Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Arakan Kayıp Şehrin Acılı İnsanları / İHH Myanmar Sorumlusu Vahdettin Kayğan

Bu Yazıyı Paylaşın:
Arakan Kayıp Şehrin Acılı İnsanları / İHH Myanmar Sorumlusu Vahdettin Kayğan

Arakan’da büyük bir sıkıntı var, bize uzak bir coğrafya olduğu için insanlarımız basın yoluyla haberdar oluyor, siz işin içerisinde bir insan olarak bir değerlendirme yapar mısınız?

Aslında Arakan sorunu yeni bir sorun değil, çok uzun yıllardır aynı bu şekilde belki daha ağır devam eden bir sorun. Fakat ilk defa bu yıl Arakan’da iki üç ay önce çıkan olaylardan sonra dışarıya haber sızdırılabildi ve bu haberlerle ve özellikle İHH’nın hazırladığı raporla ilk defa dünya gündemine taşınıyor. Arakan olayı özellikle 1940’lardan beri yani İngiltere’nin bölgeden çekilmesiyle, Budistlere bölgenin teslim edilmesiyle başlıyor. O gün bugündür Budistler oradaki Müslümanları hiçbir zaman Arakan’ın vatandaşı olarak kabul etmediler. Onlar burada yabancıdır, bunların buradan gitmesi lazım, dediler. Arakanlı Müslümanları bölgeden tamamen çıkarmak için ellerinden gelen her türlü işkenceyi, her türlü zulmü denediler, her türlü katliamı işlediler. Son olaylar da bunların bir devamıydı.

Hayret dünya Budist öğretilerini öyle anlatıyor ki, bizde Budistleri karınca ezmez (!) biliyorduk…

Budist öğretilerinde hep öyle diyorlar, “Budistler her zaman barışçıldır, karınca ezmezler, hiçbir şey yapmazlar…” ama maalesef özellikle Güneydoğu Asya’da Müslümanlar’ın azınlıkta olduğu bölgelerdeki Budistler, Ortadoğu’yu kasıp kavuran Amerikalı’sından İngiliz’inden vs. hepsinden çok daha zalim, hepsinden çok daha şedid. Tabi bu sadece Arakan’da değil aynı şeyi Taylandlılar Patanililere yapıyorlar, aynı şeyi Filipinler Moralılara yapıyorlar yani Güneydoğu Asya’nın her yerinde… Myanmar biraz daha farklı, Myanmar’ın kuruluşundan beri askeri bir yönetimi var, hiçbir zaman seçilmiş bir hükümet başa gelmedi.

Myanmar eski Burma değil mi?

Evet, eski Burma, son zamanlarda ismi değiştirildi. Aslında İngilizler bölgeye geldikten sonra Müslümanlar İngilizlere karşı çok direndiler, Müslümanlar’ın orada güçlü bir yapısı vardı. İngilizler orayı işgal ettikten sonra önce Müslümanlar’ı dağıttılar, sonra bölgede bulunan Budistler ve Müslümanlar arasına bir fitne soktular. İngilizler bölgeye ilk geldiklerinde Müslümanlar ve Budistler birlikte İngilizler’e karşı savaşıyorlardı. Daha sonra İngilizler, Müslümanlarla Budistler arasına fitne sokuyorlar, birbirine düşürüyorlar. Bölgedeki Rakina dediğimiz Budistlerle Rohengi Müslümanlar’ı aslında aynı soydan geliyorlar, tip olarak da daha çok Moğollara benziyorlar, kavim olarak da farklılar. Aralarına fitne soktukları Budistler ve Müslümanlar aynı soydan geliyorlar. Maalesef Myanmar hükümeti hep bölgedeki Budistleri destekledi, Budistler’e her türlü silahı verdi, sadece Müslümanlar’ı bölgeden çıkarın, dedi. Zaman zaman büyük katliamlar yaşandı, özellikle 1990’larda çok büyük katliamlar yaşandı. O dönemde Bangladeş’e gelen bir milyon mülteci var, Suud’a giden dört yüz, beş yüz bin Arakanlı var, diğer körfez ülkelerine dağılan çok sayıda Arakanlı var, Hindistan’a az sayıda da olsa gidenler var. Bu katliamlar hep devam etti, hep böyle süregeldi. Özellikle 1990’larda şimdikinden çok daha büyük katliamlar yaptılar. Her iki yılda bir katliamlar oluyordu, aradaki zamanlarda sürekli birileri gözaltına alınıyor, gözaltında kayboluyordu, birileri, çocukları kaçırıyordu, birileri kadınları taciz ediyordu, birileri ev yakıyordu… Yani bu olaylar hep oluyordu. Özellikle bu yıl Mayıs, Haziran ayında Myanmar’da son dönemde demokratikleşme gibi bir şey oldu. Hapiste olan muhalif lider serbest bırakıldı, hatta temsili bir seçimle meclise girdi, Müslümanlar biraz daha rahatlık hissettiler. On Müslüman genç bir şehirden diğerine giderken yollarını kesip hepsini katlediyorlar. Bu on Müslüman çok hunharca katlediliyor, bıçakla, taşla sopayla katlediliyorlar. Ondan sonra Müslümanlar protesto gösterilerine kalktılar, özellikle Sitiv’de ve başka kentlerde. Tabi bu olaylara hükümet hemen müdahale etti. Hükümet sokağa çıkan herkese ateş açtı, bir sürü insan öldürdüler. Müslümanlar cenaze namazı kılmak istediler, hükümet bunu bile engelledi. Bu engellenince Müslümanlar biraz daha öfkelendiler, bu öfkelenmeleri de maalesef Müslümanlar’a çok pahalıya mâl oldu. Sonuç olarak 300’ün üzerinde köy yakıldı, yakılan evler kerpiçten ya da tahtadan yapılan evler olduğu için tamamen yanıp kül oldular. Muson yağmurlarına da denk gelmesi sonucu yağmurlar külleri de alıp götürdü, artık orada bir köy olduğu sadece ormanda açıklık bir alandan anlaşılıyor. Yaklaşık 300 köyü yok ettiler ve 100.000 insan evsiz kaldı. Ölü sayısını kimse bilmiyor ama gelen bilgilere göre en az 1000 kişi, bazı haberlere göre 1500-2000 kişi hayatını kaybetti. Arakan’da bir köyden bir köye gitmek için hükümetten izin almak lazım. On kilometre ötedeki bir köyde ne olup bittiğinden komşu köyün haberi olmuyor. En yakındaki köyde ne olup bittiğini kimse bilmiyor, onun için hayatını kaybedenlerin sayısı net olarak tespit edilemiyor. Gözaltına alınan insan sayısını da kimse net olarak bilmiyor. Neredeyse bütün camiler kapalı, Müslümanlar camilere gidemiyor, Cuma namazlarını kılamıyorlar, birçok camiyi harabeye çevirdiler, yaktılar yıktılar. Zaten 1940’tan beri bölgede cami yapmak yasak, restore etmek yasak. Adamlar bölgedeki Müslümanlar’ı bölgeden çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bunun sonucunda 2 milyonun üzerinde insan 1940’tan sonra Myanmar’ı bıraktı, zaten toplam nüfusu 5 milyon civarında, şu anda 2,5 milyon insan kaldı. Bu son olaylardan itibaren Bangladeş hükümeti de sertleşti, gelen hiçbir mülteciyi kabul etmediler, sığınma kabul etmediler. Gelen bütün mültecileri geri gönderdiler. Bangladeş tabii dünyanın en fakir ülkesi, nüfus yoğunluğu bakımından dünyanın en kalabalık ülkesidir. Biz artık bu mültecileri kaldıramayız, dediler. Yani insanlar artık ya ölecekler ya ölecekler başka bir alternatifi yok, çünkü sadece Bangladeş’e sınırı var ve büyük geniş bir nehir var, İstanbul boğazının neredeyse iki katı genişliğinde Naf Nehri var. Naf nehrini çok ilkel kayıklarla gece geçmeye çalışıyorlar. Bu arada fırsat bulanlar Bangladeş’e kaçmayı başardılar, hükümetten kaçmak için değişik yerlere dağıldılar. Geri gönderilmemek için saklanıyorlar.

Özellikle uluslararası baskı gelince katliamlar durdu ama şu ana kadar bölgede sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına izin verilmedi. Arakan’ın başkenti ve Sittwe dedikleri yerdeki mülteci kamplarında çok sınırlı sayıda çalışma var. Türkiye’den Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan’ın eşi Emine Hanım Arakan’a gittiler, Sittwe’de mülteci kampını ziyaret ettiler. Türk Kızılay’ı orada yardım dağıttı. Myanmar’da bizim beraber çalıştığımız yerel kurumlar var, onlar her şeyi göze alarak Arakan’da küçük bir çalışma yaptılar. Organization of the Islamic Conference (OIC) bölgeye gitti, onların bir baskısı vardı. Yine şu anda iki milletvekilimiz bölgede... Belki izin alır bölgede bir çalışma yaparız beklentisi var. Bize, Müslümanlar’a hiçbir şey satmadıkları, Müslümanlar’la bütün alışverişi kestikleri bilgileri geliyor. Zaten Müslümanlar ticaret yapamıyordu, bir Müslüman bir iş yeri açacaksa muhakkak bir Budist’le ortak olması gerekiyordu, ticareti de tamamen bitirdiler. Şu anda Müslümanlar’ı bölgede kendi kaderlerine terk etmişler. Bangladeş’te yaklaşık bir milyon mülteci var, bunların bazıları mülteci kamplarında, bazıları değişik yerlere sığınmış durumda.

Türkiye’deki yardımlar Bangladeş üzerinden mi gidiyor?

Bugüne kadar olan yardımlarımızın çoğunu Bangladeş’teki mültecilere gönderiyoruz. Bangladeş içinde beraber çalıştığımız arkadaşlar Arakan asıllı Bangladeş vatandaşlığı almış kişiler. Bu arkadaşlarla çalışıyoruz, yeni gelenler de bu arkadaşlar aracılığıyla bir yerlere yerleştiriliyorlar. İlk etapta elbise, yiyecek, mutfak malzemesi, çadır vs. ihtiyaçları herkese biz dağıtıyoruz. Mülteci ailelere belli bir miktar para veriyoruz.

Myanmar içine hâlâ girilemiyor mu?

Resmî olarak şu ana kadar Myanmar’lı yerel kuruluşlar aracılığıyla girdik, geçen hafta Myanmar’da yardım dağıtımı gerçekleştirdik. Başkent Sittwe’de yardım dağıtıldı, inşallah devam edeceğiz ama dediğim gibi sınırlı, oradaki yerel hükümetin izin verdiği ölçülerde yardım yapabiliyoruz. Öte yandan Bangladeş’te çalıştığımız arkadaşlar resmî olmayan yollarla Naf nehrini geçerek Arakan’a giriyorlar, Arakan’da akrabaları, arkadaşları var, onlar aracılığıyla yardım yapıyoruz. Biz zaten 1994-95’ten beri bölgede aktif olarak çalışıyoruz. Şu anda da sınırlamalara rağmen bölgeye yardım ulaştırabilmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Düzelme ihtimali var mı, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası boyutta ilk defa gündeme geldi. Arakan bölgesinde böyle büyük bir zulmün, işkencenin, soykırımın olduğunu dünya ilk defa duydu, öğrendi. Birleşmiş Milletlerde de gündem oldu, İslam Birliği’nde de gündem oldu, İslam devletlerinde de gündem oldu. Türkiye’de Başbakanımız da bahsetti, Cumhurbaşkanı da bahsetti. Meclis Komisyonu Başkan’ı ve bizim yönetim kurulu üyelerimizden oluşan üç kişilik bir ekip şu anda bölgede, Myanmar’ı, Malezya’yı, Tayland’ı, Bangladeş’i ziyaret edecekler. Bu yolla oradaki siyasi baskıları biraz daha azaltmak, bölgeyi biraz daha rahatlatmak istiyoruz.

Askeri bir yönetim var, şu anda başta olan yönetim iki yıl önce seçimle başa geldi ama sözde bir seçim yapıldı, var olan askerî hükümet devam etti, hiçbir şey değişmedi. Uluslararası arenada baskı uygulanırsa biraz daha düzeleceğini umuyoruz.

Myanmar’da Müslümanlar mülk sahibi olamıyorlar, Müslümanlar’a beyaz kart dedikleri, yabancılar diye bir kart veriyorlar. Müslümanlar ticaret yapmak isterlerse Budistler’le ortak olması gerekiyordu şimdi bunu da kaldırdılar, Müslümanlar ticaret yapamıyorlar. Müslümanlar’ın elindeki topraklara çok rahat el koyabiliyorlar, bu toprakları Budistler’e veriyorlar, bölgenin şartlarına göre biraz daha güzel evler yapıp Budist yerleşim yerleri oluşturuyorlar. Hem topraklarına el koyuluyor, üstelik bedava çalıştırılıyorlar. Müslümanlar’ı bölgeden uzaklaştırmak için akıllarına gelen her zulmü uyguluyorlar. Bunu da kısmen başardılar, bölgedeki insanların yarısı, son 20-25 yılda bölgeyi terk etti. Bangladeş bugün kapıları açsa hiç kimse kalmayacak, herkes Bangladeş’e iltica edecek.

Çözüm için ilk etapta uluslararası arenada bir baskı uygulanması lazım, Arakanlılar’a en azında vatandaşlık statüsü verilmesi lazım, bölgedeki diğer halklarla aynı haklara sahip olmaları için baskı yapılması ve sosyal toplum kuruluşlarının bölgeye rahatlıkla girip çalışmalarına izin verilmesi lazım. Birleşmiş Milletlerin görevlilerini bile tutuklayıp gözaltına aldılar, benim bildiğim halen gözaltındalar, nerede oldukları bile bilinmiyor. İnsanların burada gidip raporlar hazırlayıp bunu dünya gündemine getirmesi lazım. Bunların olması içinde uluslararası baskılar uygulanması lazım, bu da ancak Birleşmiş Milletlerin nezdinde olur. Arakan’ı gündeme getirmek için İslam İşbirliğiyle toplantılar yapıyoruz. İslam İşbirliğine bağlı bütün sivil toplum kuruluşlarının orada ne yapabileceğini konuşuyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatıyla baskı uygulamaya çalışıyoruz. AB nezdinde önümüzdeki günlerde Cenevre’de bir toplantı olacak. AB’deki sivil toplum kuruluşları toplanacak. Yine önümüzdeki ayın yirmisinde Katar’da İslam İşbirliği Teşkilatının ikinci toplantısı olacak, birincisi Kuala Lumpur’da olmuştu. Hem uluslararası görüşmelerde hem de sivil toplum kuruluşları bazında gerekli her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Bangladeş’teki resmi mercilere ulaşabiliyoruz, birilerini devreye sokup yardım ulaştırabiliyoruz. Bangladeş hükümeti birçok sivil toplum kuruluşunu bölgeden kovdu. Bölgedeki arkadaşlarımızın çalışmalarından dolayı Bangladeş’teki arkadaşlarımıza çok kolay ulaşabilen bir kurumuz.

Arakan içine girilmeden Arakan içinde çalışma yapılmadan, Arakanlı Müslümanlar’a diğer vatandaşlarla aynı haklar ve statü verilmeden çözüm çok zor. Arakanlı Müslümanlar’ın ilkokuldan sonra okuma hakları yok, seçme hakları yok. İHH olarak dünyanın her yerinde çok sayıda bölgede yardımlarda bulunduk ama Arakanlı Müslümanlar’ın içinde olduğu şartları dünyanın hiçbir yerinde görmedik.

Bangladeş’te üç dört tane mülteci kampı var. On bin kişinin olduğu bir mülteci kampı var, Birleşmiş Milletler tarafından da tanınıyor, yanında yedi bin kişinin yaşadığı başka bir kamp var, bu kampı da tanıyorlar. Ama bu iki kampın ortasında 100 bin insanın yaşadığı kampı ne Birleşmiş Milletler ne de Bangladeş hükümeti tanıyor. Bu insanlar hastalanırsa doktora bile gidemiyorlar. Resmî olarak hiç kimse tanımadığı için hiç kimse yardım edemiyor.

Myanmardan göç eden bu mülteciler, hangi şartlarda geçimlerini idame ettiriyorlar?

Çok ağır şartlar atında yaşıyorlar. Erkekler Bangladeş’in çeşitli yerlerinde düşük maaşlarla çalışıyorlar ama çalıştıklarının %50 ücretini alamıyorlar. Biz iki ayda bir bölgede tanıdığımız bir milletvekili aracılığıyla bölgeye gidip gıda yardımı yapıyoruz, son iki üç yıldır bunu düzenli olarak yapıyoruz. Buraya hiçbir sivil toplum kuruluşu da giremiyor, kendi hallerine terk edilmişler, çadırın içinde kurulmuş, kümes gibi çok küçük evleri olan, aslında ev değil kümes gibi bir şey, naylondan yapılmış, üzerine ot vs. atılmış barınaklar. Tarif edilmeyecek kadar ağır şartlarda yaşıyorlar. Ben şahsen Afrika’dan Asya’ya dünyanın birçok yerinde yardım faaliyetlerine katıldım, birçok bölgede mülteci kamplarına gittim, depremler gördük, seller gördük ama Arakan’daki şartlar kadar kötüsünü hiçbir yerde görmedim.

Resmî olarak izin verilirse durum biraz daha değişir, Bangladeş hükümeti tanırsa, oradaki mültecilere mülteci statüsü verirse, mülteci kamplarındaki yaşam şartları biraz daha düzenlenir, düzenli gıda dağıtımları yapılır, çocuklara okul yapılır, sağlık ocağı yapılır. 100 bin insanın yaşadığı yeri kimse tanımıyorsa, böyle bir şey yok diyorlarsa hiçbir şey yapamıyorsunuz, mülteci kamplarına bir çivi bile çakamıyorsun, kesinlikle yasak. Gerçekten oradaki şartlar çok ağır.

Ülkelerine geri dönsün diye mi böyle yapıyorlar?

Bangladeş hükümetinin bunlara sahip çıkacak bir gücü yok, Bangladeş hükümeti gerçekten çok fakir. Bangladeş hükümeti, “Bu yardımların önünü açarsak hiç kimse kalmaz hepsi gelir” mantığındalar. Bunlar buraya yerleştikten sonra yarın Birleşmiş Milletler de bütün sivil toplum kuruluşları da bırakıp gidecekler, bunlar bizim başımıza kalacak, diye düşünüyorlar. 80-90’larda Bangladeş’e gelen mültecileri Suud hükümeti kabul edip vatandaşlık vermiş, yaklaşık 500 bin kişi Suud’a yerleşmiş. Şu anda Bangladeş şunu diyor, gerçekten kabul eden bir ülke varsa söylesinler, biz Arakanlılar’a sınırımızı açalım, alalım, kabul eden ülkeye gönderelim. Tabii hiçbir ülke bunu kabul etmiyor, sadece her ülke Bangladeş’e baskı yapmaya çalışıyor.

Başka ülkelerde İHH gibi organizasyonlar var mı?

Özellikle sivil toplum kuruluşu çalışmaları dünyada bir sektör haline geldi. Dünyanın her yerinde yardım kuruluşu çalışmaları var. Bu Türkiye’de yeni yeni bir yerlere geliyor ama özellikle Batı ülkelerinde misyonerler bunları kullanarak kendi dinlerini, kendi fikirlerini millete empoze ediyorlar. Özellikle Afrika’da, üçüncü dünya ülkelerinde yaptıkları çalışmaları sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yaptılar. İslam dünyasında sivil toplum kuruluşu konusunda yeni yeni bir canlanma var. Katar’da büyük kurumlar var, Katar Kızılay’ı çok güzel çalışır. Suud’da, Kuveyt’te birkaç kurum var çalışıyorlar ama bizim gibi gözü kara değiller. Sorunun olduğu, depremin olduğu, savaşın olduğu her yerde İHH’yı görürsünüz ama onları her yerde göremezsiniz, her yere giremiyorlar, o konuda Türkiye olarak biz daha iyiyiz, daha rahat girebiliyoruz. Hiç kimsenin gidemediği birçok bölgeye yine biz gidiyoruz. Mesela Japonya’da tsunami olduğunda bölgeye gidip ilk çalışma yapan kurum bizdik. Nükleer tehlike var vs. dedikleri zaman Japon yardım kuruluşları dahi bölgede yokken biz bölgede gıda dağıtıyorduk. Tsunami mağdurlarına yardım etmeye çalışıyorduk. Bugün Suriye içine girip de gıda dağıtan yine biziz, elhamdulillah. Neredeyse kimse Suriye’ye giremiyor. Türkiye’deki kuruluşların gözü kara. Özellikle İHH zaten Bosna savaşı zamanında kurulmuş, ilk çalışma yaptığı yer savaş bölgesi. O gün bugündür riskli bölgelerde çalışıyor.

Batılılar, misyonerlik yapmak için dünyanın her yerine girerler, mesela Afrika’nın her köşesinde görürsünüz, gelmiş orada dağ başında oradaki Afrikalılarla beraber yaşıyor, Müslüman insanlarla yaşıyor, bakıyorsunuz üç yıl sonra beş yıl sonra dini değişmiş, insanlar Hristiyan olmuş başka dine girmiş…

Evet maalesef öyle...

Size çok teşekkür ediyoruz Allah yardımcınız olsun.

Bilmukabele ben teşekkür ederim.