Çocuğunuza Sevildiğini Nasıl Hissettirebilirsiniz ? / Çocuk Terapisti Hatice Kübra Tongar
Öncelikle sizi tanımak isteriz...
Hayat yolculuğu dediğimiz şey birkaç cümleyle tanımlanmaz elbette ama kısaca: Enes ve Eymen’in annesiyim, çocuk terapistiyim, yazarım, radyo ve televizyon programcısıyım, etkileşimi 3 milyona ulaşmış ‘Bağırmayan Anneler’ isimli sosyal medya hesabım ve bu hesabın ortaya çıkış tohumu olan ‘Bağırmayan Anneler Atölyesi’ isminde ebeveynlik eğitimlerim var…
Çocuk yetiştirmenin zorlukları vardır elbette… Ve maalesef bu sorunlardan birisi de bazen sabırlarının taşması ve öfke kontrolü… Bu noktada ebeveynlere neler söylemek istersiniz?
Ben eğitimlerimde annelere bu konuda tek bir şey söylüyorum: Bugünün çocuğunuzla geçireceğiniz son gün olduğunu bilseydiniz yine de ona bağırıp döver miydiniz? Her anne bu soruyu sormalı kendine, çünkü hiçbirimizin yarına garantisi yok…
Peygamber Efendimiz (sav) çocuklara karşı engin bir şefkat pınarıydı. Efendimiz’in (sav) çocuklara davranışlarından ve eğitimlerinden örnekler verir misiniz?
Efendimiz’in (sav) tüm hayatı, tavırları, tutumları başlı başına birer kitap gibi derin ve hikmet dolu… İlk aklıma gelen öğretisi: sevgi… Annelere hep bunu anlatıyorum. Çünkü her anne çocuğunu seviyor ama her çocuk sevildiğini hissedemiyor. Peygamberimiz (sav) sevdiğini sözle değil, haliyle yaşayan davranışlar miras bıraktı bize. Çocuklarla oynadı, onları sırtına aldı, hata yaptıklarında kızıp dövmedi, ‘onlar çocuktur’ dedi. Çocukların, çocukluğunu yaşamasına izin verdi, imkân tanıdı. Oysa pek çoğumuz ‘çocuğumu seviyorum’ deyip çocuklarımızın çocukluğundan şikâyet eder haldeyiz. Çocukları susturmaya, oturtmaya çalışıyoruz. ‘Çocuk onlar, çocukluğunu yaşasın.’ diyenlerimiz ne yazık ki çok az…
Çocuğumuza birey olma eğitimini hangi yaşlar arasında kazandırmaya başlamalıyız? Bu hususta tavsiye edebileceğiniz yöntemler nelerdir?
Çocuklar hayatın ilk 2 yılında kendini annesinin bir uzantısı sanırlar. 2 yıldan sonra bu simbiyotik bağ yavaş yavaş ayrılır ve 4 yaşa gelindiğinde sosyalleşme güdüsüyle bireysellik görünür halde yaşanmaya başlar. Bu yüzden hayatın ilk 4 yılı oldukça önemlidir. Çocuğumuzun bireyselleşmesi için önce bizimle bütün olmasına izin vermemiz gerekir. 2 yıl emzirmek, birlikte yatmak, ten temasını arttırmak, vaktimizi çocuğumuza göre programlamak çok önemlidir. 2 yıldan sonra çocuğumuzun karar verme, bireysel tercihlerde bulunmasını teşvik etmeye başlarız. ‘İnat dönemi’ dediğimiz süreçte onunla çatışmadan, ortamı onun için uygun hale getirip karar mekanizmasına destek oluruz. Sınırları çizer, sınırlar içinde çocuğumuza özgür alan açarız. Bu davranışlar çocuğumuzun özgüvenli bir birey olmasının adım adım önünü açmış olur.
Oyun oynamanın çocuklar üzerindeki psikolojik etkileri nelerdir? Çocukların ruhsal ve zihinsel gelişimini nasıl etkiler?
Çok sevdiğim bir söz var; kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oynar diye… Oyun, o denli fıtri, o denli önemli ve gelişimsel bir ihtiyaçtır çocuk için… Hayatın provası oyun içinde yapılır. Çocuk, yeni tanıştığı duyguları, kavramları, olguları oyun oynayarak içselleştirir. Eğer iyi bir gözlemciyseniz bunu görürsünüz de… Mesela, bir çocuğun kuşu ölmüş olsa ya da yakınını kaybetse oyununda ölüm kavramı sıklıkla gözükmeye başlar. Kardeşini kıskanan bir çocuk, oyunundaki kardeş figürünü öldürür, camdan atar ya da ona köle rolü verip kendi iç dünyasını güçlendirmeye çalışır. Bu yüzden her anne muhakkak çocuklarına bireysel zaman ayırıp oyun oynayarak ve oyun alanları sağlayarak gelişimlerine destek olmalıdır.
Çocuğumuzun ağlamasını nasıl yorumlamalıyız? Çocukların fiziksel ihtiyaç ve isteklerinden ötürü ağladıklarını biliyoruz. Peki, çocuklar duygusal ihtiyaç ve istekleri için de ağlar mı? Çocukların duygusal ihtiyaçlarını karşılarken nelere dikkat etmeliyiz, çocuğa nasıl davranmalıyız?
Çocukların ağlamasının temel sebebi, içlerinde olumsuz duyguların birikmiş olmasıdır. Çünkü aynı biz yetişkinlerin “bir ağlayayım da rahatlayayım” dediği gibi, çocuklar da ağlayıp rahatlarlar. Muazzam bir sağaltım mekanizmasıdır bu… Oysa biz anneler çocuğu susturmaya, ağlayan çocuğa kızmaya, “neden ağlıyorsun” diye bağırıp çocuğumuzun içindeki negatif duygulanımı arttırmaya meylederiz. Bu yanlıştır. Çocuk ağlar; çünkü hayal kırıklığı yaşar ve ifade edemez, çünkü canı acır, çünkü kıskanır, öfkelenir, hırslanır… Ve bütün bu duygularla nasıl baş edebileceğini, nasıl huzura ereceğini bir yetişkin gibi bilemez. Bu nedenle Fıtrat Pedagojisi kitabımda ‘Bırakın Çocuğunuz Ağlasın’ dedim annelere… Ağlasın ki rahatlasın, ağlasın ki duygu kontrolünü sağlasın, ağlasın ki büyüsün…
Çocukların kardeş kıskançlıklarının temelinde hangi sebepler ve duygular vardır? Bu durumda anne ve babaların izleyecekleri yöntemler ve tutumlar ne şekilde olmalıdır?
Kardeş kıskançlığı sürecine iki adımda bakılabilir. İlki, eve yeni bir bireyin gelmesiyle değişen ev düzenidir. Uykular değişecektir, gündem değişecektir, annenin zaman ayırma biçimi farklılaşacaktır. Çünkü yeni bir süreç başlamıştır. Çocuğun buna alışmasına zaman tanımak gerekir. Yeni sürecin her türlü değişimi çocuk için stres faktörüdür çünkü. İkinci adımda, kıskanmanın ne demek olduğunu anlamamız gerekir. Kıskanma duygusu, çocuk için de yetişkin için de “bende yok başkasında var, o zaman o başkasını kıskanırım” halidir. Bizde olmayıp bir diğerinde olan şeyleri kıskanırız. Eğer kardeş geldiğinde büyük çocuğumuza şunu hissettirebilirsek kıskançlık yaşanmaz: “Kardeşin senden çok daha eksik, senin kadar oyuncağı yok, sana ayırdığım kadar ona vaktim yok, sen yürüyorsun, konuşuyorsun, benimle oynayabiliyorsun… O bunların hiçbirini yapamıyor.” Böylesi bir tutum çocuğa şu mesajı verir: Senin her şeyin ondan fazla, kıskanmana gerek yok. Bunu sağlayabilmek için annenin bir zaman planlaması yapıp, çocuklarıyla geçirdiği zamanı adaletli kılması gerekecektir.
Çocuğumuzun hoşlanmadığımız bir davranışı ile karşılaştığımız zaman ne ölçüde müdahale etmeliyiz? Özellikle yalan söyleyen çocuğa karşı tutumumuz nasıl olmalıdır? Çocuğun yalan söylemesinin altındaki sebepleri nasıl sıralayabiliriz?
Çocuklar üç sebeple olumsuz davranış gösterirler:
1) İçlerinde olumsuz bir duygu vardır, bu yüzden olumsuz davranışa yönelirler.
2) Annesiyle bağı kuvvetli değildir, tepkisel olarak olumsuz davranırlar.
3) O davranışın yanlış olduğunu bilmezler, bu yüzden davranışı sürdürürler.
Her ne sebeple olursa olsun, olumsuz bir davranışı olumluya çevirmenin yolu; negatif disiplin metotlarını terk edip pozitif disiplin yolunu uygulamak olmalıdır. Dövmek, bağırmak, eleştirmek, alay etmek, hırpalamak, hakaret etmek gibi yöntemler çocuğumuzun içindeki olumlu duygularını iyice dibe götürür ve olumsuz davranışları çoğaltır. Bunların yerine, kararlı ama sevecen bir tutumla sınır çizmek, model olmak ve ortamı çocuğumuza uygun hale getirmek gerekir. Evin her yeri kırılacak vazolarla doluyken, çocuğumuza “vazoyu niye kırdın” diye kızmak, doğru bir davranış değildir.
Yalan söyleme davranışın altında ise “baskı” yatar. Bir düşünelim, bir insan, yanlış bir davranış yaptığında kızılıp dövülmeyeceğini, hatta hatasından dönmesi için şefkatle ona yol gösterileceğini biliyor olsa neden yalan söylesin ki? Bu nedenle çocuğumuzun yüreğinde “Biz rakip değiliz, ekibiz, sen üzülürsen ben de üzülürüm.” duygusunu oluşturabilirsek yalan davranışı ortadan kalkmış olacaktır.
Ebeveynlerinin sevgisini yeterince hissedemeyen çocuk nelere eğilim gösterir? Peki, çocuğunu sevdiği halde, bunu ona hissettirmeyen anne babanın dikkat etmesi gereken hususları açıklar mısınız?
Anne ve babasından yeterince sevgi görmediğini düşünen çocuk, tepkiselleşebilir. İlgiyi üzerine çekmek için olumsuz davranışlar gösterebilir, yılışıkça annesinin eteğinden ayrılmayabilir, şımarık haller gösterip ebeveyninin sevgisini talep eder noktada durabilir… Bütün bu davranış örüntüleri çocuğumuz için çok üzücü hallerdir. Bu noktada her anne-baba sevgisini çocuğunun anlayacağı dilde söylemeyi öğrenmelidir. Bunun en kestirme ve etkili yolu, her gün yarım saat nitelikli vakit geçirmek, oyun oynamak, çocuğu adamdan saymak, dinlemek, duygularını anlamaya gayret etmek ve bol ten temasında bulunmaktır.
İştahsız çocuklara beslenme önerileriniz nelerdir? Yemek saatini daha eğlenceli hale dönüştürmek için birkaç öneri alabilir miyiz?
MOR formülünü annelere önermiş olayım. İştahı arttırmak için;
Mide hazır olmalı: Yani çocuğun acıkmasına izin verilmeli, çocuk midesinde açlığın getirdiği acıyı hissetsin ki yemeğe yönelsin.
Ortam hazır olmalı: Aile sofrası alışkanlığı kazandırmak için tabakların altına çocuğumuzun sevdiği boyama kâğıtları koymak gibi. Hazırladığımız yiyecekleri çocuğumuz için eğlenceli sunumlara sokmak gibi. Sofrada sohbet edip yemeğe hoş bir ambiyans katmak gibi hazırlıklar yapılmalı.
Ruh hazır olmalı: 2 dakika önce çocuğunuzu hırpaladıysanız, 2 dakika sonra iştahla yemek yemesini bekleyemezsiniz. Kendimizden düşünelim. Çok üzgün olduğumuzda, canımız bir şeye sıkıldığında iştahımız değişiklik gösterir. O zaman yemeği ve yemek öncesi zamanları iyi ruh haliyle birleştirmek iştah için önemlidir.
Anne adaylarının ve annelerin alması gereken eğitimler, öğrenmesi gereken bilgiler neler? Ana başlıklarıyla özetleyebilir misiniz?
Anneliğin iki boyutu var; içgüdüsel boyutu ve bilgi boyutu. Bilgi işimizi kolaylaştırır. Çünkü çocuğumuzun bir davranışının sürekli değil de dönemsel olduğunu bilmek sabrımızı arttırır ya da doğru adımlarla yaklaşıp muamele etmek o dönemin kolay geçmesini sağlar. Bu bağlamda her anne çocukların gelişimsel özelliklerini, bir uzman kadar değilse de temel köşe taşlarını bilecek kadar okumalıdır. Bununla beraber sadece anneler değil, bence tüm insanlar kendi duygularını tanımlayabilecek, geçmişe ait yaralarına merhem sürebilecek kendilik farkındalığına gelmek için gayret göstermelidir. Çünkü çocuk eğitimi dediğimiz şey, aslında anne-babaların kendilerinin farkında olup evlatlarına ona göre davranabilmesi sürecidir.
