Altın Elma Ödülünü Alan Bir Başkanın Portresi / Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki
Sayın Başkanım İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olup Kamu Yönetimi dalında yüksek lisans yaptığınızı ve kaymakamlık, valilik derken İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığına kadar uzanan başarılı bürokratik geçmişinizi kamuoyu biliyor. Sizi bürokrasiden siyasete geçiren şey nedir?
Bu soruya çok kısa bir cevap vereceğim belki ama beni bürokrasiden siyasete geçiren şey aslında, ‘kader’. Uzun yıllar Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinde kaymakam ve vali yardımcısı olarak çalıştıktan sonra daire başkanı olarak Ankara’ya tayinim çıktı. Aklımda belediye başkanlığı fikri yoktu o zaman. Altındağ’da bir mahalleye taşındım. Ama kader beni bugünlere getirdi diyebilirim.
Başarılarla dolu bir geçmişiniz var ve hayaliniz gazeteci olmakken şimdi sizi markalaşmış bir belediye başkanı olarak görüyoruz. Bu süreci bize değerlendirebilir misiniz?
Gerçekten doğru, benim hayalim gazeteci olmaktı. Üniversite sınavına girerken gazeteci olmayı arzu ediyordum. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandım. Okul bitince de kaymakamlık sınavına girdim. Türkiye’nin farklı illerinde edindiğimiz tecrübelerin, bugün belediye başkanlığı görevimde bana çok faydası oldu diyebilirim. Altındağ Belediyesi bir marka mıdır denilirse tüm içtenliğimle şunu söyleyebilirim; Altındağ Belediyesi bugün Türkiye’de mali açıdan en güçlü birkaç belediyeden birisidir. 8 yılda çok önemli mesafeler aldık. Hem belediyenin kurumsal yapısı anlamında büyük mesafeler kat ettik, hem Altındağ ilçesi olarak büyük aşamalar kaydettik. Bugün Altındağ terk edilen değil, tercih edilen bir ilçe haline geldi. 2010 ve 2011 yılında giderlerimizin neredeyse yarısını yatırıma harcadık. Böyle bir belediye örneği çok azdır Türkiye’de. 100’den fazla tesis kazandırdık Altındağ’a. Bunu yapabilmek için öncelikle insan ve para kaynağınıza sahip çıkmanız gerekiyor. Biz 2004 yılında göreve geldiğimizde, işe buradan başladık. Önce belediye içindeki problemleri çözdük. Mali disiplini sağladık. Buradan aldığımız güçle, yatırım yapmaya başladık. Hem Ankara hem Türkiye bunun farkında. Üstelik mali yapımızın ne kadar güçlü olduğunu biz söylemiyoruz, Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı bürokratlarının ifadeleridir bu sözlerim.
Uluslararası alanda da başarılar elde ediyorsunuz. Hem Birleşmiş Milletler hem de AB nezdinde ödüller aldınız. Bu yıl ise Altın Elma ödülünü kazandınız. Biraz bunlardan bahseder misiniz?
Yaşları 18 ila 80 arasında olan 37 bin Altındağlı kadının eğitim gördüğü Kadın Eğitim ve Kültür Merkezleri’nin Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyaya örnek gösterilmesi bizi gururlandırdı. 2011 Şubat ayında Birleşmiş Milletler’de bununla ilgili bir sunum yaptık. Ücretsiz olan bu kurslar sayesinde kadınlar kent yaşamıyla buluşuyor ve sosyal yaşamda kendilerine bir yer ediniyorlar. Meslek edindirme kursları sayesinde binlerce kadın meslek sahibi oluyor ve birçoğu kendi işyerini açıyor. Projemiz, 20-30 yıldır şehirde oturan, ancak kentin nimetleriyle buluşamayan örgün eğitimden geçememiş, kentte oturduğu halde kentli olamamış kadınların eğitimleriyle ilgili. Bundan 5 yıl önce bir mahallemizde açtığımız merkezle bu projeye başladık. Kadınlarımızın hem meslek sahibi olmaları hem de kentin nimetleri ile bir araya gelebilmeleri için çalışmalar yapıyoruz. 20-30 yıldır gecekonduya hapsedilen kadınlarımızı eğitiyoruz. Bu merkezleri hanım lokali gibi görmek ve değerlendirmek doğru olmaz. Bu merkezler bir okul gibi çalışıyorlar. Bu proje uzun soluklu ve sürdürülmesi gereken bir proje, birkaç aylık değil. Başladığımızda ilk günler, kimse gelmedi. O zaman 37 kadını bile merkezlerimize getiremezken, şu anda 37 bin kadın 24 merkezimize devam ediyor. Yüzlerce kursumuz ve seminerlerimiz var. Üniversitelerden hocalarla çalışıyoruz. Merkezlerimizin yönetimi de kadınlarımızın elinde. Kadınlarımız hayatlarında ilk kez sinemaya tiyatroya gidiyorlar, müzeye gidiyorlar, şehir dışına gezilere katılıyorlar. Bu projedeki amacımız Altındağ’da yaşayan herkesi başkentin nimetleriyle buluşturmak. BM’deki ‘’Kadının Statüsü Komisyonu 55. Oturumu’’nda tüm bu sürecin nasıl işlediğini anlattık. Dünyanın dört bir tarafından gelen temsilciler Altındağlı kadınların başarısını dinledi. Amerika’da bulunduğumuz süre içinde birçok temasta da bulunduk. Projemizi oralarda da anlattık. Projemiz ve elde edilen başarı herkesin takdirini topladı. Bizi daha da cesaretlendirdi. Yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmemizi sağladı. Diğer bir uluslararası başarımız da Hamamönü ile ilgili… Eylül 2011’de Türkiye’yi Hamamönü restorasyon çalışmaları ile Belçika’nın başkenti Brüksel’de temsil ettik ve Avrupalı Seçkin Turist Destinasyonu ödülünü aldık. Ankara için önemli bir cazibe merkezi haline gelen Hamamönü, artık Ankara dışından hatta yurt dışından bile turist çekmeye başladı. Gerçekleştirdiğimiz tanıtım çalışmalarının meyvelerini önümüzdeki yıllarda çok daha fazla toplayacağımızı ümit ediyorum. Tüm bunlarla birlikte restorasyon çalışmalarımız da hızla devam ediyor. Daha önce Hamamönü ve çevresinde 300 yapının restorasyonunu tamamladık. Şu anda ise Hamamarkası bölgesinde 70 adet tarihi Ankara evinin yeniden inşa çalışmalarını bitirmek üzereyiz. Etap etap ilerlemeyi ve Altındağ’ın tarihi dokusunu yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyoruz. Biz ödül almak için yapmıyoruz bu çalışmaları ancak çalışmalarımızın Avrupa Parlamentosu tarafından fark edilmesi ve ödüle layık görülmesi de çok gurur verici…” Son olarak da FİJET (Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu) tarafından dünya turizm oscarı olarak nitelendirilen Golden Apple (ALTIN ELMA) ödülüne layık görüldük. 5 Eylül’de FİJET yönetiminin katıldığı ödül töreni Altındağ’da yeni restore ettiğimiz Ulucanlar Yarı Açık Cezaevinde düzenlendi. Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay’da törene teşrif ettiler. Altındağ’ın tarihi dokusunu ayağa kaldırmak için çalışmalarımızı büyük bir kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu çalışmalarımızın dünya tarafından da fark edilmesi bizim için mutluluk verici. Altın Elma ödülünü bu yıl Türkiye’ye kazandırmaktan dolayı çok gururluyuz.
Altındağ halkı tarafından çok seviliyorsunuz ve oradaki insanlarla görüştüğümüzde sizi bir başkandan öte komşu olarak gördüklerini söylüyorlar. Bu konuda biraz konuşalım mı Sayın TİRYAKİ?
Ankara’ya, belediye başkanı olmadan çok az bir zaman önce geldim ve Altındağ’a yerleştim. Bugün yine aynı adreste oturuyorum. O tarihten bu güne Altındağlılarla komşuyum. Her gün vatandaşla içiçeyim. Sabahları evimin önüne gelseniz, şaşırırsınız. Her sabah vatandaşlar evime geliyor. Özellikle de kadınlar. Hepsi ile tek tek görüşüyorum. Kimisini belediyeye çağırıyorum, kimisinin işini telefonla çözmeye çalışıyorum. Ancak şunu da söylemem lazım. Ben öyle herkese’ işini çözeriz, merak etme hallederiz’ diyen bir politikacı değilim. Önce derdini öğreniyorum. Mutlaka inceliyorum. Ondan sonra kendilerine yanıt veriyorum. Ben yapamayacağım hiçbir işe yaparım demem. Altındağlılar da bunu gayet iyi bilir. Belediyede de makamımın kapıları herkese açık. Belediyede olduğum sürece hiç randevuya gerek olmadan oraya gelen herkesle görüşüyorum. Randevu isteyenler oluyor, ‘gerek yok, belediyedeysem her zaman gelin, görüşürüm’ diyorum insanlara, öyle de yapıyorum. Ulaşılmaz değilim. Belediye Başkanı olmadan önce kullandığım cep telefonu numaram hala aynıdır. Tek telefonum var, onun numarasını da değiştirmedim. 12 yıldır aynı numarayı kullanıyorum. Bir de samimiyet ve güven duygusunun önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanların yıllar içinde belediyelere ve kamu kurumlarına güvenleri zedelenmiş. 8 yılda bu güveni tekrar sağladığımızı ve vatandaşla iyi bir diyalog kurduğumuza inanıyorum. Altındağlılar yaptığımız işlerin kendilerine yararlı olduğunu görüyorlar. Eğer bir yerde yıkım yapıyorsak, haksızlık yapmadığımızı, adam kayırmadığımızı, sonuçta kendisine olumlu bir katkı sağladığını bildiği için direniş göstermiyor. Verdiği verginin kendisine hizmet olarak döndüğünü biliyor. Yaptığımız her işin, attığımız her adımın vatandaşa hizmet olarak dönmesi için uğraşıyoruz, vatandaş da bunu fark ediyor. İşte tüm bunlardan dolayı sanıyorum vatandaş da beni kendisinden biri olarak görüyor.
