Bir Sevdadır Türküler / Sümer Ezgü
Spor akademisi mezunusunuz, daha sonra müziğe başlıyorsunuz. Müzikle tanışma hikâyeniz nasıl oldu?
Müzik, aslında spor gibi benim çocukluğumdan itibaren olan bir aşkım. Hatta spordan önce mandolin ve melodika dersleriyle müziğe başladım. Sonra bağlama ve nota dersi aldım. İlkokulda mandolin ve melodika, ortaokulda ise bağlama çaldım. Liseden itibaren de aktif spora başladım. Dolayısıyla müzikle spor hep hayatımda oldu. Daha sonra Ankara, İstanbul, Erzurum, İzmir, Trabzon, Antalya radyolarında sınavlar açıldı. 10.000 kişinin katıldığı bu sınavda başarılı olanlardan birisi de bendim. 1 yıl kadar teorik, pratik ve uygulamayla ilgili birçok konuda eğitim verildi. Ardından kadroya alındım ve profesyonel hayatıma TRT’de başladım.
91 yılındaki ilk albümünüzden itibaren sevilerek dinleniyorsunuz. Sümer Ezgü, bu başarısını neye bağlıyor?
Çalışıyorum, üretiyorum, böyle bir yapım var. Hangi meslek alanını seçseydim, mutlaka o meslekle ilgili yeni bir şeyler üretmek, geliştirmek, araştırmak için çabam olurdu. Gençleri önemsedim, gençlere müziğin ulaşmasını arzu ettim. TRT, 1966 yılından sonra ilk defa 1980 yılında bir sınav açtı. Çünkü yeni sanatçılara ihtiyacı vardı. Biz de yeni bir müzik anlayışıyla gelmeyi düşündük. Ben de çalışan, üreten ve araştıran bir insandım. Derlemeler, türkü formunda özgün besteler yaptım. Bunları da hep halkla paylaştım. Ancak özel televizyonlar açıldıktan sonra halk müziği, klasik Türk müziği, Türk sanat müziği tamamen yayından kaldırılmıştı. O dönemki TRT yöneticilerimize bunun yanlış olduğunu söyledik. Onlar da bize bir sürpriz yaptı ve 1 hafta sonra “hadi başlayın” dediler. Ardından televizyonculuğa başladık ve bir anlamda “Bu iş, böyle olur.” demek istedik. Çünkü insanları tek yanlı beslememek lazım.
Sümer Bey, türkü denilince akla ilk gelen isimlerdensiniz. Türkülerimizle ilgili neler söylemek istersiniz?
Türkülerimiz bizim klasiklerimiz, özümüz, özkültürümüz. Aşklar, ölümler, doğumlar, kahramanlıklar, ayrılıklar, doğa, düğünler, hüzünler, kınalar vs. Yaşamda bizimle birlikte olan her şey türkülerimizde var. Bazen soruyorlar, “Türküler gelecekte ne olacak acaba?” diye. Ben de diyorum ki “Eğer bu memlekette kuru fasulye pilav unutulursa türküler de unutulur.” Çünkü o kadar bizim temelimizdir türküler.
En sevdiğiniz türküler hangileri Sümer Bey?
Böyle bir sınıflama yapamam. Çünkü en çok sevdiğiniz yemek gibi olmuyor bu iş. O anki duygular neyi gerektiriyorsa o hoşunuza gidiyor.
Hangi tür müzikleri dinlemeyi ve hangi sanatçıları tercih edersiniz?
Benim özel olarak dinlediğim sanatçı ve müzik yok. İnsanları mutsuz etmeyen ve yaşamı geri çekmeyen müzikleri tercih ediyorum. Mesleğim gereği otantik müzikleri çok dinliyorum. Çünkü kaynak otantik müzik. Otantik müzik hormonsuz domates gibi. Halk ozanlarından, mahalli sanatçılardan besleniyorum. Onların yaptığı nağmelerin, ince melodi ve sözlerin değerini çok iyi biliyorum. Onun dışında iyi icra edilen bir senfonik konser, klasik Türk müziği, bir ozanın tek başına çalıp okuduğu bir resital ya da topluluk müziği de olabilir. Hiç fark etmez. Yeter ki anlamlı olsun, her tür müziği dinleyebilirim.
Sümer Bey, yurtdışında da çok sayıda konserleriniz oluyor. Oralarda türkülerimiz nasıl karşılanıyor?
Bizim vatandaşlarımız tarafından tabi büyük bir hissiyatla karşılanıyor. Bizi adeta kokluyorlar memleket kokusu alır gibi, bizimle memleketi yaşıyorlar. Birlikte türküler söylüyoruz. Aynı zamanda türkülerle; orada doğan çocukların bozulmaması, entegre olmaması ve yok olmaması yönünde katkı sağlıyoruz onlara. Türküleri dinliyorlar, birlikte oyunlar oynuyorlar, geleneklerini yaşıyorlar. Zaten bizi o ihtiyacı karşılamak için çağırıyorlar oralara, çünkü varlıklarını devam ettiriyorlar bu kültürle. Balkan ülkeleri dışındaki Avrupa ülkeleri düz ritimlerden anlıyorlar. Bizde ise aksak ritimler var ama bunları algılamakta zorlanıyorlar. Biz de onların algılayabileceği ritimleri ve eserleri okuyoruz. O zaman çok enteresan buluyorlar, otantik enstrüman çeşitliliğimiz çok renkli geliyor.
Sanatçı hem basın yoluyla hem de yaptıklarıyla devamlı toplumun gözü önünde. Sizce sanatçı ahlaki olarak topluma nasıl bir rol model olmalı?
Sanat hep vardır ve topluma bir güneş gibi ışıldar. Bir sanatçı olarak ben de bunu yapmaya ve üretmeye çalışıyorum. İnsanlara güzellikler ve barış mesajları vermeye çabalıyorum. Dünyada yalnız olmadığımızı, engellilerin, hayvanların, bitkilerin de bulunduğunu ve hepimizin birlikte yaşadığımızı, aslolanın kavga, dövüş değil de barış olduğunu insanlara müziğimle, söylemlerimle anlatmaya çalışıyorum.
Değişik sosyal projelere katıldığınızı biliyoruz. Sanatçının bu sosyal sorumluluğuyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Eğer insanlar beni seviyor, benim ağzımdan çıkacak olan kelimelerin ve benim varlığımın bir değeri olduğunu fark ediyorlarsa ve ben oralarda gerekliysem oralarda bulunuyorum. Aslında toplumda ön plana çıkarılması istenen bir konunun üzerine büyüteç koymaya katkı sağlıyoruz. Bu biraz önce bahsettiğim gibi engelliler, kanser hastaları ya da doğanın yok oluşuyla ilgili olabiliyor. Mesela Burdur Gölü’nün kuruması tehlikesine karşı destek veriyorum oraya. Köylere gidip aslında doğanın bir zincir olduğunu, gölün kurumasıyla iklim değişiklikleri meydana geleceğini ve bu nedenle hiç beklemediğimiz olumsuz sonuçların doğabileceğini anlatmaya çalışıyoruz. Eğer benim varlığım o sözel projede bir değer taşıyorsa ben de uygunsam orada yer almaya çalışıyorum.
Sizce iyi bir eş, iyi bir baba nasıl olunur? Aile müessesesi hakkındaki düşünceleriniz neler?
İnsanların aidiyet duygusuna ihtiyacı var. Aile de ilk aidiyet duygusunu duyduğumuz en küçük topluluk. Ben de eşimle, çocuklarımla birlikte olduğum zaman kendimi çok iyi, çok mutlu hissediyorum. Paylaşmak, birlikte olmak çok güzel. Dışarıda yorulup eve geldiğim zaman huzur buluyorum. Çocuklarıma da topluma, kendisine, çevresine yararlı olmaları için yetiştirmeye çalışıyorum. Baskıyla, korkutarak onları yönlendiremeyiz. Bu mutlaka psikolojik olarak bir dönem sonra dışarıya vuruyor. Onlara eğitim vererek, belki yol göstererek, imkân sağlayarak mutlu olmalarını, yollarının açılmasını sağlıyoruz. Zaten onlara verebileceğim en önemli şey eğitim. Değerlerine sahip çocuklar olmasını istiyorum. Nasıl ki ailede aidiyet duygusu önemliyse, bu ülkenin insanı olarak da bu ülkeye de bir aidiyetleri var. Dolayısıyla değerlerini bilerek yetişmelerini istiyorum.
Bugünlerde hep işimizde gücümüzde olup bayağı bir yoğun yaşıyoruz. Teknolojik gelişmeler hızla ilerliyor ama arkadaşlarımızla konuşmaya bile vakit bulamıyoruz. Siz sevdiklerinize zaman ayırabilmek için bir plan, program yapıyor musunuz? Neler söylemek istersiniz bu konuda?
Biz de aynı dertten muzdarip olduğumuz için, İstanbul’un gereksiz, adeta patinaj yapan araba gibi koşturmasından kaçtık ve Antalya’ya yerleştik. Artık beynimiz daha duruldu, dostlarımızla ve kendimize vakit ayırabiliyoruz. Yaşamımız daha renklendi. Hatta benim müzik üretimim de daha anlam kazandı. Çünkü İstanbul’da projelere sıra gelmiyordu. İstanbul’da herkes ekmek parası için koşuyor. Ama İstanbul merkezli yaşamdan artık vazgeçmek ve ülkenin her yerine yayılmak lazım. Herkes bulunduğu yerde üretmeli bence. Çünkü o kadar insan sıkışması var ki artık İstanbul patlayacak. Ben o açıdan Antalya’da rahatım. Annem, çocukluk arkadaşlarım burada. Zaten ben Antalya’nın Bulancık ilçesinde büyüdüm. Oradaki dostlarımın birçoğu Antalya’da. Toroslar, kendi toprağım burası. Kendimi iyi hissediyorum, zaman da ayırabiliyorum. Bazen Toroslarda yörüklerle birlikte oluyorum, mahalli sanatçılarla türküler yapıyoruz, kendimi besliyorum. Aynı zamanda müzik stüdyoları var. Ben İstanbul’a gitmiyorum artık, kayıtlarımı burada yapıyorum. Şimdi bir çalışmaya girdim “Sümer Ezgü ve Süper Çocuklar” diye. Çocuklar bu ismi koydular. Oğlum Ozan’ın 8-11 yaşlarındaki arkadaşlarıyla bir albüm çalışması yaptım. Çocuklar aslında müziği olan türküleri benden öğreniyorlar ama onların türkü olduğunu bilmiyorlar. Mevcut hakim kültürde hep batılı grupları dinliyorlar. Bu yüzden ben de müzik öğretmenleriyle konuştum ve böyle bir grup kurduk. Tin tin tinimini hanım, hoppa şina şinanay nam, leblebi koydum tasa, horozumu kaçırdılar gibi sözleri ve ritimleri itibariyle çocuklara çok uyan, sevimli türküleri seçtik. Çıkarsa klibini remiksleyeceğim. Altyapısı dinamik, rock soundlu ve zurna, sipsi, cura gibi melodik sazları olan, çocuklarla birlikte okuduğumuz çok hoş bir albüm oldu. İstanbul’da olsaydım mümkün değildi. Çocuklar çok önemli. Öyle bir bombardımana tâbi tutuluyorlar ki. Barış Manço’dan sonra çocuklara hiç eğilinmedi diye düşünüyorum. Ne verirseniz çocuklar onu alıyorlar. Bence çok anlamlı bir çalışma oldu. Ona bir klip çekeceğiz ve çocukların anılarına bırakacağım o klibi. Bu tarz güzel çalışmalara giriyorum.
Türkülerle ilgili yeni projeleriniz var mı?
1999’da “Bir Sevdadır Türküler” diye bir albüm çıkarmıştım. İçinde Cemilem, Sevdam, Asmam Çardaktan, Bodrum Hakimi, Harman Dalı gibi türkülerim vardı ve çok tutulmuştu. Ama piyasada yok, çünkü firma kapandı. Onu tekrar çıkardım geçtiğimiz ay, hem arşivciler için hem de dijital alanda yer alması için. Bahar ayında başka bir türkü albüm projem var. Ayrıca Akdeniz Üniversitesi’yle bağlantım var. Konservatuarda devre arkadaşlarım, hocalarla birlikteyiz. Böyle birtakım farklı denemeler için devamlı toplanıp provalar yapıyoruz. Asla durmak yok, hep üretim.
