengin elitin at koşturduğu alan olmasın. Sanal dünyada yaşamayı tercih edersek mahremiyetimiz ve sağlığımızın ardından Allah korusun toprağımızı da kaybetmemiz an meselesi olur. O yüzden çok dikkatli olmalıyız.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Asıl ben size ve Gönül dergisi ailesine çok teşekkür ediyorum. Kıymetli okurlarımıza da hürmetlerimi sunuyorum.