Avrupa'nın Hali Vakti Yerinde Değil / Mahinur Özdemir
Genç yaşta Avrupa ve dünya siyaset sahnesinde zorlu bir toplumsal göreve soyundunuz. İçinde bulunduğunuz toplumu değerlendirmek adına Avrupalının bugün en önem verdiği konunun ne olduğunu düşünüyorsunuz? Güvenlik, huzur, ekonomi, toplumsal sorunlar adına neler söyleyebilirsiniz? Avrupalı bu konularda kendi gelecek kaygılarını nasıl rasyonalize ediyor? Avrupa’da geçmişten farklı bir kaygı seziyor musunuz?
Avrupalının bugün en önem verdiği konu belki 20 yıl öncekinden çok farklı. Yıllar önce bu soru sorulsaydı vereceğim cevap çok farklı olurdu. Lakin dünyayı ve Avrupa’yı vuran küresel kriz ile birlikte dengeler değişti. İnsanların öncelikleri farklılaştı. Çocuklarıma nasıl bir gelecek bırakabilirim, emekliliğim nasıl olacak, hala güvence altında mı gibi konular öncelik olmaya başladı. Ekonomik krizle birlikte toplumsal huzurun da sarsıldığını söyleyebiliriz. İstihdam güvencesi de güncel konulardan bir tanesi. Avrupa’da her geçen gün ekonomik kriz hissediliyor. İşyerleri kapanıyor, işsizlik oranı artıyor. Bununla beraber iflas oranı da kat kat artıyor. Ekonomik kaygı, öncelikleri çok fazla değiştirdi. Aile ortamlarını da çok etkiliyor, zira boşanma oranları her geçen gün artmakta.
Avrupa’nın Örneklik Boyutu Bir Dayatma mı?
İnsanî değerler açısından Avrupa’nın olgunluk düzeyini nasıl buluyorsunuz? Değerler hiyerarşisinde Avrupa, sizce oturmuş bir yapıyı sağlayabildi mi? Örneklik boyutu bir dayatma mı? Gelecek adına bu konuda ümitvar mısınız?
Avrupa insanı değerlerin oturması ve yerleşmesi için kendi içerisinde ve birbirine karşı çok uzun ve kanlı mücadeleler verdi. Kâğıt üzerinde insanların belki pek çok ülkesinde olmayan çok büyük haklara sahipler: bireysel hak ve özgürlükler, eğitim, çalışma, sendikacılık, grev hakkı, dernekleşme vs... Bunların hepsi koruma altında. Ama tabi uygulamada bunlarla ilgili sorun yok demek değil. Fakat hak arama yollarının çeşitli ve daha geniş olduğunu görüyoruz. Avrupa’nın bu değerler hususunda bir iddiası var, ancak örnek olma konusunda başarılı olup olamayacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz.
Önyargıları Yıkmak Sabır ve Azim İster
Avrupa’da dinler ve mensuplarının sorunlarına dair düşünceleriniz nelerdir? Avrupa’da İslam algısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce orada İslamofobinin gerçek bir karşılığı var mı? Sivil toplumun Müslümanlardan beklentileri nelerdir? Bunun içinde medeniyet algısı ve önyargısız, samimi arayışlar var mı? Avrupa’da entelektüel ve akademisyenler bu konuya nasıl bakıyor?
Avrupa’da 20 milyona yakın Müslüman yaşıyor. Bununla beraber, İslam hala Avrupa’ya ait mi yoksa AB bir Hristiyan kulübü mü gibi sorular soruluyor. Avrupa’da seküler bir toplum ve anlayış gitgide yayılmakta. Belçika diğer ülkelerden farklı olarak şöyle bir özellik taşıyor: İslam ve Hristiyanlık başta olmak üzere toplamda 8 dini resmi olarak tanımakla kalmıyor, eşit bir şekilde olmasa bile finansman sağlıyor.
Avrupa’da İslam algısı 11 Eylül 2001’den sonra daha farklı bir yön aldı. Hoşgörü içerisinde yıllardır yaşadığımız topraklarda Müslümanlar çok zorluk çekti. Bu algıyı değiştirmek maalesef çok uzun yıllar alacak gibi. Yabancıların ayrımcılığa maruz kaldığı ortamlarda, Müslümanlar iki kat fazla mağdur olabiliyor. Bu yönüyle “İslamofobi”nin kelime olarak kabul edilmesi bile bir sorun olabiliyor. Sarkozy’nin cumhurbaşkanlık seçimleri esnasında yabancıları ve Müslümanları ötekileştirmesi veya Merkel’in 2005 yılında İslam Avrupa’ya ait değil demesi... Söz uçar yazı kalır derler ya? Söz uçmadan hafızalara yerleşiyor ve genel olarak toplumda alıcı buluyor. Önyargılar duvar gibidir, onları yıkmak kayayı delmeye çalışan su damlası gibidir, sabır ve azim ister...
Bilinçli ve Katılımcı Vatandaşlık
Toplumların kaynaşmasında entelektüel birikim, insani boyut, kültürlerin tanışması ve evrensel algı sizce ne denli etkili? Şu ana kadar ki siyasî bireysel tecrübenizden yola çıkarak gerçek bir Müslüman’ın Avrupa’da örneklik boyutunun ve anlamlı toplumsal rollerinin nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Avrupa’da yaşayan her Müslüman fert, hem haklarımızın hem sorumluluklarımızın farkında olması gerekir. Bilinçli ve katılımcı vatandaşlık noktasına ulaşmamız lazım. Yaşadığımız ülkeleri benimseyip topluma ve ortamımıza katkı sağlamalıyız. Bizler buralıyız, öyleyse bizim de söyleyeceklerimiz olmalı inancıyla daha etkili olmalı ve daha çok inisiyatif almamız gerekiyor. Bu hem kendimizi doğru ifade etmek için hem de yaşadığımız ülkenin meseleleriyle de alakadar olmamız açısından önemli. En basitinden bayramlarımızı ve bazı önemli kültürel günlerimizi sadece Türk komşularımızla değil, çevremizdeki diğer insanlarla da paylaşalım.
