Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Aşk Yerlere Düşmüş / Çelik

Bu Yazıyı Paylaşın:
Aşk Yerlere Düşmüş / Çelik

Yeni albümünüz Milat isminde. Geçmişten günümüze sevilen şarkılarınızdan oluşuyor. Milat burada şarkılarla değil sizle ilgili gibi… 90’lardan günümüze neleri taşıdınız. Neler miladınız oldu?

İnsan anlayıştır, anlayışlar zinciridir ve bu anlayışların toplamıdır, idraktir. Ne kadar idrak ettik,  ne idrak edebildik, idrak ettiğimizle ne kadar olgunlaşabildik, bunu ölçmek zor. Taşınmayan hiçbir şey yoktur, ona eminim. Bilinçli ya da bilinçsizce çok fazla şey ruhumuza kazındı diye düşünüyorum. Tek tek, olay olay yazamam ama 12 Eylül gördüm ben, terör gördüm, ihtiraslı kazanç sektörlerini gördüm, bir dilim ekmeğe muhtaç olanları gördüm… Saymakla bitmez ve bunlar hayatımıza etki etmiştir; şarkılar bu tesirlerin çok ama çok az bir kısmını ifade edebilir.

“Ben egoma kul olarak yaşamaktan çok sıkıldım.” diyorsunuz. Ego esaretinden kurtulmak nasıl mümkün olabilir?

Tabi ki mümkün olabilir. Ben insan iradesine inanırım, ama bir o kadar da iddialı konuşmaktan sakınırım. Tam yapabilmek herkesin harcı değil ama yapma yolunda olmak da bir yoldur. Bu yolda yürüyor olmak da zevklidir. Ben de şahsen “tam olarak yaptım” sözünü asla söyleyemem, tam da tersine bu yolda çok düştüğümüz olmuştur ve hâla da olmakta... Kısacası ben bu yolda birine tavsiyede bulunacak biri değilim, kendi yolumdayım.

Objektif olduğunuzu gözlemliyoruz. Fanatiklikle ilgili görüşleriniz nelerdir?

Gücüm yettiğince objektifim. Kırılma noktaları vardır her insanın, Allah bunlarla insanı sınamasın dilerim. Objektif olmaya gayret ediyorum. Ama bir o kadar da dikkatliyim. Yok saysan adam yerine koymasan “Yaratılanı severim Yaratandan ötürü” sözü boşa çıkar, anlamını kaybeder; varsaysan ve onu hayatın içine katsan sen öyle değilsin, o da kendini inkâr ve kendine saygısızlık olur. Zor bir durum... Ama yine de daha ince yollar vardır diye düşünüyorum. Yılan kötüdür, yok edersen fareyi yakalayan kalmaz; o yüzden yılandan uzak dur, ama onu öldürmen de şart değil... Denge… Tevhid. Yaratılan her şeyin bir sebebi vardır diye düşünürsen hiç kimse hakkında kesin hükümler vermenin de bize düşmediğini kavrarsın, ama ne kadar yapabiliriz bunu bilemiyorum. Dediğim gibi, hepimizin kırılma noktaları var.

Şarkılarınız aşk üzerine. Bir gönülde yer etmek için ne gerekli?

Aşk yerlere düşmüş bir kelime. Herkesin üzerine yüklediği anlam ve kendi anlayışı kadar var aşk. Kimisi aşkı için ölüyor, kimisi iki günde boşuyor ama ikisi de ortak anlamı kullanıyor. Bu dünyada ruhların güzelliği konusunda bence bir hiyerarşi vardır. Kim daha çok seviyor şarkım bunu anlatır. Bence aşk, kahramanların, feragat ahlakı olanların işidir. Bir başka şarkımda “aşk bizim gibilerin neyine, sevgiyle yetinmek lazım” yazmışım. Ben aşk sözünü çok da yerli yersiz ağza almamak gerektiğini düşünüyorum. Bir mertebesi yüksek anlamda kullanılan bir söz varmış ki o başka bir âlem… Oraya girmeyelim şimdi…

Şarkı sözlerinizin gerçekleştiğini okumuştum. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

“Allah, Âdem’e isimleri öğretti” bilirsiniz bunu... Yüce Allah yazmış bunu kitabımızda…  İnsan bunların kendinde olup olmadığı konusunda pek de ilgili ve bir o kadar da bilgili değildir. Zaman içerisinde ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyması gerektiğini öğrenirsiniz. İnsan çok büyük bir varlıktır ama kendi kıymetini ve anlamını bilmez, bu kadar söyleyeyim, fazlasına gerek yok. “Beni anın ben de sizi anayım.” diyen bir Allahımız var, “Şah damarınızdan daha yakınım.” diyen bir Allahımız var, “Ben kulumun zannına göreyim.” diyen bir Allahımız var. Sürekli bizimle olan bir Allahımız var ama biz sanki O yokmuş gibi davranabilme cüretini gösterebiliyoruz. İnsan bunu dikkatle düşünürse ağzından kelime çıkarmayı bırak, düşünmek istemez…

Başınıza gelen sıkıntılara belalara nasıl tepki veriyorsunuz?

Başlangıcım savaşmak ve dizayn etmeye çalışmakla geçti, bu gençliktir ve normaldir ve olmalıdır da. Ki hiçbir şey yapamadığını ve dünyanın sensiz de yürüyebileceğini bil ve anla. Egodan kastım bu. Ego kendini bir halt gibi gösterir; halbuki Ağa Camii’nden bir Fatiha okunmasına bakar yaşamın, o kadar. Bu dünya tarihinde küçük bir an bile değilsindir ama sana kalsa dünyaları sen yaratmışsındır. Ben de böyleydim.

Böyle olunca mücadele etmeye gücünün yetmediğini anlar ve öğrenirsin. Ben dünyaya barış getiremedim, gücüm yetmedi… Çünkü “ben”i değil onları değiştirmeye çalıştım. Ben değil, onlar dediğin sürece ben ve ego olarak durursun. Hatalı bir dünya vardır ve onlar hatalarını değiştirmelidir, ama sen değişmemelisindir. İşte bu en büyük egodur!

Sonrasında sakinlik gelir, huzur bulursun. Barışı kendi içinde dizayn edince sana her şey güzel görünür, her şey yerli yerindedir, Yaradan zaten her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. Ancak bizim beğenmeyen egomuz, onun düzenini kendi akli düzenine göre dizayn etmeye çalışır. Bir tür delilik! Ben bu delilikten kurtulma mücadelesi veren biriyim.

İnsanı insan yapan özellikler sizce nelerdir?

Bu saydıklarımı yapabildiğimde, iki ayaklı insan görünüşünde olmaktan çıkıp insan gibi insan olunur... Yani söyleyen ama yapmayan değil, söylemeyen ama yaşayan olmak lazım. Ben bu söylediklerimin tamamını önce kendim yapabilme mücadelesi veren biriyim. Yani bunlar, kimseye sen bunları yap demek değildir, benim kimseye öğretecek bir şeyim yok. Ben kendim öğrenmeye ve yaşamaya çalışan biriyim, ama ne yapayım mesleğim bu, soruyorlar ben de kalbimi paylaşıyorum.

Manevi yönü olmayan birine eksik diyebilir miyiz?

Ben kendimden daha eksik, manevi tarafı zayıf birini görmedim. Bu fakir edebiyatı ve kendini taşlama veya tevazu değil, tam tersine yaşadığım hakikati paylaşıyorum size…

Gelecekten beklentileriniz nelerdir?

Keşke bir geleceğim olabildiğinden ve yarına çıkacağımdan emin olsam...