Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Değersizlik Duygusu Çocukluktan Beslenir… / Kurumsal Gelişim Danışmanı Eğitimci Fırat Çakır

Bu Yazıyı Paylaşın:
Değersizlik Duygusu Çocukluktan Beslenir… / Kurumsal Gelişim Danışmanı Eğitimci Fırat Çakır

Değersizlik duygusunu nasıl tanımlıyorsunuz?

Değersizlik duygusunu ben şöyle tanımlıyorum: Bir insan bir olay yaşar, yaşadığı olaydan dolayı önce öz saygısını yitirir, öz saygısını yitirince öz sevgisini yitirir, bu öz saygısızlık ve öz sevgisizlik beraberinde öz yetersizlik hissini ortaya çıkartır, “Ben yetersizim” duygusunu çıkartır, bunların üçü yan yana gelerek kişide “Ben değersizim” hissini ortaya çıkartır. Yani biz bir şey yaşarız, ilk önce öz saygımızı yitiririz. “Bunu yapamazsın, bunu başaramazsın” gibi söylemler vardır ya, bunlar bizim öz saygımızı yitirmemizin göstergesidir. Bir yerden sonra öz sevgimizi yitiririz. Kendini sevmeyen çok fazla insan var. Eh, kendine saygı duymayan, kendini sevmeyen, kendini yeterli görmeyen bir insanın da kendine değer vermesi mümkün değil. Ben bu şekilde tanımlıyorum bu olayı.

Bunun temellerinin daha çok bebeklik ve çocukluk çağında atıldığını söylüyorsunuz. Bunu açıklar mısınız?

0 yaş ile 5 yaş arasında bizim beyin gelişimimizin yüzde 90’ı gerçekleşiyor. Yani örf, âdet, gelenek görenek, dil eğitimi, korku, kaygı, endişe, değerlilik hissi, değersizlik hissi, yapabilme, başarabilme, motivasyon, bütün her şey bu 0-5 yaş arasında oluşuyor. Ama bu 0-5 yaş arasında, çocuğunu seven bir ailenin yanında yetişen bir çocuğun almış olduğu değer hissi ile işe güce dalmış, gözünü televizyondan ayırmayan, elinden telefonu bırakmayan insanların yanında yetişen çocukların kendilerine değer hissi çok farklı. Eğer çocukluk döneminde, 0-5 yaş arasında bir çocuk çok fazla eleştirildiyse, sürekli çok fazla kıyaslandıysa; “Bunu neden yaptın, şunu niye şöyle yaptın? Falancanın çocuğunu gördün mü, onun dersleri şöyleydi. Senden olmaz, sen başaramazsın.” gibi sözlere maruz kalmışsa, böyle bir çocuğun kendini değerli hissedebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, ebeveynlere burada çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Çocuklarına 0-5 yaş arasında olabildiğince ilgi göstermeliler; kendilerini sevecekleri, sayacakları, değerli ve yeterli hissedecekleri davranışlarda, sözlerde, eylemlerde bulunmaları lazım. Çocuğu şımarık yetiştirmekten bahsetmiyorum ama o çocuğun kendini iyi hissedebileceği davranışlarda bulunulmasını öneriyorum. Bizim gibi yaşlarda, belli bir yaşa gelmiş, artık 45-50 yaşına gelmiş insanlarda ya da 30 yaşına gelmiş insanlarda bunu ebeveynlerin yapmasını beklemek mümkün değil, kişinin kendisinin artık eyleme geçmesi gerekir.

Değersizlik duygusu olan birisi nasıl bir hayat yaşıyor, bu kişilerin hayatında ne gibi olumsuzluklar olur?

Öncelikle, kendini değerli hisseden, yeterli hisseden, özsaygısı ve öz sevgisi olan birisi iç motivasyona sahip birisidir. O iç referansıdır, kendi içinde var olan motivasyonu ele alır, kendi içinde var olan iç referansları ele alır ve kendi kendini değerli kılar, enerjik kılar, işlerinde başarılıdır, kimsenin ona bir şey söylemesine ya da doğru/yanlış diye ifade etmesine ihtiyaç duymaz. Öz değersizlik yaşayan insanlar dış referanslıdırlar ve dış motivasyona sahiptirler; onlar sürekli birilerinden değerli olduklarını duymayı beklerler, kendilerini değerli hissedecek davranışları görmeyi beklerler. Dolayısıyla, onlar sürekli dışarıdan birilerinden kendilerinin değerli olduklarını hissettikleri için, örnek veriyorum, kız çocuğuysa, anlamsız bir şekilde erkeklere âşık olup onlardan bir şeyler bekleyebilir, onların kendisini mutlu edebilmesi için -bunu üzülerek söylüyorum- kimi zaman paralarını, kimi zaman hediyeleri, kimi zaman kendilerini, bedenlerini vererek kendilerini değerli hissetmeyi isterler. Eğer bir erkek çocuğuysa bu, kendini değerli hissedebilmek için yine, kendine güzel söz söyleyen birinin peşinden gidip kullanılmaya yol açar. Kullanılmayı tırnak içinde söylüyorum, cinsel anlamda değil, iş yaptırma, iş yapabilme, parasını alabilme, duygusunu verebilme, yani kandırılabilme, yalan söylenebilme potansiyeli yüksek insanları ortaya çıkartır. Çünkü onlar gönüllü olarak yalan söylenilmeye ve yalanı fark etmemeye meyillidirler, onlar aldatılmaya meyillidirler. Onların bir tek isteği vardır: Her neredelerse kendilerini değerli hissedecekleri yerde olmaktır. Ama burada kandırılmışlar, aldatılmışlar, yalan söylenmişler, bununla çok ilgilenmezler, sadece kendilerini değerli hissedebilecekleri yerlerde bulunmayı seçerler. Tabii ki günün sonunda çok büyük hayal kırıklıkları yaşarlar, çok büyük üzüntüler yaşarlar ve işin özü, önünde sonunda mutsuz olurlar.

İnsanlar buradan nasıl çıkacaklar veya nasıl çıkabilirler, nasıl motive olsunlar ve bunun antrenmanları var mı?

Burada aslında yapılabilecek onlarca şey var. Birincisi, bir kişinin önce kendini değersiz hissettiğinin farkına varması lazım. Birinci nokta bu, birinci madde bu; fark etmek gerekiyor. İkinci madde, fark ettikten sonra tespit etmesi gerekiyor. Tespit edecek; hangi alanlarda kendini değersiz hissediyor, hangi alanlarda kendini yetersiz hissediyor, hangi alanlarda birilerine ihtiyaç duyuyor, bunları tespit edecek. Üçüncüsü, bunun derinine girmesi gerekiyor. Bu değersizlik hissi ne zaman başladı, ne zaman ortaya çıktı, annesi mi ona bir şey söyledi, babası mı ona bir şey söyledi, okulda öğretmeninden duyduğu bir şeyden kaynaklı mı böyle oldu; birkaç kardeşler ama kardeşlerin arasındaki kıyastan kaynaklı mı kendisini değersiz hissetmeye başladı, bunları anlaması gerekiyor. Şöyle bir örnek verebilirim: Bir danışanım var mesela, şu an 37 yaşında, çocuk sahibi olmaktan korkuyor; çünkü kendini anne olmaya aday görmüyor. “Çünkü ben kendime hiç değer vermeyen birisiyim, benim gibi bir kadının çocuğu da kendine değer vermeyen birisi olacak.” diyor. Biz onun derinine indiğimiz zaman şunu gördük: İki kardeşler, kardeşlerden bir tanesi duyma özürlü. Dolayısıyla, küçük kardeşi duyma özürlü olduğu için, annesi babası o çocuğa çok fazla önem vermişler, çok fazla ilgilenmişler. Örnek veriyorum, bu kız çocuğu bir kıyafet istemiş, almamışlar ama öteki, duyma özürlü çocuk, mutsuz olmasın diye ona daha fazla kıyafet almışlar. Bu bir gofret istemiş mesela, almamışlar, ötekine almışlar. Bundan kaynaklı olarak kendinin değersiz, ama diğerinin değerli olduğunu hissetmiş ve şu an kendini çocuk sahibi olma noktasında değersiz hissediyor. Dolayısıyla, bunun nerede başladığını tespit etmeleri lazım.

Bunu yaptıktan sonra şuna bakacaklar: İlk önce bu durumun geçmişte yaşandığının, bugünle ilgili olmadığının farkına varacaklar. Geçmişte bu duyguyu yaşayan ya da o durumu yaşayan kişi bugünkü kişi kadar güçlü değildi, bugünkü kişi kadar farkında değildi, bugünkü kişi kadar kendini savunabilecek ya da ayaklarının üstünde durabilecek kişi değildi, bunun farkına varacaklar. Dolayısıyla, eskiden yaşanmış bir şeyden dolayı bugünkü kişiyi cezalandırmamaları gerektiğinin farkına varacaklar. Sonraki adımda, o zaman bunları yaşatan kişiler kimse bunları affedecekler, onları özgür bırakacaklar, onlarla artık didişmeyi bırakacaklar ve kendi hayatlarına dönecekler; diyecekler ki, “Evet, ben o kişiyi affediyorum ve hayatımın sorumluluğunu ele alıyorum.”

Sonraki maddede olumlamalar var, “Ben değerliyim; çünkü…” ile başlayan söylemler var. Örnek veriyorum: “Ben değerliyim; çünkü eşsiz, yegâne, tek ve bir taneyim.” “Ben değerliyim; çünkü eşi, benzeri, emsali olmayanım.” “Ben değerliyim; çünkü Yaradan’ın nurundan üflediği, en mükemmel şekilde yarattığı bir varlığım.” “Ben değerliyim; çünkü kâinata halife olarak gönderildim.” “Ben değerliyim; çünkü eşsizim, tekim, yegâneyim ve gereksinim duyduğum her şeye zaten sahibim, Allah beni böyle yarattı.” “Ben değerliyim; çünkü iyi bir işe sahibim.” “Ben değerliyim; çünkü iyi bir aileye sahibim.” “Ben değerliyim; çünkü sağlıklıyım.” “Ben değerliyim; çünkü iyi bir eğitimciyim ya da yazarım, iyi bir konuşmacıyım ya da işverenim.” vesaire. Bunun içini kendileri dolduracaklar ve bu olumlamaları her gün yüzlerce kere kendilerine söyleyecekler. “Ben değerliyim; çünkü…” ile başlayan söylemlerle kendilerinin değerli olduğunun farkına varacaklar. En son madde olarak da hayatlarının sorumluluğunu ellerine alacaklar. Başkalarından bir şeyin gelmeyeceğinin farkına varacaklar, iç motivasyona dönecekler, iç referansa dönecekler. Bunu Ahmet’ten, Mehmet’ten beklemektense, kendim ne yapabilirim, kendimi daha değerli kılabilmek için neleri hayatıma dâhil edebilirim, önce sen diyebilmek için neyi daha iyi hale getirebilirim, başkalarının beni motive etmesini beklemek yerine beni motive edecek şeyler nelerdir, bunların listesini çıkartabilirim. Dolayısıyla, bunları hayata geçirmeye başladığımda, küçük küçük noktalarla, küçük küçük şeylerle kendimi değerli kılacak eylemlerde bulunduğumda; örnek veriyorum, bir gün kendimi tek başıma yemeğe götürdüğümde, bir gün kendime bir kıyafet hediye aldığımda, bir gün kendimi tatile götürdüğümde, bir gün kendime güzel bir kitap aldığımda, bir gün kendime bir saat zaman verip o bir saati sadece kendime ayırdığımda, içimizde o 0-5 yaş arasında bütün gelişimini tamamlamış, tabiri caizse kalbimizin içinde var olan çocuk kendini değerli hissetmeye başlar, başkasına ihtiyaç duymamaya başlar ve artık kendi hayatını değerli ve yeterli kılmaya başlar.

Belki uç bir örnek olacak ama bu değersizlik duygusundan kurtulup da insanlar işi fütursuzluğa götürebilirler mi? Mesela adam kompleksli, kendini değersiz hissediyor, herkes tarafından ezilmiş, kendini ezik hissediyor ve buradan çıkacak, bir şekilde çıktı; çıktıktan sonra, bir nevi sanki bunun acısını çıkartmak istercesine bu durum fütursuzluğa dönebilir mi?

Anladım, söylediğiniz şey tabii ki mümkün. Eğer bir insanın içinde zaten böyle bir duygu varsa bu bastırılmış bir duygudur; bu bastırılmış duygu, yarın kendini değerli hissettiğinde insanlarla alay etme ya da onlara tepeden bakma ya da fütursuzca yaşamak gibi çıkabilir. Ama bu böyle çıkmadığında, bastırıldığında, ileriki zamanda öfke patlamaları vesaire gibi insanlara zarar verecek noktaya da gelebilir. O bastırılmış hissi yüzünden bir zaman sonra intihara gidebilir, depresyona gidebilir, panik atağa gidebilir, birçok şeye gidebilir. Dolayısıyla burada inanılmaz olasılıklar var. Ama böyle bir şeyin yaşanmaması yine kişinin kendi elindedir. “Geçmişte bana böyle yaptılar, benim de insanlara şunu yapmam gerekir.” demek intikam almak demektir. Hatırlarsanız, bir maddemizde affetmek dedik, geçmişte bunu yapan insanları affetmek. Zaten bizim dinimizde de affetmek var. Tamam, bizde kısas hakkı da var, eyvallah ama Allah affedin diyor, bu sizin için daha hayırlıdır diyor; tamam, bedel alabilirsin, kısasa kısas alabilirsin, göze göz, dişe diş alabilirsin ama bağışlamak sizin için daha hayırlıdır diyor. Dolayısıyla, bu durumda olan insanlar için o affetme noktası çok önemli. Eğer biz, farkına varmadan, bilmeden bize bunu yapan insanları affetmeyi başaramazsak, bu intikam alma duygusuna döner. İntikam alma duygusuna dönersek, bu hem bize hem de diğer insanlara zarar verir. Kaldı ki bunun adı değerli olmak değildir; bunun adı, tam tersi, değersizlik hissidir. Kendini değerli kılmak için intikam almaya başlar, kendini değerli kılmak için insanlara tepeden bakmaya başlar, fütursuzca konuşmaya başlar. Eğer bir insan böyle bir noktaya gelmişse, bilsin ki hâlâ kendini değerli hissetmiyordur, değerli hissetmek adına insanlara fütursuzca yaklaşıyor ve farklı bir noktaya dönüyordur. Dolayısıyla, bunun adı değerlilik değil, bunun adı değersizliktir, bunu iyi anlamamız lazım.

Kitabınızda “Ben Yeterliyim, Ben Yetersizim” başlığı var, bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Mesela bugün 5 yaşında bir çocuğu düşünelim, bir şey yaptı ve annesi, “Niye onu öyle yaptın, niye bunu böyle yaptın?..” diye söylendi. Bir şeyi düşürdü, kırdı; annesi dedi ki: “Yahu, ne beceriksiz birisin; şunu şöyle yaptın, bunu böyle yaptın.” Sonra başka bir şey oldu, babası, “Yahu, bir aklını başına toplasana, düzgün bir şey yapmıyorsun…” vs. bir şeyler söyledi. Bu çocuk kendi içinde şunu söylemeye başlar: “Yahu, ben değersizim, ben yetersizim; ben hiçbir şey başaramayan, hiçbir şey elimden gelmeyen bir çocuğum.” Dolayısıyla “Benden hiçbir şey olmaz.” inancına bürünür. Bu inanca bürünen bir çocuğun hayatın içinde pozitif olmasını bekleyemezsiniz, iyi bir pozitif motivasyona sahip olmasını bekleyemezsiniz, bu çocuğun büyük başarılara imza atmasını bekleyemezsiniz, okulda elini kaldırıp da öğretmene cevap verebilen birisi olmasını bekleyemezsiniz. Dolayısıyla, bu çocuğun içindeki “Ben değersizim ve ben yetersizim.” hissi 30 yaşına geldiğinde de ortaya çıkar. “Ya şunu söylersem böyle düşünürlerse, ya kabul edilmezsem, ya reddedilirsem, ya bana şöyle davranırlarsa, ya alay ederlerse, ya beni terk ederlerse, ya beni beğenmezlerse…” gibi duyguları ortaya çıkartır ve ömrünün sonuna kadar kendini ifade edemeyen birisi olur. Dolayısıyla, çocukluk yaşlarında o ufak bedenlere, ufak canlara değersizlik ve yetersizlik hissi vermek, o kişinin ömrünün sonuna kadar bunu yaşamasına neden olur. Ne zaman bunu fark eder ve az önce konuştuğumuz konuları hayatına dâhil eder, kendini öz yetersizlikten öz yeterliliğe, öz değersizlikten öz değerliliğe getirmeyi başarabilirse, işte o zaman kendini ifade edebilen bir insan haline gelir.