1864 “Çerkes Sürgünü” / Mehdi Çetinbaş
Çerkesler için 21 Mayıs 1864 tarihinin anlam ve öneminden bahseder misiniz?
21 Mayıs 1864 Çerkes tarihi için bir kırılma noktasıdır. Çerkesler yaklaşık olarak üç yüz sene devam eden bir bağımsızlık savaşını kendilerinden yüz kat daha güçlü bir Rus ordusu karşısında kaybetmişlerdir.
Son Çerkes direniş birliği 21 Mayıs 1864 günü bugünkü Soçi şehrine otuz kilometre uzaklıktaki Kabaade platosunda toplanmıştı. Sayıları 20.000 civarındaydı. Çerkes birliği hasta, yorgun ve yaralı savaşçılardan oluşuyordu. Etrafları yüz bini aşkın Rus ordusu tarafından kuşatılmıştı. Kısa bir istişarenin ardından teslim olmaktansa savaşarak şehit olmayı seçtiler. Topluca kılınan namazın ardından umutsuzca çemberi yarma harekatına giriştiler. Çok güçlü Rus silahları ve havan ateşi karşısında büyük zayiat verdiler.
Çerkes birliği zaten çok dar bir alana sıkışmıştı. Kabaade platosundan Karadeniz’e akan Açepsu deresinin kenarında toplanmışlardı. Yoğun topçu ateşiyle kırılan askerlerin dışında yaralı olarak kalanlar, Rus kazakları tarafından vahşice katledildiler. Şehit edilen Çerkes savaşçılarının kanları, Açepsu deresinin sularına karışarak otuz kilometre uzaklıktaki Karadeniz’e kadar ulaştı. Anlatılanlara göre Açepsu deresinin Karadeniz’e ulaştığı ağızdaki kızıllık haftalarca kaybolmadı.
Savaşın kazanılmasının ardından Rus birlikleri, parçalanmış şehit Çerkes savaşçılarının cesetlerini çiğneyerek savaş alanında fener alayıyla zafer şenliği tertip ettiler. Çar Alexandre 21 Mayıs’ı ordu ve zafer bayramı olarak ilan etti. Ruslar bugün hâla bu bayramı kutlamaya devam etmektedirler. Savaştan sonra Ruslar, Batı Kafkasya’nın bilhassa Karadeniz kıyısının tamamen Çerkeslerden temizlenmesine karar verdiler. Bütün Çerkesleri zorla vatanlarından kopartarak gemilere doldurup Osmanlı topraklarına sürdüler. Yaklaşık iki milyon civarında Çerkes vatanından sürüldü. Bu sürgün sırasında beş yüz binden fazla insan yolculuk sırasında hayatını kaybetti. Bir o kadar insan da indikleri kıyılarda birkaç ay içinde yakalandıkları salgın hastalıklar sebebiyle hayatlarını kaybettiler.
Osmanlı ülkesinin farklı yerlerine yerleştirilen Çerkesler; Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu gibi birçok bölgeye dağıldılar. Aradan geçen yüz elli yıl sonra Kafkasya’daki toplam Çerkes sayısı 600.000 civarında iken; sürgüne giden, vatanlarının dışında yaşama ve kültürlerini yaşatma savaşı veren Çerkeslerin sayısı beş milyon civarındadır.
Kafkas halkları, sorunlarını ve taleplerini dünya kamuoyuna yeteri kadar duyurabiliyor mu?
Çerkesler vatanlarını kaybedip sürgüne gittikten sonra büyük travmalar yaşadılar. Osmanlı ülkesine gelir gelmez kendilerini yine savaşın içinde buldular. Balkanlara yerleşen 150.000 civarındaki Çerkes 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda yerleştirildikleri topraklardan ayrılmak zorunda kaldı. Bu Balkan felaketi sonunda topluca Balkanları terkeden Çerkesler İstanbul’a doğru yola çıktılar.
150.000 civarında Çerkes’in İstanbul’a girişini önlemek için gelen kafile ordu tarafından durduruldu ve çadır kampa yerleştirildi. Çerkeslerin durdurularak çadırlarda misafir edildiği yere daha sonra Çerkesköy adı verilmiştir. Bir müddet burada konaklayan Çerkesler, daha sonra Tekirdağ limanında gemilere bindirilerek Suriye’ye ve Ürdün topraklarına yerleştirilmişlerdir.
Çerkes toplumu uzun yıllar siyasi ve kültürel haklarını arama mücadelesinden uzak durmuştur. Sovyetlerin yıkılması sonucu anavatanla kurulan yeni ilişkiler Kafkas toplumunu da hareketlendirmiştir. 1990 yılının sonlarından başlayarak 21 Mayıs sürgününü anma toplantıları başlangıçta elli altmış kişilik dar çevrelerde yapılmış, bu yıl sürgünün 149. yıl dönümünde Türkiye’de on binlerce kişinin katıldığı organizasyonlar haline dönüşmüştür. 2014’te sürgünün 150. yılında çok daha büyük kampanyalar düzenlenecektir. Son birkaç yıldır Çerkes toplumu artık sürgün kelimesinin yerine soykırım tabirini kullanmaya başlamıştır.
Çerkesler gelenek ve görenekleri ile öne çıkan bir halk. Bu yönüyle Çerkes kültürü ile ilgili neler söylenebilir? Bunu birkaç örnekle açıklayabilir misiniz?
Çerkes kültürünün temeli sözlü kültüre dayanır. Sürekli savaş halinde olan toplumun müziği ağırlıklı olarak ağıtlardan oluşur. Savaşlarda hayatını kaybeden kahramanlar için yakılan yüzlerce yıllık ağıtlar vardır. Çerkes toplumunda yazılı olmayan İngiliz usulü geleneğe dayanan bir hukuk sistemi vardır. Khabze adı verilen bu sistem tamamen geleneğe dayanır.
Çerkeslerde hapishane yoktur. Suçlunun cezası Thamade adı verilen bir konsey tarafından verilir, asla bu karara itiraz edilemez. İtiraz edip kendi başına hukuk uygulamaya kalkanlar ebedi olarak toplum dışına atılırlar. Çerkeslerde genellikle akraba evliliği yoktur. Amca, hala, teyze, dayı çocukları hatta daha uzak akrabaların bile birbiriyle evlenmesi uygun görülmez. Bu akrabalar kardeş hükmünde kabul edilir. Görücü usulü evlilik de yoktur. Kızlar ve erkekler kendi iradeleriyle evlenecekleri kişileri seçerler.
Çerkeslerin vatan toprağındaki akraba ve soydaşları ile bağlantıları devam ediyor mu? Akrabalık bağlarını yeniden kuranlar oldu mu? Anavatanları ile Çerkeslerin ilişkileri hangi boyutlarda devam etmektedir?
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından diaspora Çerkesleri ile Kafkasya’da yaşayan Çerkesler daha sık bir araya gelmeye başlamışlardır. İnsanların bir kısmı orada kalan akrabalarını bularak yeniden irtibata geçebilmiştir. Ancak savaşlar sırasında Ruslar Kafkas köylerinin ve yerleşim birimlerinin büyük bir kısmını tahrip ettikleri için aileler dağılmış ve birçok kişinin bağlantıları kopmuştur.
Hem Kafkasya’da hem de diasporada kurulan sivil oluşumlar iş birliği halinde çalışmalar yürütmektedirler. Bu organizasyonların hali hazırda en büyüğü Dünya Çerkes Birliği’dir. Dünyanın bütün ülkelerinde yaşayan Çerkes örgütleri bu çatı altında belli zamanlarda bir araya gelerek ortak toplantılar yapmaktadırlar. Bu birliğin merkezinin Kafkasya’da oluşu ve Rus kontrolünün yoğun oluşu örgütün fonksiyonunu azaltmaktadır. Çerkeslerin çeşitli problemlerinde yeterince aktif olamayışı yüzünden yoğun eleştiriler alan DÇB gitgide gücünü yitirmektedir. Bunun yerine son zamanlarda harekete geçen, tamamen sivil bir hareket olan Dünya Çerkes Konseyi daha etkindir. Muhalif söylemleri olan bu örgüt bütün baskılara rağmen anavatanda sürgün ve soykırım söylemini dillendirmektedir.
Çerkeslerin Osmanlı ile olan münasebetleri nasıl başladı? Gerek Osmanlı gerek Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin rolü nasıl olmuştur?
Çerkes Osmanlı münasebetlerinin tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Bu dönemden itibaren Karadeniz kıyısında yaşayan Şapsığ kabilesi ile Osmanlılar arasında az da olsa münasebetlerin olduğunu biliyoruz. Asıl münasebetler 1785 yılında Osmanlı Devleti’nin Ferah Ali Paşa’yı Kafkasya temsilcisi olarak atamasıyla başlamıştır. Çerkesler bu tarihte Osmanlı Devleti’ne Karadeniz kıyısındaki Soğucak ve Anapa limanlarını üs olarak vermişlerdir.
Şapsığ kabilesi ile yapılan anlaşma sonucu bu yerlerde Osmanlı kaleler kurmuş ve Çerkes toplumu ile iyi ilişkiler geliştirmiştir. Ferah Ali Paşa daha sonra Şapsığ kabilesine damat olmuş ve bu sayede Batı Kafkasya çok kısa bir sürede hem İslamlaşmış hem de Osmanlı nüfuz alanına girmiştir. Çerkesler 1791 yılında Rusların Anapa kalesine yaptıkları saldırı sırasında Osmanlı ordusuyla omuz omuza savaşmışlardır.
Hatta Çeçenistan’dan gelen İmam Mansur, Anapa’da Rus ordusu ile yaptığı savaşta yaralanarak Ruslara esir düşmüş ve zindanda şehit edilmiştir
Anapa’nın Rusların eline geçmesinden sonra Osmanlı gücü Kafkasya’dan çekilmiştir. 1825 yılında başlayıp 1864 yılına kadar devam eden kırk yıllık bağımsızlık savaşına Çerkesler yalnız başlarına devam etmişlerdir.
Sürgünden sonra Osmanlı topraklarına yerleşen Çerkeslerin büyük bir kısmı orduda görev almıştır. Osmanlı topraklarında dünyaya gelen ilk Çerkes nesli Osmanlı bürokrasisinde önemli görevler almıştır. Hem Balkan Savaşları, hem Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale ve daha birçok cephede Çerkes subayları önemli kahramanlıklar göstermişlerdir.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışı sırasında yanında olanların yarıya yakını Çerkes kökenli subaylardır. Çok dikkatli olarak incelendiğinde Amasya, Merzifon ve Havza’da Atatürk’ü misafir eden ve kongre toplamasına yardımcı olanların büyük bir kısmının Çerkesler olduğu görülecektir. Erzurum Kongresi dışında Sivas Kongresi’nin tertipçisi ve ev sahibi Emir Marşan bir Çerkes’tir. Daha sonra TBMM’de de görev almıştır.
Rauf Orbay, Yusuf İzzet Paşa, Mareşal Deli Fuat Paşa, Bekir Sami Bey ve adını sayamayacağımız yüzlerce Çerkes subay Kurtuluş Savaşı’nda görev almıştır. Bu konuda daha geniş bilgi almak isteyenler Sayın Muhittin Ünal’ın “Kurtuluş Savaşı’nda Çerkesler” isimli kitabından yararlanabilirler.
2014 yılında yapılacak olan Soçi Olimpiyatları için bir Çerkes olarak duygu ve düşünceleriniz nelerdir? Çerkeslerin bu spor faaliyeti için tepkileri ya da beklentileri nelerdir?
2014 yılında Soçi şehrinde yapılacak olan kış olimpiyatları bir insanlık ayıbıdır. Barışı, dostluğu ve kardeşliği temsil eden olimpiyat ruhu Soçi’de ayaklar altına alınmıştır. Soykırımın yapıldığı, altında binlerce şehidin yattığı topraklarda olimpiyat yapılması çok iğrenç bir davranıştır. Olimpiyatların yapıldığı yer, tarihi Çerkesya’nın başkenti Soçi’dir. Ruslar yüz elli yıl önce büyük bir jenosit sonucu ele geçirerek sahiplerinden arındırdıkları Soçi’de Çerkes izlerini tamamen silmeye çalışmaktadırlar. Soçi ile ilgili yapılan tanıtımlarda bir tek cümleyle bile olsa Çerkes ismi geçmemektedir. 150 yıl önce bir tek Rus’un bile yaşamadığı bu topraklardaki tarihin bu derece çarpıtılması olacak şey değildir.
Hem ana vatandaki, hem de dünyanın değişik yerlerindeki Çerkesler “NO SOCHİ” adlı bir kampanya yürütmektedirler. Rusya bu kampanyalardan oldukça rahatsızdır.
2014 yılının kışında yapılacak olan olimpiyatları protesto kampanyası Çerkes sivil toplum kuruluşları tarafından bütün hızıyla sürdürülmektedir.
