Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Bana Oyun Gerek Anne ! / Uzm. Psk. Talha Ömeroğlu

Bu Yazıyı Paylaşın:
Bana Oyun Gerek Anne ! / Uzm. Psk. Talha Ömeroğlu

İlkokul mezunu ve ev hanımı olan bir anne ile yüksekokul mezunu esnaf ve memur bir babanın beş çocuğundan en küçük olanıydı görüştüğümüz.

Telaşla elinden tuttuğu oğluyla yanımıza geldi anne…

Aile üniversite öğrencisi bir ağabey, lise son sınıf öğrencisi bir abla, ilköğretim 4. sınıf öğrencisi ikiz ağabeyleri olan, 6 yaşında, evin en küçüğü… Anne seyrettiği bir TV programının etkisiyle çocuğunda problem olduğunu düşünmeye başlıyor. Endişeleniyor anne. “Bir sorun var!” diyor.

Annenin içini bir kurt kemiriyor ve yardım almaya karar veriyor.

Anne dertleniyor çocuğundan. Başlıyor sıralamaya:

“Benim çocuğum kitapları sevmiyor.”

“Benim çocuğum kalem kullanmayı sevmiyor.”

“Benim çocuğum resim yapmayı sevmiyor.”

“Benim çocuğum boyama kitaplarını boyamayı sevmiyor.”

“Kendisine kitap okuyorum, anlattığım yerle ilgili sorular soruyorum ama oğlum cevap vermek istemiyor. Kendisinden anlatmasını istediğimde de anlatmaktan kaçınıyor.”

Anneyle konuşuyoruz. Zaten baba gelmemiş. Alabileceğimiz bilgileri anneye sorarak öğreniyoruz. Anne, Halk Eğitim Merkezlerinde AÇEV (Anne Çocuk Eğitimi Vakfı) kurslarına katılmış. Çocuğunu iyi yetiştirmek istiyor. İlgileniyor da çocuğuyla…

Bakıyoruz ki çocuğun en büyük derdi, sıkıntısı: Oyunsuzluk ve yalnızlık.

Aile yol kenarında bir apartman dairesinde oturduğu için çocuğun dışarıda oynama şansı yok. Bir çeşit cezaevi sanki. Kısıtlanmış bir ortam… Çocuk bazen babanın iş yerine gidiyor. İş yerinin önünde bisiklet sürüyor. Ne yazık ki burada da kendi başına oynuyor.

Anne çocuğuyla ilgileniyor demiştik ya hani, ikizler okuldan gelene kadar anne çocuğuyla evde oynuyor. Anneye sormuştum: “Kızınla mı sohbet etmek hoşuna gider yoksa komşu hanımlarla sohbet etmek mi hoşuna gider?” Anne: “Elbette komşuyla konuşmak sohbet etmek hoşuma gider, komşuyla kafamız uyuşuyor, vs.” dedi. Ben de anneye sordum o zaman: “Çocuğun seninle mi oynasa daha çok zevk alır yoksa yaşıtlarıyla mı?”

Çocukla görüştüm. Onu anlamaya çalıştım…

Acaba zihinsel bir problem olabilir mi diye de kontrol ettim. Zihinsel bir sorun görünmüyordu.

Çocuk rahat değildi. Kendine güven sorunu görünüyordu.

Hayata tutunabilmesi,

Yaşamın içinde bir yer edinebilmesi,

Mücadele yeteneği kazanması,

Toplumda uyulması gereken kuralları öğrenmesi,

Dünyanın sadece kendisinin etrafında dönmediğini anlaması,

Bir şeyler elde etmek için çaba göstermesi gerektiğini bizzat yaşaması lazım.

Bütün bunlar akranlarıyla oyunlar oynaması ve birlikte vakit geçirmesiyle mümkün.

Bu arada anne ve babanın evde kararlı ve tutarlı olması yanı sıra evde uyulması gereken kurallar da önemli tabi.

Aileye tüm bunları göz önüne alarak çocuğun öncelikle yaşıtlarıyla beraber olması gerektiğini, onlarla oyunlar oynaması gerektiğini açıkladık.

Çünkü okuldan gelen ikizler onunla ancak kısa bir süre oynayabilirler. Onların da kendilerine göre programları, işleri var. Kendilerince oynayabilecekleri oyunlar var. Elbette onu yapacaklar. İşte o zaman bu küçük kardeş kısa zaman sonra onlar için ayak bağı olacaktır. Onunla uzun süre oynayamayacaklardır. Bu durum, küçük çocuk için de ikizler için de sıkıntılı ve hoş olmayan bir durum oluşturacaktır.

Anneyle oyuna gelince, çocuk hiçbir oyunun kuralını istenilen düzeyde kavrayamayacak ve uymasında sıkıntı olacaktır. Çünkü anne ister istemez oyunun kuralını çocuğunun lehine değiştirecek veya bozacaktır. Bunun çocuğun ileriki yaşamında ise olumsuz etkileri olacaktır. Bundan dolayı akran grubu önem kazanmaktadır.

Ayrıca aileye şu bilgi de verildi: “Çocuğun yetiştiği çevre çocuğun yetişmesine uygun değilse oradan hicret etmek yani taşınmak çocuğun babası üzerindeki hakkıdır.” Çocuğun din açısından değerlendirildiğinde böyle bir hakkı olduğu da ortaya konmuştur. Hakikaten çocuk yetiştirmek zor bir iş, büyütmek gibi değil. Onun için çocuklara verilmiş olan bu hak ne kadar da önem kazanıyor, değil mi?

Çocuğunu hakkıyla yetiştirebilenlerden olabilmek dileğiyle…