Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Alman Asıllı Genç Pietra Ammar Oldu

Bu Yazıyı Paylaşın:
Alman Asıllı Genç Pietra Ammar Oldu

Rus asıllı Alman genci Ammar yaratıcısını arar burada… Ve Mevla onun gönlünü İslam’a açar Almanya da… Ammar yüce Allah’ın nasipli kullarından biri… Ve işte Ammar’ın İslam ile şereflenişi ve onun Hidayet yolu hikayesi…

Adım Ammar 28 yaşındayım. Evliyim. Bir çocuğum var. İkincisi de yakında doğacak inşallah. Ailem Kırgızistan’dan buraya gelmiş. Rus-Almanlarındanız. Babam bana Pietra adını koymuş, bu Almancada Peter adına denk düşüyor. Babam Litvanyalı. 1980’de Hageburg’da dünyaya geldim. Almanya’da büyüdüm ve İlk eğitimime burada başladım. İlkokuldan sonra ticaret meslek okuluna devam ettim ama bitiremedim. Sonra Stuttgart takımında futbol oynamaya başladım.

Ammar akranları gibi hayatı sorgulamadan eğlenerek yaşamaya çalışırken en yakın arkadaşını trafik kazasında kaybeder. Bu olay onun için bir dönüm noktası olur. Ve ölümle gelen çaresizlik karşısında dine sarılır ve tek bildiği Hristiyanlığa sığınır.

En iyi arkadaşlarımdan Engin Başar bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Artık ölüm aklımdan çıkmıyordu, belki sıra bendeydi. Böylece İncili okumaya başladım. Ben koyu bir Hristiyan olarak yetiştirilmiştim. Büyük annem çocukluğumda bize her akşam İncil okurdu. Hristiyanken de tek bir tanrıya dua ederdim. Arkadaşımın ölümü bana yeniden dine sığınmam için vesile olmuştu.

Arkadaşının vefatı hem ailesinin hem de Ammar’ın hayatını yeniden gözden geçirmesini sağlar. İşte bu yaşadıkları acı onların hidayetine vesile olur.

En iyi arkadaşımın vefatından bir süre sonra ailesini ziyaret ettim. Onlarda da gözle görülür bir değişim vardı. Önceden pek dindar olmayan aile, bu hadiseden sonra dinlerini yaşamaya başlamışlardı. Onlarda gördüğüm bu değişim de beni iyice düşünmeye sevk etti. Kardeşi ile İslam üzerine konuşuyorduk. İşte İslam ile böyle tanıştım. İslam dinine girdiğimde 22 yaşındaydım.

Ammar çok genç yaşında İslam ile şereflenir. Ve samimi bir şekilde öğrendiği İslami emir ve yasakları büyük bir gayret ile hayatına tatbik eder.

Müslüman olduktan sonra elhamdulillah hayatımda çoğu şey iyi yönde gelişti. İşim icabı domuz eti ve alkol satılan bir tezgâhta durmam gerekiyordu ki artık bunu yapamazdım. Mesela alkol problemi olan babam Müslüman olsaydı böyle bir problemi hiç olmazdı. Bunu fark etmiş olmalı ki 2,5 sene sonra babamda Müslüman oldu İslam’a girdi ve hamdolsun beraber hacca gitmek nasip oldu.

Saadet asrının sahabeleri gibi o da hayatının her safhasında İslami prensipleri uyguluyordu.

Söz konusu evlilik olunca daha da bir itinalı davranıp hayat arkadaşı olacak kişinin de o hassasiyeti taşıması gerektiğine dikkat çekiyordu.

Evlenmeye niyetlendim, o zaman bir kız arkadaşım vardı. Kendisi başörtülü idi ama İslam’a göre yaşamıyordu. Arada bir ibadet eder ama İslam’ı ciddiye almazdı. İslam hakkında bilgisi vardı, ama İslam onun hayatına girmemişti. Ben Müslüman olduğuma göre namaz üzerime farz olmuştu, namaz ibadetimi yapmam gerekiyordu. Ben öğrenmek istiyordum. Onunda benimle birlikte yaşamasını istiyordum. Ama o ilgili değildi bunun üzerine bende kendisinden ayrıldım. Daha sonra şimdiki eşim ile tanıştım. Kendisi Cezayirli. Hamdolsun o beni İslam’i yaşantımda yalnız bırakmadı. Sonra eşimle Mısır’a gittik, orada Arapça öğrenmek istiyordum. Altı ay kaldım ve Arapça öğrendim. Sonra eşimin ailesini ziyaret etmek, tanımak amacıyla Cezayir’e gittik. Daha sonra eşimle birlikte tekrar hacca gittik. O zamandan beri İslam’a göre yaşamaya çalışıyorum.

Kutsal toprakların manevi iklimi ile feyzlenen Hacı Ammar, karşılaştığı her sıkıntıya sabrediyor. Yaşadığı tüm zorlukların aslında birer imtihan olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor:

Mesela geçenlerde hastalanmıştım, atar damarım patlamıştı, çok kan kaybettim. İmanlı bir Müslüman bilir ki, Allah bizi imtihan ediyor. Bu imtihan sonunda bize iyi günler vaad ediyor. Allahu Teâlâ “Her zorluğun arkasında bir kolaylık vardır.” buyuruyor. Yaşadığımız her sıkıntı günahlarımıza kefarettir, yeter ki İslam yolunda olalım. İşte tüm bu olumlu düşüncelerimi Müslüman olduğum için düşünüyorum. Müslüman olmamış olsaydım, ne yapacağımı bilemezdim.

Şu an tüccarlık yapıyorum. Araba alıp satıyorum. Gerçi işler pek iyi gitmiyor. Bunun yanı sıra sosyal yardım da alıyorum. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem “Ticarette bereket vardır” buyuruyor. Ben de bunun üzerine ticarete başladım. Bazen bir arabadan iyi kar edilir, bazen de aynı karı elde edebilmek için birçok araba satman gerekiyor. Dediğim gibi ağır hasta idim. Şimdi biraz dinleniyorum. Hemen hemen 10 kg kaybettim. Yeniden kilo almaya çalışıyorum. Spor yapmaya çalışıyorum. Müslüman spor yapmalı. Evde oturmamalı. İş yapmalı. Bütün bunlar önemli. En önemlisi ise ibadetini ihmal etmemeli.

Müslüman olduktan sonra şahsiyetinin, ahlakının ve olumlu düşüncelerinin çok iyi bir şekilde değiştiğini anlatıyor. Ve bunun onu tanıyanlar tarafından da sık sık vurgulandığını sözlerine ilave ediyor.

Okulda öğretmenlerime beni sorsaydınız pek iyi şeyler söylemezlerdi. Okulu sık sık asardım. Kimseyi konuşturmazdım. Küstahtım, hırçındım. Müslüman olduktan sonra bu kötü özelliklerimi geride bıraktım Elhamdulillah. Mesela bir yere gitmem gerektiğinde hep iki saat gecikirdim. Şimdi bunu 10-15 dakikaya indirdim.

İslam kişiliğimi düzeltti. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetine uyulduğunda, kötü karakterler yok olup yerine iyiler geliyor.

İslam’a girmeden önce Türklerle beraber yaşıyordum. Onlarla büyüdüm. Şimdi düşündüğümde onlar da İslam’a göre yaşamıyorlardı. Ben bir şey bilmediğim için onların yaptıklarını doğru kabul ediyordum. Sadece oruç tutarlardı. Namaz kılmazlardı. Mesela hatırlarım, bir ramazanda bir arkadaşım Müslüman olmadığı halde onlarla beraber oruç tutmuştu. İftardan sonra sigaraya ve içki içmeye devam ettiler. Arkadaş çevremdeki 50 tane Türkten belki ikisi namazı ciddiye alıyordu. Aileleri onların üzerinde durdukları için alkole pek yaklaşamıyorlardı.

Onların üzerinde önyargım yoktu. Mesela beraber bara giderdik sonra sabahlara kadar sarhoş bir halde dini konular hakkında konuşurduk. Ben onlara Hristiyanlıktan, onlarda bana İslam’dan bahsederlerdi. Aramız da gayet iyiydi.

İslam’a girmeden önce Protestan dinine mensuptum. Her çocuk fıtrat üzere doğar. Onu annesi babası bir dine göre yetiştirir. Biz dinimizi biliyorduk. Büyük annem bize akşamları İncil okurdu. Yemek yediğimizde şükür duası yaptırırdı. Allaha şükür ederdik. Yaramazlık yaptığımda birgün bunun benden hesabının sorulacağını düşünürdüm. Ailem beni dindar yetiştirmişti. İncil okuyordum. Gece bardan geldiğimde evde diz çöker ve dua ederdim. İslam dini ile tanışmam şöyle oldu.

Bir arkadaşım vardı. Birlikte bara giderdik. Birgün bu yaptıklarının iyi bir şey olmadığını söylüyordu. Namaz kılmaya başladı. Artık bizimle beraber bara gelmiyordu. Gördüm ki İslam onu iyi yönde değiştirmişti. Artık kötü şeyler yapmak istemiyordu. Arkadaşlığımız buna rağmen devam etti. Kendisini ziyaret ediyordum. Ailesi beni çok seviyordu. Babasının uzun sakalı var. Annesi benim için özel olarak bahçeden sebze toplar salata yapardı. Benim sevdiğimi bilirdi. Müslüman olmadığım halde beni kabullenmişlerdi. Bu arkadaşım ve ailesi vasıtasıyla biraz İslam’ı tanımış oldum, ama ciddi bir ilgim yoktu. Ne zaman en iyi arkadaşım öldü işte o zaman düşünmeye başladım. Ben de onun gibi öldüğümde halim nice olur diyordum. Doğru yolda mıyım? Sonum ne olacak? Doğru yolda mı yoksa yanlış yolda mı ilerliyorum? Bu sorular üzerine biraz düşündüm. Normal durumda katiyen camiye gitmem. Fakat camiye gittim ve cenaze namazına katıldım, bir arkadaşım bana abdesti gösterdi. Cenaze namazı kıldık.

Ölüm hakikati onlara ibretli bir misal olur.

Sahip olduğumuz her şeyin ölüm karşısında bir işe yaramadığını biliriz. Ama yine de bize gelmeyecek gibi gaflet ile yaşar gideriz. Osmanlı son dönem alimlerinden, eğitimci ve yazar merhum Zeki Soyak Hocaefendi bu gerçeği şu şiirinde ne güzel ifade etmiştir:

Sade bir var.

Diğerleri hep şekilden ibaret.

Aldanma şu fani dünyaya.

Gelişin bir ziyaret…

Ölüm… Kimilerine göre son, kimilerini ise yeni bir başlangıç… Arkadaşının ölümü Pietra için hayatın gerçeklerine bir yaklaşmaydı. Müslümanların dahi maalesef yozlaştığı, İslam’ı yaşamadığı bu topraklarda Pietre Yüce Allah’ı tanımaya başladı…

İslam’ın en önemli özelliklerinden biride her şeyi ispat etmesidir. Bütün soruların cevabı Kur’an’da var. Kur’an başlangıçtan bu güne kadar hiç tahrif edilmemiş bir kitap.

Mesela bir rahip İncil’in defalarca değiştirilerek yeniden yazıldığını söylemişti. Allah’ın kanunu değiştirilmişti. Olacak şey miydi bu, insan kim oluyor du ki.

Kur’an’ın hiç değiştirilmemiş olması ve Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin hakkında öğrendiklerim, “İşte hakikat budur” dememe sebep oldu.

İslam’a girdiğimde yeniden doğmuş gibi oldum. Tertemiz olduğum hissini taşıyordum. İslam’a girdiğinde temiz bir sayfa gibi olursun demişlerdi. Bütün günahlarımdan arındım. İncil’de bulamadığımı Kur’an’da buldum. Artık ölüm bile bana farklı gözüküyordu.

İlk namazı Bosna Camiinde kuzenimle kıldım. Onun da Müslüman olduğunu orada öğrendim. Arap Camiinde namaz kılarken, amin dediğimde kalbim titremeye başladı. Hemen namaz ve duaları öğrendim. Duaların anlamını bilmiyordum, ama dinlediğimde doğrudan gönlüme, içime akıyordu.

Dünya hayatının kılavuzu olan Yüce Kitabımız Kur’an’ı Kerim’i okumayı ihmal etmiyor. Her fırsatta okuduğunu söylüyor. İlk zamanlardaki heyecanını anlatırken adeta o anları yeniden yaşıyor.

Kur’an’ı Kerim’i önce Almanca tercümesinden okudum. Beni kalbimden vurdu. Bunu tabi Arapçayla kıyaslayamayız. Hele bir de tecvitli okununca, insana verdiği tadı tarif edemem. Bunu anlamak için teslim olmak lazım. Arap Camiinde bir kardeşim bana önce Elifba’yı öğretti, yavaş yavaş harfleri tanıyordum. Önceleri elbette oldukça zor oldu. Kur’an kursuna gittim. Ama zamanla kavradım. Tecvit kurallarını öğrendim. Şu anda Allah’a şükür Kur’an okuyabiliyorum.

Almanya’da İslam’ı seçenlerden yalnızca biri olan Ammar onu tanıyanlardan özellikle de ailesinden gelen tepkilerle karşılaşır ilk zamanlarda.

Ancak o, olumsuz gelen her tepkiye sabreder. O günleri, karşılaştığı zorlukları anlatırken bu yolda çile çekmiş olmanın ve bu çileye sabretmiş olmanın verdiği sevincini sözlerinden anlıyoruz.

Tepkiler hem menfi hem de müspet idi. Önce annem karşı çıktı. Bazıları bunu hiç kötü bulmadılar. Zira önceki yaptığım kötü işlerle kıyasladıklarında Müslüman olmamın hiç de kötü bir şey olmadığını düşünüyorlardı. Akrabalarımın içinde üzülenler oldu. Müslüman olduktan sonra Türk arkadaşlarımla yaşadıklarım da çok ilginçtir. Türklerin içinde büyüdüğüm için 20-30 Türk’e haydi bara gidelim kadınlara bakmaya, kavga çıkarmaya dediğimde hepsi geliyordu. Haydi, cumaya gidelim dediğimde bir sürü bahane uyduruyorlardı. Çok üzücü ama ne yaparsın, bazıları benim yaptığımı çok aşırı buluyordu. Ben böyle olduğuma seviniyorum. İlk başlarda zor günler yaşadığım oldu. Durumum zordu. Önce annemin evinden çıktım. Annem kabul edemiyordu. Sünnet olmamı kabul edemedi. “Nasıl olur da soyu Hristiyan olan senin gibi biri Müslüman olur” diyordu. Sorunlar kabarıktı, o yüzden evden ayrıldım. Biri bana ne iyi ettin Müslüman oldun dediğinde kendimi mutlu hissediyordum… İşimden ayrılmak zorundaydım… Domuz eti, alkol olan yerde duramazdım. Annemle daha iyi ilişkiler kurmak için çabaladım... Peygamber (sav) önce ”anne” sonra yine “anne…” diyor. Bu hadisi bir kartpostal olarak anneme yolladım çok sevindi. Annem pratisyen hekim olarak çalışıyor. İslam ülkelerinden bize özellikle tıp alanında çok şey intikal ettiğini biliyordu.

Şu gerçeği söylemeliyim ki, hayatımda her şey değişmişti. Rasulullah’ın hayatını örnek aldığımda hep müspet yönde değişti. Aileme, çevreme ve komşularıma karşı değiştim. Annem beni ziyarete gelmişti. Orada komşular beni övmüşler oğlunuzun örnek bir hayatı var demişler. Ben de komşularıma devamlı yardım ediyordum. Önceki hayatımda bütün bunların benim için bir değeri yoktu. Selam verir geçerdim. Şimdi komşuluk ilişkilerime, karı koca ilişkilerine çok dikkat ediyorum. Bütün bunları bize İslam tavsiye ediyor.

Batı ülkesinde yaşadığından Müslüman bir ülkede yaşayan birisinin karşılaşmayacağı zorluklarla o yüzyüze kalıyor.

İslam düşmanlarının söylemleri Ammar ve onun gibi Almanya’da yaşayan Müslümanların morallerini bozmaktadır..

Bu ülkede İslam’ı yaşamanın çok da kolay olmadığını söylerken karşılaştıkları zorlukları da anlatmadan geçemiyor Ammar.

Yaşadığımız psikolojik zorlukların yanında bir kısım başka problemlerimizde var... Örneğin, burada iş bulmak zor. Bu yüzden şimdi ticaretle uğraşıyorum. Burada İslam’ı tam manasıyla yaşamak çok kolay değil... Medyanın aleyhimize uydurduğu yalan haberlerden dolayı size İslam’ı yaşadığınız için terörist diyebilirler... Savunmak, anlatmak zorundasınız. Almanya bir İslam ülkesi olmadığı için çok sık camii bulamıyorsunuz. Dolayısıyla pek çok vakit namazını işyerinde kılmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da her zaman kolay olmuyor. Sabretmeli ve dayanmalısınız.

Her Müslümanın gönlünde kutsal toprakları ziyaret etmek arzusu vardır. Ammar’a bu iki kez kısmet olmuştur. O bu ziyaretlerini anlatırken orada yaşadığı güzellikleri kelimelere sığdıramıyor..

Yüce Allah’a şükürler olsun hacca gitmek nasib oldu... Babamla ilk hacca gittiğimde, Kâbe’yi ilk gördüğümde, ilk tavafta neler hissettiğimi tarif edemem. Yüce duygulardı. O kadar güzel duygulardı ki kelimelerle anlatılmaz. Medine’nin insanları çok yardım sever. Zaten onlara Rasulullah (sav) “yardımcılar” diyor. Sıcakkanlı insanlar. Çok hoşuma gitti. İkinci defa hacca gittiğimde çok ilginç olaylar yaşadım. Hiç unutamam, Kâbe’nin karşısında dövüşen insanları görünce çok üzülmüştüm... Niçin geldiler ve burada ne yapıyorlar düşüncesini üzülerek aklıma getirdim. Yüce Allah onları affetsin.

Kâbe’ye dokunmak onu tavaf etmek insana tarifi güç güzel duygular veriyor. Dünyadaki Müslüman kardeşlerimizle beraber olmak ibadet etmek harika bir olaydı.

İslam dünyasının içler acısı rehavetini, sahip olunan İslam nimetinin kıymetinin bilinmeyişini üzülerek takip eder. Hidayet yolunun kutlu yolcusu Ammar da, İslam’ın emir ve yasaklarını öğrenip başka insanlara tebliğ etmenin sorumluluğunu taşımaktadır. İslam’ı öğrenme, yaşama ve anlatmanın her Müslüman için vazgeçilmez bir görev olduğunu söylerken bu konuda herkesin sorumlu tutulacağınında altını çizer.

Benim kendi özel fikrim, İslam’ı tam yaşamak isteyenler burada yaşamamalı. İçinde bulunduğumuz durum gözler önünde. Her an

şeytana uyma söz konusu. Diğer ülkelerde kadınlar kapalı, burada üzerlerinde bir şey yok nerdeyse. Biz inşallah batıya hâkim olacağız. İslam’a geçenlerin sayıları her gün artıyor. Elimizde resmi sayılar yok ama ben buradayım ve görüyorum. Eğer başka ülkelerde, İslam ülkelerinde İslam’ı yaşamak daha kolaysa oralara göç edilebilir, bu bir tercihtir, saygı duyuyorum. Burada dini yaşamak zor. Ama bu zorluklara rağmen İslam’ı eksiksiz yaşamak ve buraları İslamlaştırmak zorundayız. Burada normal hayat gün be gün kötüye gidiyor. Maddi yönden de iyileşme yok. Çocuklar dünyaya gelmiyor. Günün birinde buradaki anlayış yüzünden batının nesli tükenecek. Bir Müslüman ailede 4-5 çocuk normal. Almanlar artık evlenmiyorlar bile. Evlenseler bile çocuk edinmeyi düşünmüyorlar. Bir gün bu nesil tükenecek, onların yerinde Müslümanlar olacak. Tunus gibi, Türkiye gibi İslam ülkelerinde de İslam’i yaşantının zayıflamış olması üzücü. Ama bu ülkelerde de son zamanlarda bir iyileşme var.

Müslüman kardeşlerimin dünyanın her yerinde zulüm altında olmaları beni çok üzüyor. Mesela Irak’ta Afganistan’da neler oluyor? Filistin’de ne oluyor? Televizyonda görüyoruz. Tamam madden yardım edemiyorsak da dua edelim. Rasulullah’ın dediği gibi; “Öyle bir zaman gelecek ki köpeklerin bir parça üzerine saldırdıkları gibi Müslümanların üzerine saldıracaklar” diyor. “Neden böyle olacak? Biz azınlık mı olacağız?” Diye sorulduğunda “hayır” der. “Müslümanlar çok olacak ama denizin üzerindeki köpük gibi olacaklar.”

Ne yazık ki yardım edenlerin sayısı çok az. Yaşananları hemen unutmamalı. Müslüman uyanık olmalı. Ruslara karşı savaşan Afganlılara o zaman Amerika özgürlük savaşçıları diyordu. Aynı insanlara şu an terörist diyorlar. Amerika ile Rusya arasındaki fark nedir. İkisi de Müslüman ülkeleri sömürüyor. Medyada duyduklarımız Müslümanların kendi sesi değil.

Müslüman kardeşlerim medyada her duyduklarına inanmasınlar. Birlik beraberlik tesis etsinler. Bir hafta görmedikleri kardeşlerini arayıp sorsunlar. Karşılıklı çokça dua etsinler. Ne gariptir ki burada, Almanya’da İslam’a girmiş olanlar İslam’ı daha ciddiye alırken Türkiye’de pek ciddiye almıyorlar. Masalarda rakı bira içenler ezanı duyunca ara verip bittiği an devam ediyorlar. Ne kadar üzücü. Ya da Tunus’ta bir kız kardeşimizin başörtüsüne saldırılması.. Bunlar İslam dünyasının kara lekeleri…

Benim Müslümanlara, Müslümanların idarecilerine tavsiyem, peygamberimizin Sünnetine ve Kur’an’a sahip çıkmalarıdır.. Hatta İslam’ı kanun haline getirsinler. Peygamberimizin hayatını halklarına uygulatsınlar. Böylece hem bu dünyada hem de öbür dünyada huzura ererler ve güç sahibi olurlar. İslam haricindeki hiçbir sistem ve nizamın dolduramadığı Yüce yaratıcının vahiy mesajını uygulasınlar ve uygulatsınlar. Esir olan İslam halkları çokca tevbe etsinler.. “Tövbe kapısı her zaman açıktır.” buyurmuş Peygamberimiz (sav).