Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

21. Yüzyıl Pedagojisi / Gökhan Yücel

Bu Yazıyı Paylaşın:
21. Yüzyıl Pedagojisi / Gökhan Yücel

21. yüzyıl pedagojisi, girişimcilik ve inovasyon konularına önem veriliyor, bu konu neden önemli?

Bunlar birer süreç ve inovasyon ve girişimcilik çok önemli. Çünkü insanların nüfusu arttıkça, teknoloji geliştikçe sorunlar da çoğalıyor. Oluşan sorunlara hayatın gerçekleri içerisinde ürün olarak cevap verilmek zorunda. Teknoloji arttı. İnsanların birbirleriyle iletişim kanallarının çoğalması mevzubahis. Dolayısıyla adamlar da facebook ve twitter gibi çözümler üretiyor. Ama bu çözümü üretirken bizim burada kozmetik, zahiri veya algı olarak düşündüğümüz şeyleri aslında hal olarak sürdürüyor.

İnovasyon ve girişimciliği, teknolojinin her gelişimini muhakkak eğitimin içine sokmak istiyorlar. Dolayısıyla çocuklarına inovasyon ekosistemi, girişimcilik ekosistemi ve kültür diyeceğimiz bilgileri muhakkak öğretiyorlar. Onun için küçücük Estonya gibi bir ülkede birinci sınıftan itibaren bilgisayar yazılımı dersi veriyorlar. İnsanlar bana diyor ki “Neden Estonya?”

“Peki, Skype kullanıyor musunuz?” diye soruyorum. Aslında Skype, bir Estonya şirketi. Bir sene önce Amerikalılara 2,6 milyar dolara sattılar. Türkiye gayrisafi milli hasılasının 1/300’i. Estonya, İstanbul’un Fatih semti kadar bir yer. Estonya’da girişimcilik ve inovasyon kanallarını bir şekilde seyre sokabilmişler.

Mesela bizde “Eğitim, eğitimcilerden başkasına bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.” diye bir laf vardır. Hayır efendim, tam aksine. Cami hocası da tekke şeyhi de anne-baba da herkes eğitimin içinde olmalı. Başarısızlık da bir pedagojik değişken olarak hesaba katılmalı. İnovasyon; icat edebilme kabiliyeti ve icat edebilme süreçlerinin öğrenilmesi, girişimcilik ise paraya döndürme sanatıdır. İnovasyon ve girişimcilik, bizim iyi eğitim performansı gösterdiğini düşündüğümüz ülkelerde önemseniyor. Amerikan Çalışma Bakanlığı 5 sene önce “21. yüzyılda işyerinde fırsatlar ve riskler” diye bir rapor yayınladı. Orada diyor ki: “Bugün okula başlayan çocukların % 65’i daha icat edilmemiş işlerde çalışacaklar.”

“Başarısızlık şart” diyorsunuz, konuyu açar mısınız? Başarısızlığı nasıl sermayeye çeviririz?

Başarısızlık şart, bir hipotez ve varsayım. 20. yüzyılda bilhassa endüstri devriminden hareketle insanları disipline edici ve standartlaştırıcı bir eğitim biçimi söz konusuydu. 21. yüzyıl ise bunun biraz daha aksi, insanı bireyselleştirmeye yönelik. Ama bu bireyselleşmeyi 200-300 senedir meydanda olan liberalizm görüşüyle karıştırmayalım. Başka bir şeyden bahsediyoruz. 20. yüzyılda okul türleri kastlaşıyor, hiyerarşik bir yapı oluşuyor. Meslek liseleri o kast sisteminin altında yer alıyor. Çünkü oradaki temel efsane, başarı. Ama başarısız olanı da sistemin dışına atıyor. “Başarısızlık şart” da bundan kaynaklandı. 21. yüzyılda bireyselleşme ve farklara dayalı bir eğitim sistemi olacak ve bugün okula başlayan çocukların % 65’i 2020-2025’te daha icat edilmemiş işlerde çalışacaklar. Böyle bir yapıda 20. yüzyıl kutsaması olan başarıyla hareket etmek çok zor. Çünkü inovasyon ve girişimcilik ekosisteminin içine girdiğinizde size ilk söylenen şey “başarısızlık”.

Forbes, Times dergilerinde ve bu nevi yayınlarda hep başarısızlık üzerine bir edebiyat var. Çünkü ne başarı ne de başarısızlığın mutlak kategori olmadığını biliyorlar. İnsan hayatı devamlı başarı ya da başarısızlık üzerine olamaz. Ama bunu değere ve sermayeye çevirmek önemli.

Başarısızlığı bir iyileştirme vesilesi olarak görüyorlar. Bir ürün ortaya koyuyorsa bu ürün bir yerde tıkanıyor olabilir, istenen cevabı vermeyebilir. Orada bırakırsa o ürün bitti. Ama o zamana kadar yaptığının üzerine sorunsallaştırma temelli yeni bir girişimcilik ve inovasyon hamlesi gerçekleştirirsen, onu bir katma değere dönüştürüyorsun. Daha doğrusu bitmiş bir ürün için büyük bir engeli aşmış oluyorsun. Başarısızlık, insan ruhunu sıkan bir duygudur. Depresyona girersin, depresif olursun, travma yaşayabilirsin. Kendine dönüp o başarısızlığın sebebini okuyamazsan, kendine bir teşhis koyamazsan veya senin için başkasının koyduğu teşhisi doğru değerlendiremezsen o başarısızlıkta kalmış olursun. Dolayısıyla o başarısızlığı başka bir yöne kanalize etmek zorundasın.

Onun için de Batı’da başarısızlık üzerine büyük bir literatür var, “Önce başarısız olun. Her büyük hal bir başarısızlıkla başlar. Günümüz liderliğinin en önemli sırrı başarısız olmak” şeklinde. Burada önemli olan bu başarısızlığın da ölçülebilir bir formasyon, bir değişken olduğunun idrakine varıp onu başarıya çevirecek yöntemleri geliştirmek.

Bir sürü büyük TED konuşmaları hep bu konular üzerine yapılıyor. Adam çıkıp hikâyesini anlatıyor. Benim de hikâyem var. 2009-2011 arası Milli Eğitim Bakanlığı’nda bakan danışmanlığı yaptım. İki tane sekreterim, bir tane de makam arabam vardı. Sonra makamımı aldılar, bir anda memur oldum. Şimdi dışarıdan bakan birisi için bu bir tenzili rütbedir, başarısızlıktır. Devamlı niçin, niye sorularını sordum. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra 2011-2012 yıllarından itibaren dijital diplomasi, 21. yüzyıl becerileri, eğitim, inovasyon, girişimcilikle uğraşmaya başladım. Hamdolsun, o başarısızlık, bunlarla ilgilenme iştiyakını verdi bana.

Eğitimde “fırsat eşitliği” kavramını değerlendirir misiniz?

21. yüzyıl için fırsat eşitliği, kullanılabilir bir kavram değil. Çünkü fırsat eşitliği, o insanın özelliği ya da eksikliği ne olursa olsun herkese aynı muameleyi yapabilmektir.

Diyelim ki burada bir duvar var. Üçümüz de ayrı boylardayız. Altımıza bir şey konulmadığı sürece sadece birimiz o duvarın arkasını görebiliyor, diğer ikisi göremiyor. 20. yüzyılın standartlara dayalı fırsat eşitliği, 3 tane tabureyi o kişilerin altına eşit olarak paylaştırmak. 21. yüzyılın bireyselliğin iç vurgusuna özel, hususi, ona odaklı fırsat eşitliği ise benim altıma 1 değil, belki 2 tane tabure gerektiğidir. Ama öteki arkadaşım da taburesiz görebiliyor. Biz Türkiye’de bazı konularda eğitim efsaneleri oluşturuyoruz, “fırsat eşitliği” de onlardan bir tanesi.

İnovasyon, girişimcilik ve liderlik gibi bazı kavramları biz efsaneleştiriyoruz. Daha çok sözle eziyoruz onları, daha çok retorikleştiriyoruz. Bu retorikleştirme, Batılıların tabiriyle totoloji haline geliyor, değersizleşiyor. Çünkü eğitim aksıyor, yansıması yok.

Bu efsaneler aşırı retorikleştiği ölçüde ataleti ve verimsizliği çeken karadeliklere sebep oluyor.

1 milyon öğrencimiz var. Böyle birkaç tane karadeliğimiz olsa, bu sefer okul türlerimizin arasında bir kastlaşma oluyor. Birkaç okul iyi deniliyor, öbürleri otomatikman birer tasfiye merkezine dönüşüyor. Başarısız öğrencilerden kurtulmak için onları meslek ya da açık liselere gönderiyoruz. Halbuki bir süper lise, bir fen lisesi, bir meslek lisesi aynı ehemmiyete, aynı prestije sahiptir.

Sonuçta işin özeti, daha iyi bir eğitim yapılanmasına ihtiyacımız var. Şu anda dünyanın bir küresel eğitim gündemi var. Bunun hemen hemen %80’ini bu 21. yüzyıl pedagojisi meselesi, %20’sini de ülkelerin kendi pratikleri, kendi reformları, kendi iç bürokrasileri ve bunların karşılaştırılması oluşturuyor.

21. yüzyıl pedagojisi çatısını operasyonel olarak açıklayan tanımın içinde (genelde 4-C ile ifade ediliyor) “takım halinde çalışma – collaboration, yaratıcılık – creativite, eleştirel düşünme – critical thinking ve iletişim – communication” var.

Pearson’un Öğrenme Eğrisi araştırması ise 21. yüzyıl becerilerini 8’e çıkarttı: Yaratıcılık, liderlik, digital okur-yazarlık, duygusal zeka, takım halinde çalışma, iletişim ve girişimcilik. Tabi daha da dallanıp budaklanması mevzubahis. Amerika’daki bazı okullara bakıyorsunuz, karakteri, bir 21. yüzyıl pedagojisi değişkeni olarak alıyorlar.

Dünyanın küresel gündeminde çok ciddi bir değişim var. Bu değişimin önemli bir ayağı teknoloji ve internet. Cisco diye büyük bir teknoloji şirketinin CEO’su John Chambers; “Dünyada bugün farkları kapatan iki eşitleyici vardır. Bu bireysel farklılıkların arasındaki yakınlaşmaları sağlayacak, insanları birbirlerine yaklaştıracak etkenlerden birisi internet, diğeri teknoloji.” olduğunu dile getirdi. Dolayısıyla teknoloji artacak, yeni teknolojik buluşlar ortaya çıkacak.

Şimdi wearable technology, Google Glass gibi yavaş yavaş insana dönen bir teknoloji var. Onun bir modellemesi olarak robotik teknoloji, yapay zekâ yapılıyor. Amaç bu. Bunun sadece okuldaki öğrenme değil, umumi öğrenme üzerinde de bazı etkileri olacak. Batı bu konuya çok kafa yoruyor. Ayrıca bunun etik, pedagojik ve psikolojik tarafları üzerinde de çok duruyor. Çünkü insan beyni de ister istemez bu değişime maruz kalıyor ve değişiyor.