Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Cami Mimarisinde Kaybettiğimiz Hikmetin Peşinde Olmak / Avni Çebi

Bu Yazıyı Paylaşın:
Cami Mimarisinde Kaybettiğimiz Hikmetin Peşinde Olmak / Avni Çebi

Bir eseri inşa ederken mekân, zaman, varlıklar ve insan arasındaki uyum ve sürdürülebilirliği öncelememiz gerekir. Bu ölçüler üzerinde inşa edilen yapılar zamanın yıpratıcılığına karşı ayakta kalmış, toplumsal ortak hafızamızın mekânlarına dönüşmüşlerdir. Biz bu zamanı aşan eserler etrafından kimliğimizi ve geleceğimizi inşa ederek, sağlam bir zeminde var olabiliriz. Camilerimiz ve külliyeleri bu noktada bizi biz yapan baş yapıtlarımızdır.

Bugün şehirlerimizin geldiği yeni durumda, cami mimarisinde yeni yaklaşımlara ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu konuyla ilgili günümüzde arayışlar artmaktadır. Konuyla ilgili sempozyum ve paneller yapılmakta, konunun tarafları bir araya gelerek yeni fikirler ve açılımlar ortaya koymaktadırlar. Üretilen bu bilgi ve birikim, bugünün bilim ve teknolojisi ile dünün bilgeliği ve ustalığını harmanlamalı, günümüz şehirli insanının ihtiyaçlarına cevap aramalıyız.

Günümüzde şehirlerimizde, göç sonrası dar imkânlarla yapılan camilerin yerine, şehirlinin toplumsal ihtiyaçlarını ve beklentilerini merkeze alan yeni bir mimarî yaklaşıma ihtiyaç oluşmuştur. Şehre estetik değer katarken manevi bir iklimi oluşturacak unsurlar mimaride kullanılmalı ve camilerimiz abartılı olmayacak şekilde çevre ve topografya ile uyumlu tasarlanmalıdır.

Cami, insan ve Çevresi

Cami ve çevresindeki bütün sosyal donatı mekânları çevredeki dokuyla uyumlu sadelik, zariflik ve bütünlük anlayışı içerisinde oluşturulmaya çalışılmalıdır. Cami ve çevresi düzenlenirken, cemaatin namaz sonrası boş vakitlerini cami çevresinde daha anlamlı ve dolu geçirmesine imkân sağlayacak uygun donatı alanları, bahçe ve yeşil alan düzenlenmeleri yapılmalıdır.

Cami için tahsis edilen arazinin kullanımında, cami olabildiğince küçük, sosyal donatı alanları olabildiğince büyük yapılmalıdır. Cami ve çevresi bütün gün farklı yaş gruplarından müminlerin farklı ihtiyaçlarını karşılayan yaşam alanı olarak inşa edilmelidir.

Cami ve çevresi hayatın merkezinde insanların buluştuğu, halleştiği, gün içerisinde huzur bularak kullandığı, anlamlı vakitleri paylaştığı mekânlara sahip olmalıdır.

Cami ve donatı alanları, erişilebilir ve engelsiz mimari anlayışı ile bütün alanlarında gerçekleştirilmelidir. Kadınlar, yaşlılar, engelliler ve çocuklar için cami daha erişilebilir, huzur verici bir atmosferde yapılmalıdır.

Kentleşme ve aile bireylerinin iş hayatına daha çok katılmasıyla ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara cevap verilmelidir. Özellikle hanımların camide kadınlık onuruna yakışır, erişilebilir, rahat mekânlarda abdest alma ve namaz kılma ihtiyacı kolaylaştırılmalıdır. Bunun için cami içerisinde hanımlara ayrılan mekân gerekli büyüklükte, gereğinde annelik sorumluluğunu yerine getirecek şekilde, çocuk bakım ve emzirme odasına sahip olmalıdır. Çocuk arabası ile camiye gelen anneler, hanımlar, namaz kılma yerine kadar engelsiz bir şekilde gelebilmeli, çocuk arabası için park yerine sahip olmalıdır. Hanımların abdest yerleri namaz kılma mekânın içerisinde oluşturulmalı ve Bayan WC’leri hanımların namaz mekânına yakın yapılmalıdır. Çocuğu ile şehri kullanan bütün annelere cami imkân oluşturmalı, onları rahatlatmalı ve onlara huzur vermelidir.

Çocuklarımız cami ile büyümeli, onun ile ilgili canlı, tatlı hatıralara sahip olmalıdır. Cami adeta onlar için yapılmalı, onların müsaade ettiği kadar biz büyüklere de yer olmalıdır. Onların coşku ve heyecanına saygı göstermeliyiz. Cami adeta onların enerjilerini boşalttığı, boşaltırken ruhen ve zihnen dönüştüğü bir mekân olmalıdır. Kendileri ve dedeleri ile geldikleri zaman bir mimari eserin bütünlüğü ve uyumunu görmeli, dokunmalı, duymalı ve estetik heyecanını mimarinin bütün alanlarında ve mekan kullanımında; süslemeden hatta, peyzajdan ölçü ve orana, sadelikten güzelliğe, sükûnetten derinliğe, yalnızlıktan cemaate kadar fark etmeli, hissetmeli, dokunmalı ve yaşamalıdır. Camide çok amaçlı salonlar oluşturulmalı. Hayatın bütün ihtiyaçlarına karşılık gelen mekânları, onların eğlenirken öğrenmesini sağlayacak şekilde oluşturmalıyız.

Caminin bütün mekânları günün her saati amaçlara uygun olarak dönüşmeli ve verimli kullanılmalı, emeklerimiz ve imkânlarımız olabildiğince halk için değerlendirilmelidir.

Nüfusumuz hızla yaşlanıyor. Dolayısıyla camiye yaşlıların erişimi kolaylaşmalı, merdivenler olabildiğince azaltılmalı ve standartlara uygun eğimde yürüyüş rampaları yapılmalıdır.

Camilerimizi güzel kılan ve derinlik kazandıran yaşlılarımız için cami, ömürlerinin son yıllarını huzurlu geçirdiği ikinci ev olmalıdır.

Engelli vatandaşlarımız için camilerimiz engelsiz hale getirilmelidir.

Emekli ve yaşlı cemaatin cami etrafında gününü geçirebileceği hizmet alanları üretilmelidir. Nezih ortamlar, ülkemiz insanının günümüzde geldiği refah seviyesi ve ihtiyaçlarına uygun olarak gerekli konfor şartlarında gerçekleştirilmelidir.

Yeşil dokunun şehir içerisinde kaybolduğu bir zamanda, cami adeta bir vaha gibi olmalı, müminleri davet edecek, ferahlatacak, dinlendirecek, onaracak yeşil dokuya ağaçları, gülleri, sarmaşıkları ile sahip olmalıdır. Kaybettiğimiz yitik cenneti camide hissetmeliyiz ve yaşamalıyız.

Camilerimiz yalnız namaz vakitleri kullanılan namazgâh mekânı olmaktan çıkarılmalıdır. Cemaatin bütün gün ihtiyaçlarını rahat ve huzur içerisinde karşıladığı, dostlarını çoğalttığı ve imkânlarını paylaştığı, kendisini bedenen, ruhen ve zihnen iyi hissettiği tam iyilik mekânına dönüşmelidir.

Cami İnşa Ederken Sekiz Temel Prensip

Camilerimiz hayatımızı mamur edecek bir mimari anlayışı, iç ve dış mekânın tasarımında; projeden uygulamaya, malzemeden inşa edilmesine kadar içermelidir. İmar kavramı bildiğiniz gibi; mamur etmek, bayındır etmek, inşa etmek, yapmak anlamına geliyor. Cami inşasının bütün aşamalarında doğru ihtiyaç analizleri, ilgili tarafların ve cemaatin katılımı ile bütün boyutları ile yapılmalıdır. Yapılacak mimari eserde 8 temel prensibe ve hususa dikkat etmeliyiz.

Bunlardan birincisi, ürünün “İşlevsel” olması konusudur. Yapılan eser bir veya birden fazla ihtiyacı karşılayabilir işlevsellikte olmalıdır. Cami inşa edilirken; cemaatin isteklerine, günümüz insanın ihtiyaçlarına cevap vermeli, 24 saat insana ve ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde gerçekleştirilmelidir. Bunun için gerekli işlev ve ihtiyaç analizi çalışması yapılmalıdır. Caminin birinci işlevi namaz kılmak ve ibadet etmek olmakla beraber, içinde ve dışında müminlerin insanî ilişkisini besleyecek, entelektüel gelişimini sağlayacak ve dostların artırılmasını karşılayacak mekânlarla muhabbetimizi ve dayanışmamızı artırmaya yardımcı olmalıdır.

İkinci prensip, ürünün “Sağlam” olmasıdır. Yapılacak eser uzun bir süre ihtiyacı karşılayacak sağlamlıkta yapılmalı ve güvenli bir bina olmalıdır. Ülkemizdeki deprem gerçeği gereği cami, olası bir depremde ayakta kalmalı ve olağanüstü olaylarda çevre halka hizmet edecek, bir kısım donatı alanlarına sahip olacak şekilde yapılmalı ve afet gibi durumlarda kamu hizmet binası olarak görev yapmalıdır.

Üçüncü prensip, ürünün “Estetik” olmasıdır. Yapılan mimarî eser hoş, ölçülü, orantılı, güzel, sade ve uyumlu olmalı, bütün parçaları kendi içinde ve çevresi ile bütünlük oluşturarak insanın estetik zevkini artıracak şekilde inşa edilmelidir. Cami dış ve iç mekânlarında uhrevî bir atmosfer sağlamalı, kişiyi dış ortamdan kurtararak kendisine has olan iklime çekebilmelidir.

Dördüncü prensip, ürünün “Ergonomik” olmasıdır. Camilerimizi insan için üretiyoruz. İnsan ömrü dinamiktir, birçok evreden ve halden geçer; yaşlılık, çocukluk, engellilik ve hastalık gibi. Dinamik insan ömrü ile statik bina arasında sürdürülebilir bir ilişkiyi bütün mekânlarda sağlamamız gerekir. Binanın bütün mimarî tasarımının, bölümlerin ve kullanılan eşyaların insanın doğasına ve ölçülerine uygun, kullanışlı olması sağlanmalı, caminin erişilebilir ve engelsiz olması bütün mekânlarda sağlanmalıdır.

Beşinci prensip, eser “Sıhhi” olmadır. Üretim sürecinde kullanılan bütün malzemeler insan sağlığını korumalı ve geliştirmelidir. Kullanım sürecinde sağlığa uygunluk ve temizlik kurallarına dikkat edilmeli, sağlıklı bir iklim ve iklimlendirme bütün mekânlarda sağlanmalıdır. Işık ve ses düzeni, caminin gerektirdiği aydınlığı ve dinginliği sağlayacak şekilde yapılmalıdır.

Altıncı prensip, ürünün “Çevreci” malzeme ve işlemlerle yapılması, topografyaya saygılı, eko sistemle uyumlu, çevreye duyarlı imkân ve teknolojiler kullanılarak yaşamın bütün bileşenlerine saygılı; varlık âlemindeki bütün bitki ve hayvanların yaşam hakkına duyarlı, onlarla uyumlu ve dengeli bir varlık düzeni içerisinde olmalıdır.

Yedinci prensip, “Hakkaniyet”. İnsan emeğine ve alın terine değer veren ahlaki ve adil bir anlayış üretimin bütün süreçlerinde gerçekleştirilmelidir. İşin gerçekleşmesinde malzeme seçimi ve alımlarından, işin yaptırılmasına kadar bütün safhalarında paydaşların asıl işveren ve alt işveren olarak hak ve hukuku gözetilmeli, karşılıklı iyi niyet, sözlere ve sözleşmelere riayet edilmelidir. İşin gerçekleşmesi için katkı yapan bağışçı ve yardımcı olan kişilerin iyi niyetleri suistimal edilmemeli ve işin inşa safhaları ile ilgili olarak cemaat sürekli bilgilendirilmeli, açık ve şeffaf olmaya özen gösterilmelidir.

Sekizinci prensip, ürünün “Ekonomik” olması. Abartılardan kaçınılmalı, basit ve kullanışlı yapılmalı, oran ve ölçek ekonomisi uygulanmalı, her türlü israf ve gösterişten kaçınılmalı, işlevsel zenginleştirme ve ucuz olması sağlanmalıdır.

Bir üründe özelliklerden biri bazen diğerinden öncelikli olabilir. Caminin gerçekleştirme aşamasında bazı mekân ve bölümlerde bazı prensipler birinin önüne geçebilir, önem sırası farklı olabilir. Bazen ekonomi öne geçiyor, bazen sağlamlık, bazen estetik olması… Sonuçta hepsinde amaç insanla insan, insanla çevre, insanla âlem arasında düzgün ve bütüncül bir ilişki ağının sürdürülebilir kılınmasıdır. Hakk’ın rızası adına yapılan işlerde halkın rızasını gözetmeliyiz. Camilerimizi hikmetli bir şekilde, infak anlayışımızdan gelen ihsan ile imar etmeli ve ihlâsımıza zarar vermemeliyiz.

Herkes İçin Cami

İslam mimarisinin şimdiye kadar getirdiği anlayış ve külliye uygulaması; modern mimari, malzeme, imkânlarla zenginleştirilerek yeniden yorumlanmalı, günümüz şehirli insanının ihtiyaçlarına cevap vermeli, cami adeta şehrin en nezih ve ferah zaman geçirilecek yeri ve mekânı haline bütün yaş grupları için getirilmelidir.

Namaz kılanı veya kılmayanı ile bütün insanlarımız camiye ait mekânlarda kendisine ait bir yer olduğunu bilmeli, adeta insanımız cami ile barışmalı, onda kendi kaybettiği ihsanı, güzelliği, dinginliği ve medeniyeti bulmalıdır.

“Herkes için cami” anlayışını eserin bütün unsurlarına yaymalıyız. Cami, doğumdan ölüme kadar yaşamın bütün evrelerinde hatıralarımızın, umutlarımızın ve gerçekliğimizin mekânı olmalıdır. Dün, bugün ve gelecek zamanı harmanlamalı, ânı kıymetli kılacağımız mekânımız olmalıdır. Bizi kucaklamalı, sarmalı, onarmalı ve âlemle bütünleştirmelidir. “Hamd Olsun Âlemlerin Rabbi’ne” hakikatini, camiyi âleme çevirerek yaşamalı ve yaşatmalıyız. Cümle âlemin bir olduğu, birliğimizin ve bütünlüğümüzün yaşayan mekânı olarak camilerimizi hep birlikte inşa etmeliyiz.

Selam ve muhabbetlerimle.